BLOGUMDA KİM REKLAM YAYINLARSA ALLAH BELASINI VERSİN İZİN VERMİYORUM

18 Ekim 2011 Salı

VEYSEL KARANİ TÜRBESİ - SİİRT BAYKAN ZİYARET BELDESİ


Ben buralara aşığım muhteşem güzellikler Allah'ım bu güzel mekanları korusun ve buralarda gözyaşları ile yapılan hayırlı duaları kabul buyursun..


Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin kokusunu burada almak nasib olsun..
Veysel Karani'nin Aşkından muhabbetinden Rabbim tüm isteyen kullara nasib eylesin..


Mescid ziyaret namazı kıldık çok şükür bir daha ne zaman nasib olur kimbilir?


Ben üst kattan çekim yaptım cami sakindi ve huzur dolu bir mekan.

Veysel Karani Türbesi (Baykan)
Baykan'ın Ziyaret Beldesinde, Diyarbakır-Bitlis karayolu üzerinde olan Veysel Karani Türbesi,

Siirt'e 40 km mesafededir. Yörenin "cas" denilen harcıyla 1901 yılında yapılıp, kubbeyle örtülmüş olan türbe, 1967'de yıktırılmıştır. Yerine yeni bir türbe yaptırılmıştır.

Her yıl 16-17 Mayıs günleri Veysel Karani'yi anma günü olarak kutlanmaktadır. Bahar aylarında, özellikle Mayıs ayında yurdun dört bir yanından gelen ziyaretçilerin akınına uğramaktadır.











Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler. 

     Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.


     Hz. Ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler.

Memnuniyetle bu davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
    

Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur.
   Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı.


Mübarek naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti.

Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi... Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları dağıldılar.

Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu. 
 
      Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır. O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.
Read More




FAZİLETLER VE ŞEMAİL


FAZİLETLER VE ŞEMAİL BÖLÜMÜ



350/1.(...) Enes'in şöyle dediği rivayet edildi:
Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem altmış üç yaşındayken, vefat et­ti.        .                                 -
Hz. Ebû Bekir altmış üç ve Hz, Ömer de altmış üç yaşında vefat etti­ler.»

351/2   Enes'in  şöyle dediği rivayet  edildi:
«Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem 'kırk yaşını .doldurduğu sıralar­da, vahiy almağa başladı.
On sene Mekke'de, on sene de Medine'de oturdu.                            .
Hz. Peygamber vefat ettiği zaman, saç ve sakalımla ağarmış kıllar yir­miyi bulmamıştı.»
                                                                  "
352/3   Cabir'in  şöyle dediği  rivayet edildi:.
«Resulüllah  sallallahü  aleyhi ve sellem, vücudunun güzel kokusu  ile tanınırdı.»

353/4  Abdullah bin Mesûd'un şöyle dediği rivayet edildi: 
«Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem, gece, tabiî olan güzel koku­su ile tanınırdı."

354/5   İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:
«Nebi sallaliahü aleyhi ve sellem'in bana bir miktar borcu vardı. Bana ödediği, alacağımdan  daha fazla  idi.»

;  355/6 Enes bin- Mâlİk'ih şöyle dediği rivayet edildi:
«Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellemin avuçlarından daha yumuşak bulduğum, ne bir poplin ne de halis bir ipek bilirim.»
(a)'  Bir rivayette şöyie dedi:
«Resulüllah sallallahü aleyhi ve ve sellem, beraber oturduğu kimse­lerin yanında   dizlerini uzatarak oturduğu görülmemiştir.»

356/7   İbrahim'in  babası   Mesruk'tan   rivayetle  şöyle   demiştir: Mesruk, Hz. Aişe'den  Resulüllah sailallahü aleyhi ve sellemin  ahlâkını sordu. O da:
«— Kur'an'ı  okumuyor musun?!»  diye  cevap  verdi.

357/8    Enes'in şöyle dediği rivayet edildi:
«Hz. Peygamber, kölenin yapmış olduğu davetine gider, (hastaya gidcr) ve eşeğe dahi binerdi.»

