8 Eylül 2026 Salı

1. [Bir vakte bağlı kalmaksızın yahut özel bir hâle ait olmaksızın] bütün zamanlarda yapılması müstehab olan önemli Duâlar

 


1. [Bir vakte bağlı kalmaksızın yahut özel bir hâle ait olmaksızın] bütün zamanlarda yapılması müstehab olan önemli Duâlar

Bil ki, bu kısımla maksadımız, bir vakte bağlı kalmaksızın yahut özel bir hâle ait olmaksızın bütün zamanlarda yapılması müstehab olan önemli Duâları anlatmaktır.

Bil ki, bu bölüm, doğrusu çok geniştir; bunun sonuna ulaşılmaz ve onda biri ihata edilemez. Fakat ben esas olanların en önemlilerine işaret edeceğim. Bunların evveli, Allahü sübhânehu ve teâlâ'nin peygamberlerden (salâvatüllahi ve selâmuhu aleyhim) ve hayırlı kimselerden haber vemiş" olduğu Kur’ânda zikri geçen duâlardır. Bunlar ma'ruf olup çoktur. Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in yaptığı ve başkasına öğrettiği sabit olan duâlar da manası geniş sözü kısa olan bu duâlardandır. Bu kısım Duâlar doğrusu çoktur. Geçen bölümlerde bunların bazısı zikredilmişti. Ben burada onlardan Kur’ân duâlarını ve geçmiş Duâları içine alanları anlatacağım. Başarı Allah'tandır.

1004- Sahîh isnadlarla Nûman ibn Beşir'den (radıyallahü anhüma) yapılan rivâyete göre, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Duâ ibâdettir."[1]

1005- Güzel bir isnadla Hazret-i Âişe'den (radıyallahü anha) yapılan rivayetde şöyle demiştir:

Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem Duâlarından toplu (manası geniş, sözü kısa) olanları severdi. Bunlardan başkası ile de (özel) duâ ederdi. "[2]

1006- Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah katında Duâdan daha iyi bir şey yoktur."[3]

1007- Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim musibet ve şiddet zamanında Duâsını Allahü teâlâ'nın kabul etmesini severse, genişlik zamanında çok duâ etsin."[4]

1008- Enes'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem'in çoğunlukla Duâsı şu idi:

Allahümme âtına fiddünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr."

"Allah'ım! Dünyada bize iyilik ver. Âhirette de bize iyilik ver ve bizi ateş azabından koru."[5]

Müslim Peygamberin şöyle dediğini rivâyetine ilâve etmiştir: Enes kısa bir duâ etmek istediği zaman, bu duâ ile duâ ederdi."

1009- İbn Mes’ûd'dan (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Allah'ım! Senden hidâyet, takva, iffet ve gınâ (nefis zenginliği) isterim.”[6]

1010- Sahâbe olan Tarık ibn Eşyem el-Eşça'i'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Bir insan İslâmı kabul ettiği zaman Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ona namazı öğretir ve sonra şu kelimelerle duâ etmesini ona emrederdi:

"Allahümmegfir lî verhamnî vehdinî ve âfinî verzuknî."

"Allah'ım beni bağışla, bana merhamet et, bana hidâyet ver, bana âfiyet ver ve beni rıziklandır)." Târık'dan Müslim'in diğer bir rivâyeti şöyledir:

“Bir adamın Peygambere gelip de şu şekilde konuştuğunu işitmiştir: Bir adam Peygambere gelip dedi ki, ya Resûlellah! Rabbimden isteyeceğim zaman nasıl söyleyeyim? Peygamber, (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle söyle dedi:

"Allahümmegfir lî verhamnî, ve âfinî verzuknî."

"Allahım, beni bağışla. Bana merhamet et. Bana afiyet ver. Beni rızıklandır.) Bu sözler senin dünya ve âhiret işlerini toparlar."[7]

1011- Abdullah ibn Amr ibn'l-As'dan (radıyallahü anhüma) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Allahümme yâ musarrife'l-kulûbi sarif kulûbenâ alâ tâatike."

"Ey kalbleri çevirip idare eden Allah'ım! Kalblerimizi Sana itaat etmeye çevir.”[8]

1012- Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Belâ sıkıntısından, isyana düşmekten, kötü akıbetten ve düşmanların sevinmesinden Allah'a sığının."[9] Süfyân'dan bir rivâyette o şöyle demistir: Hadisde üç madde vardır. Ben bir tane ilâve ettim; hangisini ilâve ettiğimi bilmiyorum. Bir rivâyette de Süfyân demiştir: Bu maddelere bir tane ilave ettiğimde şübheliyim.

1013- Enes'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah'ım! Ben acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan, kocalmadan, cimrilikten Sana sığınırım. Yine kabir azabından Sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden de Sana sığınırım." Bir rivâyet şöyle: Borç yükünden ve azgın insanların üstün gelmesinden sana sığınırım.”[10]

1014- Abdullah ibn Amr ibni'l-Âs'dan, o da Ebû Bekir es-Sıddîk'dan (radıyallahü anhüm) yapılan rivâyette Ebû Bekir, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'e şöyle dedi:

"Namazımda duâ edeceğim bir Duâyı bana öğret. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) dedi ki, şöyle söyle:

"Allah'ım! Ben nefsime çok yazık ettim. Günahları ancak Sen bağışlarsın. Tarafından bana bir mağfiret buyur, bana merhamet et; çünkü Sen çok mağfiret edensin, çok merhamet edensin."[11]

Derim ki, hadisin rivâyetinde "Nefsime çok zulüm ve büyük zulüm" diye iki ifade olduğu için duâ edenin her iki sözü de kullanarak "nefsime çok ve büyük zulüm ettim" demesi müstehabdır. Bu duâ her ne kadar namazda okunmak üzere varid oldu ise de, Sahîh, hasen ve nefis olduğundan her yerde okunması müstehab olur. Bir rivâyette de:

“Namazımda ve evimde okuyacağım bir Duâyı bana öğret" şeklindedir.

