8 Şubat 2012 Çarşamba

EL-MELİKÜ (C.C.)

EL-MELİKÜ (C.C.)


“Mülkün ve bütün kâinatın yegâne sahibi, mutlak surette hükümdarı, sultanlar sultanı.”

Bir kimsenin melik, sultan veya hükümdar olabilmesi için bir mülke, bir teb'aya, bir orduya, bir idarî teşkilâta ihtiyacı vardır. Hiçbir şeyi olmayan adama melik denmez. Ordusu ne kadar kuvvetli, toprağı ne kadar geniş, halkı ne kadar zengin ve kudreti ne kadar heybetli olursa olsun dünya mülkünde şah olanların hiç birinin hükümdarlığı hakiki ve ebedî değildir. İnsan cihan mülküne Süleyman olsa yine bütün varlığı elden gidecek, kendisi de tahtından kara toprağa inecektir.

Âleme nice padişahlar gelip gitmiştir ki, onların yurt­larında şimdi başkaları saltanat sürüyor. Fakat Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve saltanatı öyle mi?

O, öyle bir melik, öyle bir sultan ki, denizin dibinde bir âciz mahlûk darda kalsa ona imdat elini uzatır. Bir karınca niyaz ellerini açıp ondan bir şey dilese, karıncanın sesini duyar. Gözle görülmeyecek kadar küçük mahlûklar, mikroplar vardır ki, onların rızkını da Allahü Teâlâ vermektedir.

İşte melik olmanın, sultan olmanın, sonsuz bir kudrete ve kemâle sahip olmanın ifadesi... O, bazı kere âleme celâl sıfatı ile tecellî ettiğinde ağaçlar yerlerinden kopuyor, dağlar korkudan sarhoş bir hale geliyor, bulutlar ateş şimşekleri gibi gök yüzünde cevelân ediyor, yeryüzünde sular kaynayıp taşıyor ve bütün âlem halkı korkudan: “Yâ rabbi, Yâ Rabbi!” demeye başlıyor ve ancak onun rahme­tine sığınarak selâmet buluyor. Hangi bir sultandır ki, bir lâhzada bütün kâinatın altını üstüne getirsin? Veya bir anda tufanları, fırtınaları dindirsin? Allahü Teâlâ'nın melikliği işte bu kadar muazzamdır ve O'na bir misâl bulu­namaz.

Bir düşününüz ki, Yunus Aleyhisselâm balığın karnın­da, o zindanda, o fırtınalı denizde ümitsizliğe düşmedi ve benim bir Rabbim, bir sultanım var, benim sesimi işitir, bana imdat eder dedi ve şöyle tesbih etti:

“(İlâhî!) Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şüphesiz ki ben zâlimlerden oldum.” [50]

Bundan sonradır ki Yunus Aleyhisselâm selâmet sahi­line çıkarıldı. O, öyle bir melik. Öyle bir sultan ki, hükmü denizde geçer, karada geçer, gökte geçer ve her şey O'na boyun eğer, râm olur. Ahiretin nimetleri de O'nun elinde, dünyanın nimetleri de... Kıyamet gününün maliki de yine O'dur.

Evet:



Ey Rabbim! Sensin veren bahar bana, yaz bana,

Yine senin emrinle dokunur ayaz bana!..



Rahmetin lâlelerin başına kına yakar,

Bu hikmeti gördükçe gerekir niyaz bana!..



Mülk senin, hamd sanadır. Bir mislin, benzerin yok,

Tarife sığmazsın ki, ne söylesem az bana!..



Şimdi Elmalılı tefsirinden “El-Melik” isminin izahına bakalım:

“Evet korkudan dağların bile çatlayarak boyun eğeceği O Allah öyle bir Allah'tır ki, hakikatte O'ndan başka ibadet edilecek bir varlık yoktur. “El-Melik = Mülkün sahi­bi” bütün eşyanın mülk ve hükümdarlığı O'nun, bütün yaratıklar üzerinde emir ve nehiy, idare ve tasarruf, işin­den etme ve iş verme, aziz ve zelil kılma, mükâfat ve ceza ile açıkta ve gizlide hüküm, kuvvet ve kudret kendisinin olan yegâne saltanat sahibi O'dur.