358/9    Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivayet edildi1:
«Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in, hastalığı sırasında namaza geldiğinde ayaklarının aklığını halâ görür gibiyim.»

359/10    Hz. Aişe'nin şöyle dediğr rivayet edildi:
Hz. Peygamber, vefatiyle sonuçlanan hastalığa yakalandığı vakit, ben­de kalmak için hanımlarından izin istemiş, onlar da kabul etmişlerdi.
Bunu duyunca acele kalkıp hücreme çekildim. O sırada hizmetçim de yoktu. Kendisine, baş yastığı (güzel kokulu) Mekke ayrığı ile dolu, bir ya­tak serdim.
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, iki kişinin yardımıyla gelip ya­tağına yattı.»

360/11   Enes'in şöyle dediği  rivayet edildi:
Hz. Ebû Bekir, Resuluilah (S.A.V) in biraz iyileştiğini görünce, karısı Hâdice'nin kızına gitmek için izin istedi. Hanımı o şırada ensâr'ın meyve bahçelerinden birinde bulunuyordu. Halbuki gördüğü bu iyileşmenin ölüm rahatlığı  olduğunu anlamamıştı.  İzin  alarak gitti. - Hz. Peygamber o gece vefat etti.
Sabah olunca mahalle halkının birikirlerine bir şeyler söylemekte olduklarını görünce başladı. Konuşulanlara kulak verip kendisine haber getirmek üzere 'küçük bir köleyi dışarı yolladı.
Köle gelerek ona:
«— İşittiğime göre «Muhammed öldü» diyorlar, dedi. Hz. Ebû Bekir bunu duyunca:
«— Vâh..;. vâh...! Gücüm, kudretim kırıldı» diyerek perişan bir hale geldi.
Ebû Bekir radiyallahü and Mesci'd'e henüz varmamıştı ki, yerinde dü­şüp kalacağını zannettiler.
Münafıklar; Muhammed Peygamber olsaydı ölmezdi!» diyerek müslümanlar arasında şüphe uyandırmağa çalışıyorlardı.
Hz. Ömer, o zaman kılıcını çekerek:
«— Hiç kimseden «Muhammed Öldü diye» duymıyayım yoksa kılıçla boynunu vururum!»
Bunun üzerine  seslerini kestiler,
Hz. Ebû Bekir, geldiği zaman, Peygamber'in üzeri örtülüydü. Yüzün­den örtüyü kaldırdı, öpüp koklamağa başladı. Ve orada bulunan halka dö­nerek: '
«— Ey nâs! Kim Muhammed'e tapıyorsa, bilsin ki, o öldü. Kim de Muhammed'in Rabbına tapıyorsa, bilsin ki Muhammed'in Rabbi ölmez!» de­yip şu âyeti okudu,
«Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamber­ler geldi geçti. Ölürse, yahut öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz?
Kim dönerse 'bilsin ki Allah'a hiçbir suretle zarar veremez ve  Allah şü'kredenlerin  karşılığım yakında verecektir.» [1]
Hz. Ömer bu âyetle ilgili olarak şöyle konuştu:
«Bu âyeti o gün dinlediğimizde, onu sanki biz daha önce hiç okuma­mış gibiydik!»
Hz. Ömer'in bu sözlerini dinleyen müslümanlar aynısını söyliyerek âyeti okudular.
Resuiullah (S.A.V.) Pazartesi gecesi öldü. Öylece iki gece, iki gündüz kaldı ve,salı günü defn olundu.
Üsâme bin Zeyd ile Evs bin Havle su döküyorlar, Alî ve Fadl da sallallahü alevhi ve sellemi yıkıyorlardı.

361/12     Ibn  Mesûd'un şöyle dediği   rivayet edildi: Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Benden  sonra Ebû Bekir ve Ömer'e uyunuz!».

362/13    Huzeyfe bin el-Yemân'ın şöyle dediği rivayet edildi:
«Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer'e uyunuz. Ammâr'ın davranışlarını
örnek  alıniz!   İbn   Ürnm-i  Abd'ın  [2]  yapmayı   üzerine   aldığı  şeyi tutmaya
özeniniz!» .