1015- Ebû Mûsa el-Eş'arî'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şu duâyı yapardı:

"Allah'ım! Benim hatamı, cehlimi isimdeki taşkınlığı ve benden daha iyi bildiğin şeyi bana bağışla. Allah'ım! Ciddi işimi ve şakamı, hatamı ve kasden yaptığımı bağışla. Bütün bunlar bende vardır. Allah'ım! Önceden yaptığım ve yapacağım günahları, gizlediğimi ve açığa vurduğumu ve benden daha iyi bildiklerini bana bağışla. Evvel ve son Sensin. Sen her şeye kadirsin."[12]

1016- Hazret-i Âişe'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Duâsında şöyle buyururdu:

"Allah'ım! Ben, işlediğim şeyin şerrinden ve işlemediğimin şerrinden Sana sığınırım."[13]

1017- İbn Ömer'den (radıyallahü anhüma) yapılar rivâyetde demiş ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in duâlarından biri şu idi:

"Allah'ım! Nimetinin gitmesinden, verdiğin afiyetin değişmesinden, azabının ansızın gelmesinden ve buğz ettiğin her şeyden Sana sığınırım."[14]

1018- Zeyd ibn Erkam'dan (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde şöyle demiştir: Ben size, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in söylediğinden başkasını söylemiyorum. O şöyle derdi:

"Allah'ım! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan, cimrilikten, üzüntüden, kabir azabından ben Sana sığınırım. Allah'ım! Nefsime takvasını ver ve onu günahlardan temizle. Sen onu temizleyenin en hayırlısısın. Sen onu koruyansın, onu idare edensin. Allah'ım! Fayda vermeyen bir ilimden, korkmayan bir kulluktan, doymayan bir nefisten ve kabul olunmayan bir duâdan ben Sana sığınırım."[15]

1019- Ali'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem ona:

"Allah'ım, beni hidâyete erdir ve beni düzelt" de, buyurdu." Bir rivâyette de:

"Allah'ım! Senden hidâyet ve doğruluk isterim." söyle, buyurdu.[16]

1020- Sa’d ibn Ebî Vakkas'dan (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde şöyle demiştir:

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem'e bir bedevi gelip:

Yâ Resûlellah! Bana söyleyeceğim bir duâ öğret, dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) dedi ki, şöyle söyle:

'Allah dan başka ilâh yoktur; yalnız o vardır. Ortağı yoktur. Allah çok çok büyüktür. Allah'a çok hamd olsun. Âlemlerin Rabbı noksanlıklardan münezzehtir. Kuvvet ve kudret ancak Allah'ındır. O, her şeye üstün gelendir, hikmet sahibidir," Adam:

Bu sözler Rabbim için, bana ne var? dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), sen şöyle söyle dedi:

"Allah'ım! Beni bağışla, bana merhamet et, beni hidâyete erdir, bana rızık ver ve bana afiyet ihsan et." "Ravi "Bana afiyet ihsan et" sözünde (söylenip söylenmediğinde) şübheye düşmüştür.[17]

1021- Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle derdi:

"Allah'ım! İşimin dayanağı olan dinimi düzelt. İçinde geçimim olan dünyamı bana yararlı yap. Dönüş yerim olan âhiretimi de düzelt. Her hayır hakkında hayatımı ziyade yap. Ölümü de her kötülükten uzak bana bir rahatlık kıl."[18]

1022- İbn Abbâs'dan (radıyallahü anhüma) yapılan rivâyete göre Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle söylerdi:

"Allah'ım! Sana teslim oldum, Sana îman ettim, Sana güvendim, Sana yöneldim, Senin gücünle mücedele ettim. Allah'ım! Seni sapıtmaktan Senin üstün kudretinle Sana sığınırım, senden başka İlâh yoktur. Sen ölmeyen hayat sahibisin. Cinler ve insanlar ise ölürler."[19]

1023- Büreyde'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem, bir adamın şöyle dediğini dinlemiştir:

"Allah'ım! Senden başka ilâh olmadığına, kimseye muhtaç olmayan bir varlık olduğuna, doğmadığına ve doğurulmadığma, hiç kimsenin kendisine denk bulunmadığına ben şahidlik ederek senden istiyorum." Bunun üzerine peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): Gerçekten sen öyie bir isim ile Allah'dan istedin ki, o isimle kendisinden istenince verir, ona duâ edilince kabul eder, buyurdu."[20]

Bir rivâyette de şöyledir:

“Gerçekten sen, Allah'dan en büyük ismi ile istedin." Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.

1024- Enes'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre:

“Kendisi Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'le beraber oturuyordu. Bir adam da namaz kılıyordu. Sonra o odam duâ etti:

"Allah'ım! Hamd Sana mahsus olmak. Senden başka ilâh bulunmamak, göklerin ve yerin yaratıcısı bulunan İhsan sahibi olman itibariyle Senden istiyorum. Ey celâl ve ikram sahibi! Ey her şeyi tasarrufunda tutan ölümsüz varlık!.." Bunun üzerine Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem: Gerçekten bu adam Allahü teâlâ'ya öyle büyük ismi ile duâ etti ki, bununla duâ edilince Allah kabul eder, bununla kendisinden istenince verir, buyurdu. "[21]

1025- Sahîh isnadlarla Hazret-i Âişe'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şu sözlerle duâ ederdi:

"Allah'ım! Ateşin fitnesinden ve ateşin azabından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım."[22]

1026- Ziyâd ibn İlâka'den o da amcasından ki, amcasının ismi Kutbe

İbn Mâlik'dir- (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, "Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle söylerdi:

"Allah'ım! Ahlakın, amellerin ve nefis isteğinin fenalıklarından Sana sığınırım."[23]

1027- Şekel ibn Humeyd'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde şöyle demiştir.

Yâ Resûlellah! Bana bir duâ öğret, dedim, şöyle söyle dedi: .

"Allah'ım! Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden ve (haram işlemeye sebeb olabilecek) menimin kötülüğünden Sana sığınırım."[24]

1028- Sahîh isnadlarla Enes'den (radıyallahu anh) yapılan rivâyete göre Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem söylerdi:

"Allah'ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzamdan ve hastalıkların kötülüğünden Sana sığınırım. "[25]

1029- Sahabi olan Ebû'l-Yesr'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle duâ ederdi:

"Allah'ım! Bina yıkıntısından, uçuruma düşmekten Sana sığınırım. Yine Boğulmaktan, yangından ve kocalmaktan Sana sığınırım. Ölüm anında beni Şeytanın çarpmasından Sana sığınırım. Yine Senin yoluna arka vererek ölmemden Sana sığınırım. Yine zehirlenip ölmemden Sana sığınırım." Diğer bir rivâyettede "Kader ve üzüntü ile ölmekten Sana sığınırım" şeklindedir.[26]

1030- Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle söylerdi:

"Allah'ım! Açlıktan Sana sığınırım; çünkü o (insanı terk etmeyen) ne kötü arkadaştır! Yine hıyanet etmekten Sana sığınırım; zira o ne kötü gizli bir huydur!.."[27]