“Mülk elinde bulunan yüce Allah, kutludur.” Öyle melik ki, Kuddûs, gayet mukaddes her türlü kusurdan münezzeh, her vasfında mükemmel, sınırlamaya ve tas­vire sığmaz, hiçbir leke kabul etmez, tertemiz demektir. Öyle ki “Esselâm” , selam, her selâmetin kaynağı, kendisi ayıbdan, kusurdan, eksiklikten, yokluktan kısacası her tehlikeden salim olduğu gibi, selâmet umu­lan, selâmet arayanları selâmete erdirecek olan da O'dur.” [51]

Bir düşünelim ki, âlemde ne kadar hükümdar veya melik varsa, bütün bunlar halkından vergi alır. Onun sal­tanatı halktan topladığı servetlerle ayakta durabilir. Hal­buki Cenâb-ı Zülcelâl kullarından hiçbir şey almaz, sadece verir. Kulların yaptığı iyilikler de belki yüz katıyla geri kullara döner. O hiçbir şeye muhtaç da değil, ama herşey, her mahlûk O'na muhtaç. Cebrail bile O'nun celâl mülkünde kanat çırpmaktan korkmuş, miraç gecesi efen­dimizi Sidretü'l-Müntehâ'da bırakmış:

“Ey Allah'ın Resulü, demişti, buradan bir parmak ucu kadar ileri geçecek olsam tecellî-i ilâhî'nin nuru beni yakar. Sen yürü, bu gece meydan senindir!”

Biz ne kadar geniş düşünürsek düşünelim, O'nun mülkünün ve saltanatının büyüklüğünü kemâliyle kavrayamayız. Fezanın boşluğunda öyle yıldızlar var ki, on­ların ziyası dünyamıza yüzlerce sene sonra ulaşabiliyor.

Yine fezanın boşluğunda değirmen taşı gibi durmadan dönen yıldızlar bir kerecik birbiriyle çarpışmıyor, bir kaza meydana gelmiyor. Binlerce senedir emir olundukları yerde akıp giden bu muazzam varlıklar O'nun salta­natının nihayetsiz kudretini göstermektedir.

O dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Bir şeyi yaratmayı murad ettiğinde ise ona sadece “Ol!” der, o şey hemen vücuda geliverir. Yine yüce Allah, dünyayı bir çalışma mekânı, ahireti de hesap günü olarak yaratmıştır. Büyük ve dehşetli gün oradadır, büyük mükâfat ta orada. Yine zâlimler ve kâfirler için ceza da oradadır.

O, öyle benzersiz bir sultandır ki, iyi ve salih kulları için altından ırmaklar akan cennetler, kâfir ve zâlimler hesabına da cehennemler hazırlamıştır. Alemde “ben hiç bir yere gitmem, hep dünyada kalacağım!” diyebilecek bir yiğit, bir arslan görülmemiştir. Eğer öyle olsaydı, hiçbir zâlim tahtından kara toprağa inmez, hesap diyarına sürülmezdi...

Şu bir hakikattir ki, “ben ahirete inanmam” diyen bir adam ahirete gitmekten kurtulamaz, ancak ahireti inkârı dolayısıyla cennete giremez ve cehennem onun ebedî mekânı olur...

A insan! Can kulağındaki gaflet pamuğunu çıkar da O'nun aşkıyla nağmeler koyveren kuşlara, bülbüllere, böcek ve tırtıllara dikkat et. Kâinattaki her varlığın onu zikrettiğini ve: “Yâ Rahîm, yâ Melik, yâ Azîz, yâ Kerîm!” dediklerini duy. Ve sen de bu zikir kervanına katıl. Bir bak, bir gör ki; kâinat kuşu onun yolunda kanat çırpar. Irmaklardaki sular başlarını taştan taşa vurarak onun em­riyle akar ve sadece O'nun dilediği olur.

Buraya, yine O'nun bize kerîm kitabında tâlim buyur­duğu bir dua ile nokta koyalım:

“De ki: Ey mülkün sahibi Allah! Sen mülkü kime di­lersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onun kadrini yükseltir, kimi diler­sen onu alçaltırsın. Hayır, yalnız senin elindedir. Şüphesiz ki sen her şeye hakkıyle kâdirsin.” [52]

Evet:

Bir O'dur en büyük kudret sahibi,

Bin âlem yaratır bu dünya gibi!. [53]

Kaynaklar
[50] Enbiya, 87.

[51] Hak Dini Kur'an Dili, 7/525.

[52] Âl-i İmran: 3/26.

[53] Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi, Erhan Yayınları: 79-83.

❀✿Google+ Followers❀✿

❀✿İzleyiciler❀✿

❀✿Popular Olanlar❀✿

❀✿Ziyaretçilerimiz❀✿


web stats Neler Okunmuş hangi sayfa Tıklanmış :) Flag Counter

❀✿Archive❀✿