363/14    Mûsâ Ibn Kesîr'in şöyle dediği rivayet edildi:
Hz. Ömer (birgün) Hz. Osman'ın yanından geçerken, üzüntülü görünce sordu:
«— Seni' üzen ne. olabilir?»
Hz. Osman:
«— Üzülmem mi? Resulullah ile aramdaki kayınbabalık-eniştelik yakınlığı  kesildi» diye konuştu.
Bu söz, nikâhlısı ve Hz. Peygarber'in kızı [Rukiyye) nin vefat ettiği sıralara  rastladı.
Hz. Ömer:'
«— Seni kızım Hafsa ile evlendireyim!" dedi.
Hz. Osman:
«— Resulullah (S.A.V.)  in  emrini  al, ondan sonra» cevabını verdi.
Hz. Peygamber bu iş için kendisine gelen Ömer'e:
«— İster misin ki, senin İçin, Osman'dan daha hayırlı bir enişte; Os­man için de senden hayırlı bir kaymbaba göstereyim?» diye sordu.
Hz. Ömer, «Evet buyurun!» dedi.
Resulullah o zaman şu teklifi yaptı:
Sen  Hafsa'yi benimle, ben de kızımı  Osman ile evlendirelim!»
Buna Hz. Ömer «Evet» diyerek kabul etti ve Hz. Peygamber de dedi­ğini yaptı.         
                            .
364/15   Hz. Ali'nin yakın arkadaşlarından Habbe ifan- el-Ürenî'nin şöyle de­diği rivayet edildi:
Ali'nin şöyle dediğini  kendisinden  işittim:
«Ben islâmı İlk defa kabul edenimdir. (Ve ben Resulullah (S.A.V.) ile ilk namaz kılanım.»

365/16   Ümmü Hânİ'in şöyle dediği rivayet edildi:
Bir gün Hz. Peygamber, Hz. Ali'ye baktı ve aç olduğunu anladı.
«— Niçin açsın ey Ali!» diye sordu.
=Hz. Ali:
«— Ey Allah'ın Resulü, dedi. Şu vakitten beri çok az yiyiyorum da...»
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
«— Seni Cennetle müjdeliyorum!» diye tebrik ettiler.

366/17  İbn Abbâs'ın  şöyle dediği rivayet edildi: Resulullah sallallahü  aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 «Kıyamet günü  şehidlerin efendisi,  Abdulmuttalibin oğ!u Hamza' dan sonra da, devlet idarecinin huzuruna girip «Şunlar, yap   diye ona emr eden kişi olacaktır."

367/18 'Cabir'in. şöyle dediği  rivayet edildi;                      - .      .
Resuiullah sallallahü aieyhi ve seilem:
«Ahzâb (Hendek muharebesi) gecesi, bize kim haber getirebilecek?» diye sordu, [3]
Bunu duyan Zübeyr hemen yola çrktı. Hz. Peygambere üç kez haber getirmişti.
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem o zaman:
Her nebinin yardımciları ftavârı) olmuştur. Benim yardımcım da Zübeyr'dir»  buyurdular.