1031- Hazret-i Ali'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre bir mükâteb (âzâd edilmek için mal ödemek üzere efendisi ile sözleşme yapan köle) kendisine gelip:

Ben sözleşmemde acziyete düştüm (borcumu ödeyemiyorum), bana yardım et, dedi. (Hazreti Ali ona),

Üzerinde dağ kadar borç olsa onu senden ödeyecek olan Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in bana öğretmiş olduğu sözleri sana öğreteyim mi? dedi. Sen şöyle söyle:

"Allah'ım! Senin helâl rızıklarınla beni haramdan koru ve lütfunla Senden başkasına muhtaç kılma.”[28]

1032- İmrân ibnü'l-Husayn'den (radıyallahü anhüma) yapılan rivayete göre, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, İmrân’ın babası Husayn'e, kendileriyle duâ edeceği şu iki sözü öğretti:

"Allah'ım! Bana hidâyetimi ilham et ve nefsimin kötülüğünden beni koru.”[29]

1033- zayıf bir isnadla Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle duâ ederdi:

"Allah'ım! Çekişip düşmanlık etmekten, iki yüzlülükten ve kötü ahlâktan Sana sığınırım."[30]

1034- Şehr ibn Havşeb'den yapılan rivâyetde demiştir ki, ben Ümmü Seleme'ye (radıyallahü anha):

Ey Mü’minlerin annesi! Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem yanında olduğu zaman en çok yaptığı duâ hangisidir? dedim. Dedi ki, çoğunlukla Duâsı .şu İdi:

"Ey kalbleri halden hâle çeviren! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl."[31]

1035- Hazret-i Âişe'den (radıyallahü anha) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle söylerdi:

"Allâhümme âfinî fî cesedi ve afini fî basari ve'c-alhü’l-varise minnî lâ ilâhe illâ ente'l-halîmu'l-kerîmu. Sübhânellâhi rabbi'l-arşi'lazîmi ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn."

"Allah'ım! Bedenime afiyet ver. Gözüme de öyle bir afiyet ver ki, benim arkamda kalsın (ölünceye kadar görme nimetinden beni mahrum bırakma). Senden başka İlâh yoktur. Sen Hâlimsin, Kerimsin (günahkârlara acele azâb vermezsin, ikramın boldur.) Büyük Arş'ın Rabbı olan Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Hamd da âlemlerin Rabbine mahsustur. "[32]

1036- Ebû'd-Derdâ'dan (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Şu sözler Dâvud aleyhisselâm'ın duâlarından idi:

"Allâhümme innî es'elüke hubbeke ve hubbe men yuhıbbuke ve'l-amelellezîyubelliğunî hubbeke. Allahümme'cal hubbeke ehabbe Heyye min nefsî ve ehli ve mine'l-mâi'l-bândi."

"Allah'ım! Senden Senin sevgini ve Seni sevenlerin de sevgisini ve beni Senin sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah'ım! Senin sevgini, nefsimi, ailemi ve soğuk suyu sevmekten daha ziyade yap."[33]

Yunus (aleyhisselâm)'ın Yaptığı Duâ:

1037- Sa’d ibn Ebî Vakkas'dan (radıyallahü anhü) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yunus peygamber balığın karnında iken Rabbine ettiği duâ şu idi:

"Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâîimîn."

"Senden başka ilâh yoktur. Bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben, nefsine yazık edenlerden oldum." Müslüman bir adam herhangi bir şey için bu sözlerle duâ ederse, muhakkak surette Allah onu kabul eder."[34]

1038- Enes'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde:

“Bir adam Peygamber sallallahü aleyhi ve selleme gelip:

— Duânın hangisi daha faziletlidir? dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

— Sen, Rabbinden dünyada ve âhirette afiyet iste, buyurdu. Sonra adam ikinci günde peygambere gelip:

— Yâ Resûlellah! Duânın hangisi daha faziletlidir? Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona aynı şeyi söyledi. Sonra adam üçüncü gün peygambere gelip ona aynı sözü söyledi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): Sana dünyada afiyet verilince ve âhirette de sana verilince gerçekten kurtulmuş oldun, dedi."[35]

1039- Abbas ibn Muttalib'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde şöyle demiştir:

“Dedim ki, yâ Resûlellah! Bana bir duâ öğret de onunla Allahü teâlâ'dan isteyeyim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

— Allah'dan afiyet isteyin, dedi. Bir kaç gün bekledikten sonra ben gelip:

— Yâ Resûlellah! Yâ Resûlellah bana bir şey öğret de onunla Allahü teâlâ'dan isteyeyim, dedim. Bunun üzerine:

— Ey Abbas, ey Allah'ın Resûlünün amcası! Allah'dan dünya ve âhiret için afiyet isteyin, buyurdu.[36]

1040- Ebû Ümâme'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde şöyle anlatmıştır:

"Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem, öyle çok duâ yaptı ki, ondan hiç bir şey ezberlenemedi. Ben:

Yâ Resûlellah! Öyle çok duâ ettin ki, ondan hiç bir şey ezberleyemedik, dedim. Bunun üzerine:

Bunların hepsini toplayan duâyı size söyleyeyim mi? Şöyle söylersin dedi:

Allahümme innî es'elüke min hayrın mâ se'eleke minhu nebiyyuke Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ne'ûzü bıke min şerri mesteâzeke minhu nebbiyuke Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ente'l-müsteânü ve aleyke'l-belâgu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh."

"Allah'ım! Senin peygamberin Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem hayır olarak Senden neyi istedi se ben onu Senden isterim. Hangi kötülükten de Senin peygamberin Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Sana sığınmışsa, biz de ondan Sana sığınırız. Sen yardım istenensin ve dilekler kendisine ulaştırılansın. Allah'dan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur."[37]

1041- Enes'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyetde demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.

"Yâ Ze’l-Celâli Ve’l-İkrâm (ey celâl ve ikram sahibi) diyerek duâya devam ediniz."[38]

1042- İbn Abbâs'dan (radıyallahü anhüma) yapılan rivâyetde demiştir ki, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle duâ ederdi:

"Rabbi e'innî ve lâ tü'in aleyye, Vensurnîvelâ tensur aleyye. Vemkürli ve lâ temkür aleyye ve yessir hüdâye vensurnî alâ. men beğa aleyye rabbi'c-alnî leke şâkiran leke zâkiran, leke rahiben, leke mitvâan, ileyke mucîben ev münîben tekabbel tevbetî veğsil havbeti ve ecib daveti ve sebbit hücceti vehdi kalbi ve seddid lisânî veslüî sehîmete kalbî."