368/19    Abdulah  İbn   Mesûd'un  şöyle  dediği  rivayet ediidi:
Bir gece,  Hz.  Peygamber'in  eşliğinde  Hz.  Ebû Bekir ile  Hz. Ömer ay   ' ışığında sohbet ettiler.
Az sonra Hz. Peygamber ve ikisi çıkıp., fon Mesûd'un (evinin önünden) geçtiler. O srada  Kur'an  okuyordu.
Hz. Peygamber:
«— Kur'an-ı indiği gibi okumak zevkini almak istiyen kimse, ibn-i Ümm-i Abd'in okuyuşunu örnek alarak, okusun» buyurup, Onun için şöyle demeğe başladı:
«Dilediğini  iste;  sana verilir!»    .
Bunu duyan Ebû Bekir ve Ömer ona müjde vermeğe gittiler. Ona ilk müjdeyi   Ebübekir yahut  Ömer verdi:
«Nebî sallallahü aleyhi ve sellem, sana dua etmeni istedi.» dedi. O da:
«— Ey Allah'ım Sen'den, yerinden asla ayrılmayan devam edici bir iman, yok olmaz nimetler ve cennette sonsuz olarak Peygamberinin dost­luğunu istiyorum!» diye duada bulundu.
(a) Bir rivayette Abdullah şöyle dedi:
Hz. Peygamber'in yanında Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer ay ışığında soh­bet ettiler.
Resûlullah (S.A.V.} ve onlar beraberce çaktılar. İbn Mesûd'un (evinin) yanından geçtiler. O sırada namaz kılarken Kur'an okuyordu. Nebî sallal­lahü aleyhi ve sellem:
«— Kur'an'ı, indirildiği  gibi ter-ü taze  olarak okumayı     istiyen, İbn-i Ümm-i  Abd'in okuyuşunu örnek alarak okusun!» «— Dilediğini iste, sana verilir!» dedi.
[Ravi bundan sonra, hadisi, yukarda olduğu gibi naklederek tamamla­mıştır.)

369/20   Avn'ın babası Abdullah İbn Mesûd'dan rivayet ederek şöyle de­miştir:
«Hz. Peygamber evine geldiği zaman, Abdullah (İbn Mesûd), annesi Ümmü Abd'İ oraya göndererek Nebi sallallahü aleyhi ve sellemin davra­nışlarından gördüklerini gelip kendisine söylemesini tembih ederdi.
Böylece, annesinden almış olduğu bilgiye dayanarak Hz. Peygamber'e
benzemeğe çalışırdı.»

370/21   Avn'ın   babası,  Abdullah (ibn Mesûd'dan)  rivayet ederek  şöyle
demiştir:
«Abdullah, Resûlullah [S.A.V.) in, palmiye yaprağı ile örülmüş secca­desine sahip olurdu.»
Bir rivayette şöyle dedi:
«Hz. Peygamberin çomağına sahip olurdu.»
Bir rivayette şöyle dedi:
«Abdullah, Hz. Peygamber'in örtüsüne sahip olurdu.»
Bir rivayette şöyle dedi:
«Abdullah-,   Hz. Peygamber'in  bineğine sahip olurdu.»
Bir rivayette şöyle dedi:
«Abdullah, Hz. Peygamber'in misvakına, abdest ibriğine ve nalınla­rına sahip olurdu.

371/22   İbn  Mesûd'un  şöyie  dediği rivayet edildi:
«Müslüman olduğumdan bu yana yalnız bir kere yalan söyledim. O da şöyle  oldu:»
Bert,   Hz.   Peygamber'in  devesinin  palanını   vurmağa çalışırken, Tâiflİ usta bir palan vurucusu gelerek bana:
« Hz.   Peygamber devesine daha çok hangi tür palanın vurulması­nı ister?»  diye sordu.
«Tâif  Mekke türünü...» dedim. Gerçekte ise Hz. Peygamber
bu türden hoşlanmazdı.
Bu şekilde hazırlanan  deveyi getirince,   Resûlullah  (S.A.V.) yanında
bulunanlara):  
« Bunu bizim için kim hazırladı?!» diye sordu.
«.Palancınız!...» dediler.
«İbn  Ümm Abd'e gidin; devemize, o pafan vursun-i» emrini verdi.
. Böylece, deve  bana geri  getirildi.»1
[a}    Bir  rivayette, Abdullah   şöyle  dedi:
Taiflilerden  bir palan vurucusu Hz. Peygambere getirildi. Taifli bana gelerek:                                                       
«— Hz. Peygamber'in hoşuna giden en çok hangi tür palandır?» diye sordu. ben de:
«— Taif   Mekke,  türüdür»  dedim.
Hz.  Peygamber çıkıp bineğini görünce:
«— Bu bineği   hazırlayan   kimdir?»  diye sordu.
*— Tâif'li» denildi.
«— Bu türe ihtiyacımız yoktur»  buyurdu.