"Rabbim, bana yardım et, Aleyhime yardım etme. Bana başarı ver, aleyhime başarı verme. (Düşmanlara haberleri olmaksızın) belâ ver, aleyhime verme. Hidâyetimi kolaylaştır ve bana isyan edene karşı bana zafer ver. Rabbim, beni Sana şükreden, Seni zikreten, Senden korkan, Sana itaat eden, Sana icabet eden yahut Sana yönelen yap. Benim tevbemi kabul et, Günahımı yıka, Duâmı kabul et, dâvamı sabit kıl, kalbime hidâyet ver, dilimi düzelt ve kalbimin kıskançlığını gider."[39]

1043- Hazret-i Âişe'den rivâyet edildiğine göre, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ona şöyle söyle dedi:

Allahümme innies'elüke minel-hayri küllihi âcilihî ve âcilibimâ âlimcü minhu ve mâ iem âlem. Ve eûzü bike mîne'şşerri küllihîâcilihî ve âcilihi mâ âlimtü minhu ve mâ İem a'lem ve es'elüke’l-cennete ve mâ karrebe ileyhâ min kavlin ev amelin vee'ûzü bike mine'n-nâri ve mâkarrabe ileyhâ min kavlin ev amelin ve es'eîüke hayre mâseelekebihîabdüke ve resûlüke muhammedün (sallallahü aleyhi ve selleme) ve eûzü bike min şerri meztezeke minhu abdüke ve resûluke muhammedün (sallallahü aleyhi ve selleme) ve es'eîüke mâ kazayte lîmin emrin en tec'ale âkıbetehu reşeden.”

"Allah'ım! Hayrın hepsini Senden istiyorum, hem dünyadakini hem de âhirettekini. Hayırdan bildiğimi ve bilmediğimi de istiyorum. Ben Senden cenneti ve söz ile amelden ona yaklaştıran şeyi istiyorum. Ateşten ve söz olsun yahut amel olsun bunlardan ateşe yaklaştıran şeylerden de Sana sığınırım. Senin kulun ve Peygamberin Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Senden istediği şeylerin hayırlısını ben Senden istiyorum. Senin kulun ve Peygamberin Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Sana sığındığı şeylerin şerrinden Sana sığınırım. Benim için takdir ettiğin işin akıbetini selâmet kılmanı Senden İstiyorum. "[40]

1044- İbn Mes’ûd'dan rivâyete göre, demiştir ki şu sözler Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in duâlarından idi:

Allahümme innâ nes'elüke mûcibâti rahmetike ve azâitne mağfiretike vesselâmete min külli ismin ve'lğanîmte min külli binin ve'îfevze bi'î-cennete vennecâte minennâr."

"Allah'ım! Senin rahmetini gerektirenleri ve mağfiretinin büyüğünü, her günahdan selâmeti ve her iyilikten de mükâfat, cennete ulaşmayı ve ateşten kurtulmayı Senden isteriz."[41]

1045- Câbir ibn Abdullah'dan rivâyet edildiğine göre, Câbir demiştir ki, "bir adam Resûlüllah sallallahü aleyhi ve selleme gelip şöyle dedi: Günahlardan yazık oldu bana, vay başıma!... İki kez yahut üç kez söyledi. Bunun üzerine Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem ona dedi ki, sen şöyle söyle:

Allahümme mağfiretüke evsau min zünûbî ve rahmetüke ercâ indî min amelî."

"Allah'ım! Senin mağfiretin benim günahlarımdan çok daha geniştir, rahmetin de benim nazarımda yaptığım amelden çok daha güvencelidir."

Adam bu sözleri söyledi. Sonra geygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona bu duâyı tekrarla dedi. Adam tekrarladı. Sonra tekrarla dedi, adam da tekrarladı. Bunun üzerine peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: haydi kalk, günahların bağışlanmıştır, dedi."[42]

1046- Ebû Ümâme'den (radıyallahü anh) yapılan rivâyette demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Yâ erhame’r-râhımîn. (Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!) diyen kimse için Allah'ın görevli bir meleği vardır. Kim bunu üç defa söylerse, melek ona şöyle der: Merhamet edenlerin en merhametlisi (olan Allah) sana teveccüh etmiştir. iste..."[43]

--------------------

[1] Ebu Dâvud. Tirmizî. Nesâî. İbn Mâce. Ahmed b. Hanbel. Buhârî, el-Edebül-Müfred.

[2] Ebû Dâvud. Ahmed b. Hanbel.

[3] Tirmizî. İbn Mâce.

[4] Tirmizî. Hâkim, el-Müstedrek.

[5] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[6] Müslim. Tirmizî.

[7] Müslim.

[8] Müslim.

[9] Buhârî, Müslim, Nesâî.

[10] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[11] Buhârî. Müslim. Tirmizî. Nesâî

[12] Buhârî. Müslim.

[13] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[14] Müslim. Ebû Dâvud

[15] Müslim. Tirmizî. Nesâî

[16] Müslim.

[17] Müslim.

[18] Müslim.

[19] Buhârî. Müslim.

[20] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbn Mâce. Ahmed b. Hanbel.

[21] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbn Mâce. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek.

[22] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. İbn Mâce. (Tirmizî, bu hadis hasendir, Sahîhdir, demiştir.)

[23] Tirmizî. Hâkim. İbru Hibbân. (Tirmizî, bu hasen hadistir, demiştir.)

[24] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. Hâkim. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[25] Ebû Dâvud. Nesâî.

[26] Ebû Dâvud. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek.

[27] Ebû Dâvud. Nesâi.

[28] Tirmizî.

[29] Tirmizî. (Tirmizî. hasen hadistir deniştir.)

[30] Ebû Dâvud. Nesâî.

[31] Tirmizî. Müstedrek. (Tirmizî, hasen hadistir, demiştir.)

[32] Tirmizî. Hâkim, el-Müstedrek.

[33] Tirmizî. (Tirmizî, hasen hadistir demiştir.)

[34] Tirmizî. Hakim Ebû Abdullah demiştir ki, bu hadisin İsnadı Sahîhtir.)

[35] Tirmizî. İbn Mâce. (Tirmizî, bu hadis hasendir, demiştir.)

[36] Tirmizî. İbn Mâce. (Tirmizî, bu hadis hasendir, demiştir.)

[37] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[38] Tirmizî. Nesâî.

[39] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbn Mâce. Ahmed b. Hanbel. Nesâî, fil-yevmi velleylefi.

[40] Ahmed b. Hanbel. İbn Mâce. İbn-i Hibbân. Hâkim.

[41] el-Müstedrek.

[42] Hâkim, el-Müstedrek.

[43] Hâkim, el-Müstedrek.

------------------------

14 Aralık 2025 Pazar

ETTEHİYYATÜ DUASININ FAZİLETLERİ

 



✅ Yağmur dualarindandir..


✅ Yemek yaparken okursanız  bereketli ve çok lezzetli olur


✅ Huysuz agresif  çocuklara okunursa çok uysal ve sakın olur.


✅ Günde 41 kere okunursa en kısa zamanda dünya ve ahiret zenginliğini elde edersiniz.


✅ 7 kere eşiniz için okursanız eşinizin gözü sizden başkasını görmez.


✅ Hastaya 107 adet okunursa Allahın  izniyle şifaya kavuşur.


✅ Yemek yaparken okuyun lezzetli bir yemek olur.


✅ Mutfakta ettehiyyatü okunursa çok bereketlenirsiniz.


✅ Tarla, bahçe işlerinde ağaç dikerken okuyan çok bereketli tatlı verim alır.


✅ Şifa verirken okuyan çok çabuk şifaya kavuşturur


✅ Paranızı cüzdanınıza koyunca okuyun paranız çok bereketlenir ve çok hayırlı şeyler satın alırsınız.


✅ Yeni evlenen kişiler evlerine girmeden kapı eşiğinde okursa çok saadetli ve mutlu bir evlilik sürerler..


✅ Hamile kalmadan çokça okuyanın çok hayırlı evladı olur.


✅ Bu dua peygamber efendimiz Miraca çıktığında Rabb'imin ona Miraç hediyesi olarak verilmiştir.

⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘

Okuyan ağız inşallah kabul edilen agizlardan olsun yoksa kulluk vazifelerini yerine getirmedikten sonra bizi azaptan 70 peygamber gelse kurtaramaz😔Kalın sağlıcakla 💐

 *Rabbım İstifade edenlerden eylesin*🤲⚘️🌴🥀🌱

1 Kasım 2025 Cumartesi

ÖLÜMÜN HAKİKATİ, KİMYA-İ SAADET



ÖLÜMÜN HAKİKATİ
Eğer ölümün hakikatinden bir nebzecik bilmek istersen, bilmelisin ki, insanın iki ruhu vardır. Biri, hayvanlara mahsus ruh cinsindendir ve biz ona «Hayvanî ruh» diyoruz. 
Diğeri ise, meleklere mahsus ruh cinsinden olup, ona «İnsanî ruh» diyoruz. Bu hayvani ruh, canlılarda sol tarafta bulunan yürek denilen et parçasında olup, kalbin menba'ıdır [kaynağıdır]. O ise. hayvanın bâtın mizaçlarından buhar gibi, lâtiftir.

Mutedil bir mizacı [karakteri] vardır ve kalbden atar-damarları vasıtası ile hareket eder. Beyne ve bütün uzuvlara ulaşır. Bu ruh, his ve hareketleri taşımaktadır. Beyne ulaşınca, harareti azalır, mutedil olur. Göz ondan görme kuvveti, kulak ondan işitme kuvveti ve diğer azalar da kendi hassa ve kuvvetlerini alırlar.

Bu, içerisi tozlu olan bir odadaki kandile benzer. Kandilin ışığı tozlardan geçip, duvarın üzerine düşer. Orayı aydınlatır. Kandilin aydınlığı duvarın üzerinde zahir olduğu gibi, Allahü Teâlâ'nm kudretiyle görme, işitme ve diğer hislerdeki kuvvetler bu ruhtan diğer azalarda meydana geliyor. Eğer bazı damarlarda tıkanma olursa, ondan sonra gelen uzuv hareketsiz kalıp felç olur. Onda his ve hareket kuvveti olmaz. Hekim, bu tıkanıklığı gidermeye uğraşır.

Bu ruh, kandilin alevi gibidir. Kalb ise fitili gibidir. Gıdalar da yağı gibidir. Kandilde [şamdanda] yağ bitince kandil söner. Yağ olup, fakat fitil çok yağ çekse, bozulup artık yağ çekmez olduğu gibi; kalb de çok zaman geçince gıda almaz olur. Yağ ve fitil yerinde olduğu hâlde, kandilin üzerine bir şey koyduğun zaman söndüğü gibi, bir canlıya da büyük bir yara ve zorluk gelince ölür.

Mizacı mutedil olduğu müddetçe —ki bu şarttır— bu ruh his ve hareket kuvveti gibi, Allahü Teâlâ'nın izni ile gökteki meleklerin nurlarından da lâtif mânâları alır. Hararetin veya soğukluğun çokluğundan veya başka sebeple mizacı bozulursa, o eserleri almaya lâyık olmaz. Bir aynanın yüzü düzgün ve parlak olursa, karşısındaki şeylerin suretini gösterir. Ama ayna iyi olmaz, yahut pas tutarsa o suretleri göstermez. Bu suretlerin yok olması veya kayıp olmasından değil, karşısındaki suretleri gösterecek hususiyetin aynada kalmamasındandır. Bunun gibi, hayvanî ruh dediğimiz, bu lâtif buhar mutedil [doğru - sağlam] olunca, buna elverişli olur. İtidâli gidince de artık almaz olur. His ve hareket kuvvetlerini almaz olunca, azalar onun nurlarının ihsanından mahrum kalır. Hissiz ve hareketsiz olur. Bu zaman «öldü» derler.

Hayvani ruhun ölmesinin mânâsı budur. Bu mizacın itidalden düşmesi için olan sebepleri bir araya getiren, Allahü Teâlâ'nın mahlûklarından bir mahlûktur. Ona «Metekü'l-mevt». [ölüm meleği, Azrail] denir. İnsanlar onun yalnız ismini bilirler. Onun hakikatini bilmek ise uzun sürer.