372/23   Abdullah  (İbn  Mesûd'un) şöyle dediği  rivayet edildi:
«Müslüman  olduktan  bu yana yalnız bir kere yalan  söyledim. O da
şöyle oldu:
Hz. Peygamber'in devesine palan vuruyordum. Tâifli bir palan vuru­cusu gelerek bana:
«— Hz. Peygamber'in hoşuna giden daha çok hangi tür palandır?» di­ye sordu. Ben:
«— Tâif —Mekke türüdür (!)» dedim Gerçekte Resûlullah (S.A.V.) bu
türü çirkin bulurdu.
O da Hz. Peygamber için deveyi bu şekilde hazırlayıp getirdiğinde:
«— Bizim için bu deveye palan vuran kimdir?" diye sordu.
«— Taiften getirttiğimiz palan vurucusu...»  dedi.
Nebî (S.A.V) o zaman:
«— Deveyi İ-bn Mesûd'a geri gönderiniz, o hazırlasın!» emrini verdi.»

373/24   Ebû Abdillah el-Cedelî'nin Huzeyme'den naklen şöyle dediği ri­vayet edildi:          :
Bir köylü Hz. Peygamber'a satmış olduğu şeyi inkâr ederken, Hüzey-me çıka geldi. Ve:
«— Ona sattığına ben şahidim!» diye söze karıştı.
Resûlullah (S.A.):
«— Nereden biliyorsun?» diye sordu.
Huzeyme:
«— Gökten vahiy gevriyorsun, seni doğruluyoruz!» cevabını verince, bundan böyle Hz, Peygamber onun şahadetini iki erkeğin şahadetine eşit kıldı.
(a)    Bif rivayette şöyle dedi:
Bir köylü, Resûlullah (S.A.) ile yapmış olduğu satış anlaşmasını in­kâr ettiği bir sırada, Huzeyme üzerine geliverdi. Ve:
«— Orta sattığına ben şahidim!» diye söze karıştı.
Hz. Peygamber ona,
«— Bana sattığını nereden biliyorsun?» diye sordu.
Huzeyme:
«— Gökten bize vahiy getiriyorsun, seni doğrulyoruz! Yeryüzünde (verdiğin haberde) seni doğrulamıyor muyuz!» cevabını verdi.
Hz. Peygamber bu olaydan sonra vefatına kadar, Huzeymenin şahade­tini iki  erkeğin şahadetine eşit kıldı.
fb)    Bir rivayette şöyle  dedi: Uz. Peygamber, vefatına ıkadar, onun  şahadetini  iki erkeğin şa­hadetine eşit olmayı  caiz gördü.

374/25     Enes İbn Mâlik "in şöyle dediği rivayet edildi:
Hz.  Hatice'ye verilen müjdeye  göre, kendisine    cennette, içerisinde
gürültünün, yaygaranın ve herhangi bir yorgunluğun bulunmıyacağı bir ev
verilecektir.

375/26     Hz. Aişe'rvin şöyle dediği  rivayet edildi: Resûİullah (S.A.) buyurdu ki:
"Ya Aişe! artık öiüm bana tasa vermiyor, çünkü cenette de seni eşim olarak gördüm.
Hz. Peygamber, bundan sonra yanında bulunanlara dönerek:
«— Aişe'yi   cennette  gördüğüm  için  ölümü  artık     umursamıyorum.»
buyurdu.

376/27    :Hz. Aİşe'nin şöyle  dediği  rivayet edildi:
Nebî saliallahü aleyhi ve sellemin hanımları içersinde benim, onlar­da bulunmayan  özelliklerim vardır.
Hz. Peygamber, babamı onların babasından daha çok severdi. Beni hepsinden çok severdi. Beni bakire aldı. Cibril Aleyhisselâm suretimi ona getirip gösterdikten sonra, o benimle evlendi. Kadınlar içersinde Cibril Aieyhisselâmt yalnız ben gördüm. Hz. Peygamber'in örtüsü altında bulun­duğum sırada Cibril'in geldiği- çak olmuştur. Bana atılan iftiradan bir bölük insanın az daha helak olacağı sırada, masum olduğumu bildirmek üze­re ona gelmişti. Hz. Peygamber'in ruhu alındığında benim evimde, benim nöbetim olan- gecemde, benim günümde [4]O ve başı çenem ile göğsüm arasında bulunuyordu.»

377/28  Hz. Aİşe'nin şöyle dediği rivayet edildi:
yukarıda ki hadis ile aynı

378/29    İbrahim (en-Neheî), Mesruktan şöyle rivayet etti: Mesrûk, Hz. Aişe'den hadis rivayet ederken şöyle derdi: «Bana rivayet eden,  «Her zaman doğrulayıcının kızı olan her zaman doğrulayıcı   (Sıddî), masum     olduğu  Kur'an ile  sabit olmuş olan, azamet ve bereket sahibi Allah'ın elçisi (SAV.) nin sevgilisi (Aişe) dir.»

379/30    İbn  Abbas'tan şöyle rivayet edildi:
Hz. Aişe hastayken, İbn Akbaş sormaya gelip, kabul edilmesi için izin istemişti.
Hz. Aişe birini göndererek:
«— Kendimi kederli ve sıkıntılı hissediyorum. Bîr başka zaman bu­yursun!» dedi.
İbn Abbas haberciye:
„Kabul edilmeden, buradan ayrılmam!» cevabını verdi. Haberci bu cevabı ona bildirince, Hz. Aişe girmesine izin verdi.
Huzuruna geldiğimde:
«— Doğrusu çok tasa ediyor ve sıkılıyorum. Zira hata ve noksanlığım varken ölümün ansızın geleceğinden korkmaktayım.» diye konuştu.
İbn Abbas:
« Allah'a yemin ederim ki, ben Sallallahü aleyhi ve sellem'i «Aişe Cennetli'ktir!» diye söylenirken işittim. Allah teâlâ'nın il'k önce Cehennem­de yanıp sonra Cennete girecek bir kadınla, Onu evlendirmesi, ona verdi­ği şerefle, asla uyuşmaz!»
Bu sözleri duyan Aişe:
«— Sen beni sıkıntı ve üzüntülerimden 'kurtardın. Allah da seni bun­lardan kurtarsın!» dedi.

380/31  El-Heysem, Âmir eş-Şabî'den naklen söylediği  rivayet edildi: Eş-Şabî, (bir gün) müslümanlarin yapmış oldukları savaşları anlatıyor­du. Bu sırada onu İbn Ömer de dinlemekteydi. Bir müddet dinledikten son­ra: Âmir, savaşlarda bulunmuş gibi (güzel) anlatıyor!» dedi.

381/32  Dâvûd bin Ebî Hind'in Âmir'den naklen şöyle dediği rivayet edildi:
İbn Ömer'in de bulunduğu bir toplantıda, Âmir Hz. Peygamber "Amir sa­vaşlarını anlatıyordu. Bir ara İbn Ömer şöyle dedi: Âmir savaşçıların ya­lında bulunmuş gibi. (güzel) anlatıyor.

382/33   Ebû Hani-fe: «Hammâd şöyle konuşurken işittim» diyerek rivayet edilmiştir ki:
«ibrahim (en-ıMeheî)ye baktığım zaman sen ve onun davranışlarını gö­ren herkes:   «Onun  davranışları Alkame'nin  davranışlarıdır."  derler. İbrahim dedi ki:
Aîkame'yi  gören «Onun  davranışları, Abdullah'ın  davranışlarıdır»  der. A!kame'de şöyie dedi:
Abdullah'ı gören kimse, «Onun davranışları    Hz. Peygamberin davra­nışlarıdır!» der.

383/34 Abdullah İbn Davud'un şöyle dediği rivayet edildi: «Büyüklerden  kimlere yetiştin»  diye     Ebû   Hamfe'ye  sormuştum. Şu isimlen saydı:
«El-Kas.rn, Salim, Tâvûs, İkrime, Abdullah bin Dînâr, Ei-Hasan el-Bas-benzer Katade" 'brahmı, Eş-Şabî,    Nâfi1 ve



[1] Âli   İmrân (3),  âyet  144.
[2] Abdullah  bin  Mesu'ttur

[3] ' Habar,   Beni Kureyze hakkında  idi.