Bu şekildeki ölüm, hayvanın ölümüdür. İnsanın ölümü ise, daha başkadır. Çünkü onda bu hayvani ruh bulunduğu gibi, geçmiş fasıllarda insanın ruhu, yahut kalb ismini verdiğimiz başka bir ruhu daha vardır. Bu diğer ruha benzemez. Çünkü o, çözülmüş hava imbiklenmiş [damıtılmış] buhar gibi gayet lâtif bir cisimdir. Fakat bu insan ruhu, cisim değildir. Çünkü bölünme kabul etmez. Allahü Teâlâ'nın tanınması, bilinmesi onda olur. Allahü Teâlâ bölünme kabul etmediği ve bir olduğu gibi, bir olanın bilineceği yer de, bir ve bölünme kabul etmez olmalıdır. O hâlde bu marifet bölünebilen hiçbir şeyde olmaz. Bilâkis ancak bölünmeyen tek bir şeyde olur.

Fitili, kandilin alevini ve ışığını düşün: Fitil, yürek gibi, kandilin alevi hayvani ruh gibi, kandilin ışığı da insan ruhu gibidir. Kandilin ışığı, kandilden daha lâtif olduğu bir şeye benzetilmediği gibi, insanın ruhu da hayvanî ruha nisbetle lâtiftir ve bir şeye benzetilemez. Latiftik [ruhanilik] tarafından bakılırsa, bu benzetme doğrudur. Fakat bir başka şekilde doğru değildir. Çünkü, kandilin ışığı kandile tâbi olup, asıl olan kandildir. Kandil olmazsa, ışık da olmaz, insan ruhu ise, hayvanî ruha tâbi değildir. Hattâ asıl kendisidir. Hayvani ruha halel gelmekle, buna bir şey olmaz. Belki tam misâlini istersen, kandilden daha lâtif bir ışık farz et, kandil onunla var olsun, o kandille değil. Ancak misâlimiz böylece doğru olur!

O hâlde hayvanî ruh bir cihetten insan ruhunun binek hayvanı, bir cihetten de bir âlet hükmündedir. Bu hayvani ruhun mizacı bozulursa, kalıp [bedeni ölür. İnsan rûhu ise, kendi yerinde kalır. Fakat aletsiz ve merkebsiz kalır. Merkebin [binek hayvanının] ölümü ve âletin zayi olması, süvarinin de zayi ve yok olmasına sebep olmaz. Fakat aletsiz kalır.

Bu âlet kendisine, Allahü Teâlâ'nın marifet ve muhabbetini avlamak, elde etmek için verildi. Eğer maksadına kavuştuysa, âletin helak olması, aradan çekilmesi onun için daha iyidir. Çünkü maksada kavuşmuşken, âlet yük olur, ağırlık verir.

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) in «Ölüm, mü'mine hediye ve tuhfedir [hediyedir]», buyurması, av için tuzak kuran ve tuzağın yükünü çeken içindir. Avını elde edince tuzağın helâki onun için ganimettir. Yok, eğer —Allah korusun— avı elde etmeden önce bu tuzak çalışmaz olursa, onun ayrılık acısı ve musibetinin sonu olmaz. Bu acının ve elemin başlangıcı kabir azabıdır. Allahü Teâlâ bizi ondan korusun!

12 Ekim 2025 Pazar

KİMYA-İ SAADET ÂHİRETİ TANIMAK, BEDEN VE RUHLA ALÂKALI CENNET VE CEHENNEM,


BEDEN VE RUHLA ALÂKALI CENNET VE CEHENNEM
Ölümün hakikati bilinmeyince âhiretin hakikatini kimse bilemez. Hayatın hakikatini bilemeyince, ölümün hakikatini bilemez. Ruhun hakikatini bilmeyince de, hayatın hakikatini bilemez. Ruhun hakikatini bilmek de, bir kısmını açıkladığımız kendi nefsini bilmektir.

Daha evvel söylemiştik ki, insan, biri ruh, diğeri beden olan iki asıldan meydana gelmiştir. Ruh süvari gibi, beden de binek hayvanı gibidir. Âhirette bu ruhun beden vasıtası ile bir hâli, bir Cenneti ve Cehennemi vardır. Kendi zâti sebebi ile bedenin ortak olmadığı başka bir hâli de vardır. Beden sebebiyle de onun [insanın] bir Cenneti veya Cehennemi yahut saadeti veya şekaveti vardır. Araya beden girmeksizin olan kalbin nimet ve lezzetlerine, «Rûhanî Cennet», diyoruz. Yine beden araya girmeden olan sıkıntı, elem ve şakiliğine «Rûhani Cehennem» diyoruz.

Bedenin de beraber bulunduğu Cennet ve Cehennem zaten bellidir. Orada, ağaçlar, nehirler, huriler, köşkler, yiyecekler, çiçekler ve buna benzer şeyler vardır. Her ikisinin de vasfı, Kur'ân-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Herkes bunu anlayabilir. Bunu uzun olarak «İlyâu Ulûmi'd Din» kitabımızın «Ölümü hatırlama» kısmında anlattık. Burada ise bu kadarla iktifa edip, ölümün hakikatini anlatıp, ruhanî olan Cennet ve Cehenneme işaret edelim. Zira bunları herkes bilmez.

Hadis-i Kudsî'de, «İyi ameller yapan kullar için, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve hiç kimsenin kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım» (1) buyurulanlar, ruhanî Cennettedir. Kalbin içinden melekût âlemine bu mânânın aşikâr olduğunu, hiç şüphe kalmadığını gösteren bir pencere açılır.

Bu yola kavuşan kimsede, âhiretin Cennet ve Cehennemine taklid ve işitme ile olmayıp parlak bir yakîn hâsıl olur [kendisinde şüphe olmayan kesin bilgi meydana gelir]. Bilâkis basiret ve müşahede ile olur. Hekimin, bu dünyada bedene ait iyilik ve kötülüğü bilmesi ve buna sıhhat ve hastalık demesi; bunun sebepleri olan ilâç kullanmak ve perhiz etmek, hastalığın ise çok yemek ve perhiz etmemekten ileri geldiğini söylemesi gibi; bu müşahede ile de kalbin yâni ruhun saadet ve şekaveti; ibadet ve marifetin bu saadetin ilâcı, cahillik ve günahın bu saadetin zehiri olduğu anlaşılır. Bu, çok kıymetli ve yüksek bir ilimdir.

Birçok âlim denen kimseler, bunu bilmezler. Hattâ bunu inkâr ederler. Bedenî olan Cennet ve Cehennemden ileri geçip söz söylemezler. Âhireti bilme hususunda işitme ve taklidden başka bir yol bilmezler. Bizim ise bunun hakikati hakkında delilli uzun kitabımız vardır. Bu kitap Arabidir [Arabcadır]. Burada ise bu kadar anlattık. Zeki ve kalbi inad ve taklid bulaşıklığından temizlenmiş olanlar, bunu idrak ederler ve âhiret işi kalblerinde sabit ve kuvvetli olur. Bunun için birçok kimselerin âhirette imanı zayıf ve sallantıda olur.

19 Eylül 2025 Cuma

EL-ESMÂ'ÜL-HUSNÂ KISACA ANLAMLARI



Esmâü’l- Husnâ

Allah : Hak taâlâ’nın en yüce ismidir ki, bütün isimleri onda toplanmıştır. O, zâtında, sıfatlarında, fiillerinde tektir, benzersizdir, ezelîdir, ebedîdir.

el-Adl : Çok adâletli; irâdesi gereğince fiillerini yerine getirendir.

el-Afüvv : Günahları çok affeden; işlerin kolay olmasını isteyendir.

el-Âhir : Varlığının sonu olmayandır.

el-Alîm : Her şeyi en iyi bilendir.

el-Aliyy : Çok yüce, yüksek; mekânı olmayan; her şey kendinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olandır.

el-Azîm : Çok azametli, en büyük; azameti hakkında sınır muhal olandır.

el-Azîz : Mağlup edilmesi mümkün olmayan gâlibtir.

el-Bâ’ıs : Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkarandır.

el-Bâkî : Varlığının sonu olmayandır.

el-Bâri : Eşyayı ve her şeyin kısımlarını birbirine uygun ve âhenkli halde yaratandır.

el-Basîr : Her varlığı gören, varlığı ve yokluğu bilendir.

el-Bâsit : Açan, genişleten; dilediğine, neş’e, sevinç ve bolluk verendir.

el-Bâtın : Varlığı duyu organlarıyla anlaşılamıyan; gizli olandır.

el-Bedî’ : Eşi, örneği olmayan ve hayret verici âlemler yaratandır.

el-Berr : Çok iyilik eden, va’dini yerine getirendir.

el-Câmi’ : İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan; dağılmışı toplayandır.

el-Cebbâr : Islâh eden, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olandır.

el-Celîl : Celâlet ve büyüklük sahibi; Zât ve sıfatlarında büyük olandır.

ed-Dârr : Elem ve zarar veren şeyler yaratandır.

el-Evvel : Varlığının başlangıcı olmayandır.

el-Fettâh : Her türlü zorluğu açan ve kolaylaştıran; yokluk kapısını varlıkla, bilgisizliği ilimle, rızkı verme ve ihsanla açandır.

el-Gaffâr : Mağfireti çok olan, günahlarının affını isteyenleri af edendir.

el-Gafûr : Mağfireti çok; günahları, kusurları saklayan, örtendir.

el-Gaffâr : günahları, kusurları saklayan, örten. Gafîr: Kötü ve yüz kızartıcı işleri örtendir.

el-Gafûr : Kulların günahlarını, kusurlarını ve çirkinliklerini, melekût âleminden de saklayandır.

el-Ganiyy : Her şeyden müstağni, zengin, hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır.

el-Habîr : Her şeyin iç yüzünü, gizli taraflarını bilendir.

el-Hâdî : Hidâyet yolunu gösteren, istediği kulunu hayırlı yollarda başarılı kılan, muradına erdirendir.

el-Hâfid : Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan; değer, mal, amel ve inanç yönünden düşmanlarının derecelerini alçaltandır.

el-Hafîz : Yapılan işleri, bütün ayrıntılarıyla tutan; her şeyi, belli vaktine kadar yok olmaktan kuruyan ve belâdan saklayandır.

el-Hakem : Hükmeden, hakkı yerine getirendir.

el-Hakîm : Emirleri ve bütün işleri nizam ve tedbir üzerine hikmetli olandır.

el-Hakk : Varlığı hiç değişmeyendir.

el-Hâlik : Her şeyin hâllerini takdir edip yaratan, yoktan var edendir.

el-Halîm : Hilmi çok; suçluların cezasını vermeye gücü yettiği halde, onlar hakkında yumuşak davranan ve cezalarını geriye bırakan veya düşürendir.

el-Hamîd : Kendisine hamd ve sena olunan; bütün varlığın diliyle övülen; doslarını sena eden ve dosları tarafından sena olunandır.

el-Hasîb : Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının ve her şeyin hesabını bütün ayrıntılarıyla en iyi bilendir.

el-Hayy : Diri; her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir.

el-Kâbid : Sıkan, daraltan; dilediğine acı ve sıkıntı verendir.

el-Kâdir : İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yetendir.

el-Kahhâr : Her şeye, her istediğini yapacak şekilde gâlip ve hâkim olandır.

el-Kaviyy : Çok güçlü; tam kudret sahibi olandır.

el-Kayyûm : Gökleri, yeri ve her şeyi tutandır.

el-Kebîr : Çok büyük; hakında miktar düşünülmeyendir.

el-Kerîm : Keremi, ihsanı, iyiliği bol; iradesi her şeyi kapsayan, umûmî irade sahibi olandır.

el-Kuddûs : Bütün kusur ve eksiklerden uzak, pek temiz olandır.

el-Lâtîf : En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, yapan ve bu işlerin faydalarını kullarına ulaştırandır.

el-Mâcid : Kâdir ve şânı büyük; kerem ve cömertliği çok olandır.

el-Mâni’ : Dilemediği bir şeyin gerçekleşmesine müsâade etmeyen, kötü şeylere engel olandır.

el-Mecîd : Şanı büyük ve yüksek olandır.

el-Melik : Her şeyin sahibi, mutlak hükümdarıdır.

el-Metîn : Çok sağlam; kuvvet ve kudretinde metin olandır.

el-Mu’ızz : İzzet veren, şeref ve haysiyetini yükseltendir.

el-Mu’îd : Yaratılmışları yok ettikten sonra, tekrar yaratandır.

el-Muahhir : İstediğini geri koyan, arkaya bırakandır.

el-Mugnî : İstediğini zengin edendir.

el-Muhsî : Her şeyin sayısını bilen; ilmi, kudreti ve iradesi, her şeyi zapteden, kaydedendir.

el-Muhyî : Dirilten, can veren; varlıkları vücut, hareket, ilim, îman ve hidayet yönünden diriltendir.

el-Mukaddim : İstediğini öne alan, ileri geçirendir.

el-Mukît : Hiçbir şey onu acze düşürmeyen ve her şeyde kuvvetini gösteren; her yaratılmışın rızkını, gıdasını verendir.