[4] Hz.  Peygamber,  hanımlanyla   nöbetleşe  kalıyordu. Vefat ettikleri  gün  Hz. Aışenin nöbetiydi-
[5] Adı   geçen   âyetler,  Nûr  sûresinin   (24)   11-26  âyetleridir.




Hz. PEYGAMBERİN ÜMMETİNİNİN FAZİLETİ BAHSİ


[6 Hadistir]


384/1: Ebû Burde'nin babasının şöyle dediği rivayet edildi: Hz.  Peygamber şöyle  buyurdu:
«Kıyamet günü olup yaratıklar secde etmeğe çağrıldığında, ümmetim i'ki uzun secde yapmadan önce, öteki ümmetler secde yap-mağa güçleri yetmiyecek.»
    Müslümanlara:
«— Kaldırın başlarınızı! Ateşten kurtulmak için sayınızca yahudi ve hirtstiyan  size  feda  kıldım.»   diye  seslenilecektir.

385/2 Ebû Bureyde (Bürde (?)) nin babasının şöyle dediği rivayet edil­di:
Resûlullah (S.V.) buyurdu ki:
«Kıyamet günü olunca, müslümanjardan her birine bir yahudi ve hiris-tiyan verilecek,» «Ateşten kurtulmak için verecek bedelin budur.» dene­cek.
(a)    Bir rivayette şöyle dedi:
«Kıyamet günü olunca, bu ümmetin her birine (kâfirlerden) bir tane bırakılarak:»  «Ateşten kurtulmak için verecek bedelin  budur.» denecek.»
(b)    Bir rivayette şöyle buyurdu:
«Şüphesiz bu ümmet, Allah'ın rahmetine muhtaç olacak bir ümmettir ki azaplarını kendi elleriyle hazırliyacaklardir.»

386/3 İbn  Bureyde'nir? babasının şöyle dediği rivayet edildi: Resûlullah sallalahü aleyhi ve sellem bir gün ashabiyle şöyle konuş­tu:
«— Cennette bulunanların dörtte 'biri olmaya razı  mısınız?"
«— Evet.»
«— Cennette bulunanların üçte biri olmaya razı mısınız?»
«— Evet.»
«— Cennette bulunanların yarısı olmaya razı mısınız?» «— Evet.»
«— O halde birbirinize şu müjdeyi veriniz ki, Cennetlikler yüzyirmi sı­radır. Bunların seksen sırası ümmetimdir.»

387/4  Ebî Bürde'nin babasının şöyle dediği  rivayet edildi:' Resûlullah (S;A.) buyurdu k\:
Ümmetim Ailah'm rahmetine muhtaç olacak 'bir ümmettir (z-ira) kötü akıbetlerini dünyadayken 'kendi elleriyle -hazırlıyacaklardır.
— Bir rivayette: «... birbirlerini öldürecek...» sözü eklenmiştir.

388/5   Ebû (Musa'nın şöyle dediği rivayet edildi:
Resûlullah (S.A.) buyurdu ki:
«Ümmetimi tü'ketecek olan, birbirlerine silâh çekmeleri ile tâün (ve­ba) dır.»
Bunun üzerine soruldu:
«Ey Allah'ın  Resulü!  Birbirlerine silâh  çekme nedir, biliyoruz. Fakat tâûn nedir (bilmiyoruz)?»
Cevap verdi:
» Cinlerden  düşmanınız olanların, sizi silâhiariyle vurmalarıdır. Her iki halde de şehitlik vardır.
— Bir rivayette:  (...  «Her iki  halde  de şehitler bulunur) dendi.

'   389/6   Ebû Musa'nın şöyle dediği rivayet edildi: Nebî sallalİahü  aleyhi ve sâllem  buyurdu !<i:
«Ümmetimi   tüketecek olan,   birbirlerine   silâh   saplamaları   ile  tâûn-dur.»
Bu haber üzerine soruldu:
«—. Birbirlerine   silâh  saplama»  nedir biliyoruz. Fakat tâûn  nedir?»
Cevap verdi:
«— Cinlerden düşmanınız olanların silâhlariyle sizi vurmalarıdır. Her ki halde şehitlik vardır.»


Read More




Ashâb İçinde Vefatlarından Sonra Cennet ile Müjdelenenler


Zeyd b. Harise (R.a): Efendimiz (sav)'in, azatlı kölesi, Mu'te Savaşı'nda şehit olmuştu. Hz. Bureyde anlatıyor: Efendimiz buyurdular ki:
"Cennete girdim, beni genç bir câriye karşıladı 'sen kimsin1 dedim ona. Ben Zeyd b. Harise'ninim,” dedi. [87]
Ebu Seleme (R.a): İlk Müslüman olanlardan, Efendimiz'in sütkardeşi ve teyze oğlu Habeşistan ve Medine'ye hicret etti. Bedir Savaşı sonrası vefat etti. Ebu Seleme'nin karısı Ümmü Seleme validemiz anlatıyor: "Ebu Seleme vefat ettiğinde, Allah Rasûlü (sav) geldi, onun gözlerini indirdi ve ruh kabız edilince göz onu takip eder buyurdu.
Ehli onun vefatına ağlı­yorlardı. Dedi ki Efendimiz (sav): 

"Nefislerinize ancak hayır ile dua edin zira melekler sizin duanıza âmin diyorlar" ve arkasından
"Allahım Ebu Seleme'yi mağfiret eyle. Derecesini hidayete erenlerin içinde yükselt. Bizi ve onu bağışla Ya Rabbelalemin. O'nun kabrini genişlet ve onu kabir içinde tenvir et" diye dua etti. [88]

Herhalde Efendimiz (sav)'in böyle dua ettiği bir zatın yeri cennet ola­caktır. Kaldı ki sahâbe-i kiram içinde, Resûl-i Ekrem (sav) Ebu Musa el-Eş'ariye Bi'r-i Maune ve Reci gazvesinde şehit olanlara, Hz. Cüleybib'e, Abdullah b. Haram'a bu ve benzeri şekilde dua etmiştir. Dolayısıyla bun­lar da ehl-i cennet içinde rahatlıkla mütalâa edilebilirler.
Useynm (R.a): Asıl adı Amr b. Sabit. Bir vakit dahi olsa, namaz kıl­madan cennete giden sahabe. Ebu Hureyre'nin anlattığına göre Uhud Savaşı'na kadar Müslüman olmayan Useynm, o gön Müslüman oluyor ve şehit oluncaya kadar savaşıyor. Allah Rasûlüne bu anlatılınca,
"Muhakkak ki o, ehl-i cennettir" buyuruyor. [89]
Harise b. Umeyr (R.a): Çocuk iken Bedir Savaşı'na katılıp, şehit olan­lardan Harise'nin annesi. Allah Rasûlü'ne gelerek,
"Ya Rasûlallah, Harise'nin benim yanımdaki kıymetini biliyorsun. Eğer o cennette ise sabreder, ecrini Allah'tan beklerim. Eğer değilse, ne yapayım, ne yap­mamı tavsiye edersin" dedi. Allah Rasûlü ise,
"Allah iyiliğim versin. Bir tane mi cennet var. Birçok cennet vardır ve Harise Firdevs cennetindedir" karşılığım verdi. [90] Mâiz b. Mâlik (R.a): Zina suçundan dolayı recm cezası ile Öldürülen sahabe. Hz. Cabir anlatıyor: Maiz recm ile Öldürüldükten sonra Allah Rasûlü onun hakkında
"Onu cennet nehirlerinin içinde yüzerken gördüm” [91] buyuruyor

[87] İbn-i Asâkir, 5/462
[88] Müslim, Cenaiz, 7
[89] Ahmed b. Hanbel. Müsned, 5/428-429
[90] Buharı, Mağazi, 9, Likak, 51
[91] Muhatü'l Mabud, Ebu Davud el-Tayalisi, 2576
Read More




Return to top of page
Powered By