el-Muksit : İşlerini yerli yerinde birbirine uygun yapan; adâletle hükmeden; irâdesine göre hükümleri yerine gelendir.

el-Muktedir : Her şeye gücü yeten; kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde de istediği gibi tasarruf edendir.

el-Musavvir : Tasvir eden; her şeye bir şekil ve özellik verendir.

el-Mü’min : Mü’min kulları hakkındaki va’dini tasdik eden, onları azaptan koruyan; kendini birleyendir.

el-Mübdi’ : Varlığı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratandır.

el-Mücîb : Kendine yalvaranların isteklerini verendir.

el-Müheymin : Gözetici, koruyucu, emîn olandır.

el-Mümît : Canlı bir varlığın ölümünü yaratan; varlıkları vücut, hareket, ilim, îman ve hidayet yönünden öldürendir.

el-Müntekım : Suçluları cezalandırandır.

el-Müte’âlî : İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce olandır.

el-Mütekebbir : Her şeyde ve işte büyüklüğünü gösterendir.

el-Müzill : Zillete düşüren, hor ve hakîr kılandır.

en-Nâfi’ : Hayır ve menfaat verici şeyler yaratan, fayda verendir.

en-Nûr : Âlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdırandır.

er-Ra’ûf : Rahmeti çok olan, çok merhametlidir.

er-Râfi’ : Yukarı kaldıran, yükselten; değer, mal, amel ve inanç yönünden sevdiklerinin derecelerini yükseltendir.

er-Rahîm : Çok merhamet eden, O’nu tanıyan, O’na iman eden ve verdiği nimetleri iyi kullananları, daha büyük ve sonsuz nimetler vermek suretiyle mükâfatlandırandır.

er-Rahmân : Yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet isteyendir.

er-Rakîb : Bütün varlık üzerinde gözcü; her iş, murâkabesi altında bulunandır.

er-Reşîd : Bütün işleri dosdoğru, bir nizam ve hikmet içinde sonucuna ulaştıran; irşad eden, doğru yolu, hidayet yolunu gösterendir.

er-Rezzâk : Yaratılmışlara yiyecekleri, gıdaları ihsan eden, verendir.

es-Sabûr : Çok sabırlı; azâbı geri bırakmayı isteyendir.

es-Samed : Hâcetlerin giderilmesi, ıstırapların ortadan kalkması için herkesin yöneldiği yüce merci; hayallere sığmaz, arzularda O’ndan başkası kast olunmazdır.

es-Selâm : Hiçbir ayıbı olmayan, kullarını tehlikelerden selâmete çıkaran, cennetteki kullarına selâm verendir.

es-Semî’ : Her varlığı işitendir.

eş-Şehîd : Her zaman ve her yerde, kudreti, ilmi, işitmesi ve görmesi her varlıkla beraber hazır ve nazır olandır.

eş-Şekûr : Kendi rızası için yapılan iyi işleri, daha ziyadesi ile karşılayan, karşılık verendir.

et-Tevvâb : Kulunu tevbeye sevkeden ve tevbesini kabul eden; kulunu günah durumundan itâat hâline çevirendir.

el-Vâcid : İstediğini istediği vakit bulandır.

el-Vâhid : Tek; zatında, sıfatlarında, fiillerinde benzersiz, eşi, ortağı bulunmayandır.

el-Vâlî : Bütün varlığa hâkim olup onu idare edendir.

el-Vâris : Varlığının sonu olmayan; servetlerin geçici sahipleri yok olduktan sonra varlığı devam eden, mülkün hakiki sahibi olandır.

el-Vâsi’ : Geniş ve müsâadekâr; kudreti, irâdesi, ilmi, işitmesi, görmesi, kelâmı her şeyi kuşatandır.

el-Vedûd : İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına kavuşturan; lâyık olan ve olmayana hayır veren; sevilmeğe ve dostluğu kazanılmaya en lâyık olandır.

el-Vehhâb : Çeşitli nimetleri karşılıksız, devamlı verendir.

el-Vekîl : Kendisine havale edilen işleri, en iyi sonuca ulaştırandır.

el-Veliyy : İyi kullarını seven, onların dostu olandır.

ez-Zâhir : Varlığı delillerle idrak olunan, anlaşılan; âşikâr olandır.

Mâlikü’l-Mülkü Zü'l-Celâli ve’l-İkrâm: Mülkün sonsuz sahibi; her şeyin başkasına ihtiyaç duymayan hâkimi, hükümdarı; azamet ve kerem sahibidir.


9 Temmuz 2025 Çarşamba

Hazret-i Ali'nin Peygamberimizi Tavsifi, Fareddîn Râzî Alak suresi 9 ve 10 ayetlerin Tefsirinden

 



.اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ ﴿٩﴾ عَبْدًا اِذَا صَلّٰىۜ ﴿.١


Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı?


Bu manada rivayet olunduğuna göre, fasîh yahudilerden birisi, Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'in halifeliği döneminde ona gelir ve 
"Peygamberinizin huyunu-ahlakını bana anlat" der. 
Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) de, 
"Bunu Bilal'den sor. Çünkü o, bu konuda benden daha bilgilidir" der. 
Bilal (radıyallahü anh) ona, Hazret-i Fatıma (radıyallahü anha)'ya, o da Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'ye gönderir.

Yahudi aynı soruyu Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'ye sorunca, o, 
"Bana dünyanın metaını anlat, ben de sana Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in huyunu-ahlakını anlatayım" demiş. 
Bunun üzerine yahudi, "Bunu anlatmak benim için zor" deyince, 
Hazret-i Ali (radıyallahü anh) 
"Sen, dünya malını-mülkünü bile anlatmaktan aciz kaldın. Halbuki Allahü teâlâ, dünya metaının, 
"De ki: Dünya metaı azdır" (Nisa, 4/72) buyurmak suretiyle az olduğunu bildirmiştir. O halde Allahü teâlâ'nın, 
"(Ey Peygamber), hiç şüphesiz sen, çok büyük bir ahlak üzeresin" (Kalem, 68/4) buyurmak suretiyle, büyüklüğüne şehadet ettiğini, o peygamber ahlakını nasıl anlatayım" cevabını vermiştir. 

Buna göre Hak teâlâ sanki, "O Ebû Cehil en ileri derecede kulluk gösteren bir zatı kulluktan nehyediyor. Halbuki bu cahilliğin ve ahmaklığın tâ kendisidir" demek istemiştir.

Fareddîn Râzî Alak suresi 9 ve 10. ayetlerin Tefsirinden

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı