İSLAMDA YAŞAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSLAMDA YAŞAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2023 Çarşamba

İlâhî isimlerin güzellikle nitelendirilmesinin sebeplerini Ebû Bekir İbnü’l-Arabî

 


İlâhî isimlerin güzellikle nitelendirilmesinin sebeplerini Ebû Bekir İbnü’l-Arabî şöyle sıralamaktadır: 

1. Esmâ-i hüsnâ Allah hakkında yücelik ve aşkınlık ifade eder ve kullarda saygı hissi uyandırır. 
2. Zikir ve duada kullanılmaları halinde kabule vesile olur ve sevap kazandırır. 
3. Kalplere huzur ve sükûn verir, lutuf ve rahmet ümidi telkin eder. 
4. Bilginin değeri bilinenin değerine bağlı bulunduğu ve bilinenlerin en şereflisi de Allah olduğu için esmâ-i hüsnâ bilgisine sahip olanlara bu bilgi meziyet ve şeref kazandırır. 
5. Esmâ-i hüsnâ Allah için vâcip, câiz ve mümteni‘ olan sıfatları içermesi sebebiyle O’nun hakkında yeterli ve doğru bilgi edinmemize imkân verir

14 Eylül 2023 Perşembe

Bir gün Yahya İbni Zekeriyya (A.S.) şeytan ile karşılaşır

 


Anlatıldığına göre bir gün Yahya İbni Zekeriyya (A.S.) şeytan ile karşılaşır. İblisin kucağında bir tomar yular vardır. Hz. Yahya ona «bunlar nedir» diye sorar. Şeytan «bunlar insanoğullarını avlamama yarayan az-gın nefsi arzulardır» diye cevap verir.


Hz. Yahya «aralarında bana ait bir şey var mı» diye sorar. Şeytan «hayır yok, yalnız sen bir gece yemeği fazla kaçırmıştın da seni namaz-dan alakoyduk» karşılığını verir.


Bunun üzerine Hz. Yahya «öyleyse bundan sonra hiç bir zaman do-yasıya yememeye kesinlikle karar veriyorum» der. Şeytan da «o halde ben de bundan sonra hiç kimseye nasihat vermemeye kesin karar veri-yorum» karşılığını verir.


Bu durum ömründe bir gece yemeğinin ölçüsünü kaçıran içindir, bu-na karşılık ömründe bir gece bile acıkdığını hissetmeyen ve buna rağmen kendini ibadet heveslisi sayan kimsenin haline ne dersiniz?!

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Kurban Bir İbadettir


Bir yardım çeşidine dönüştürerek ülkemizde kurban ibadetini bıraktık. Kan dökülmüyor artık. Afrika'ya göndererek hayvancılığımızı da öldürdük. Evlatlarımız artık kurban ibadetini görmez oldu.
Kardeşlerim önce burada kurban kesmelisiniz varsa paranız Afrika'ya gönderebilirsiniz! Afrika da hayvanlar ucuz diye oraya kurban göndererek bu yükümlülüğü üstünüzden atamazsınız. 
Buranın camisinden kurslarından ve nimetlerinden faydalan kurbana sıra geldi mi Afrika'ya gönder KENDİNİ KANDIRMA, OLMAZ !
Bir daha düşünün ve kurbanınızı kesiniz.
Her kim 81 gr altını veya bunun değerinde parası varsa kurbanını Allah(cc) ın istediği şekilde sünnete göre kesmelidirler.
Allaha emanet olunuz.
Bu yazımızı paylaşarak hayra vesile olalaım Allah razı olsun.
Afrika da kurban kesmek caiz değildir demiyorum kardeşlerim yanlış anlaşılmasın.
Fıkhı ve İslam kardeşliği adına caizdir.
Ama vakıflar burada kesebilir ve oralara ulaştırabilirler..
KURBAN İBADETİ MEMLEKETİMİZDE DEVAM ETSİN. GİDEREK KESENLER AZALDI. TÜRKİYE'DE AÇLIK SINIRINDA YAŞAYANLAR VAR ONLARDA DÜŞÜNÜLSÜN İNŞAALLAH..
Allah'a Emanet olunuz..

Rabbim Yapacağınız Her Türlü İbadet Ve Taatlerimizi Kabul Eylesin.
──────██████──────██────────█████
───██────████████──█──────█─████████
──██─────██████████─────█████████████
─█────█████████████─██████████████████
─█───██████████████████████████─███████
█───██████████████████████████──███████
█───██████████──█████──██──██───███████
██──██████████──████───██───██──███████
─█──██████████──█████──██───██──███████
─█──████████────█████──██───██──███████
──█──█████───█──█████──███──██──██████
───█─█████──█───████───███──██──██████
───██─████──────────────────██──█████
─────█─████──██──────█─────███─█████
──────███████████─████████████████
──█────██████████████████████████
────────████████████████████████
──────────█████████████████████
████────────██████████████████
────█────────███████████████
───────────────████████████
────────────────█████████
──────────────────██████

18 Aralık 2018 Salı

Şehitlik



Şehid, kelime olarak kesin bir haberi veren, bildiğini söyleyen, hazır olan, bulunan, bir hadiseye şahid olan, şahitlik eden. Dinî anlamda, Allah rızası için, O’nun yolunda canını fedâ eden müslümana verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah’ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru’s-Selâm’da (Cennet’te) bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır.



Arapça bir kelime olan şehid, “şehi-de” fiilinden türemiş olan bir isimdir. Mastarı, şehâdettir. Şehidin çoğulu, “şuhedâ” ve “eşhâd” olarak gelir (el-İsfahânî, el-Müfredât, 267 vd.; et-Tahtavî, Haşiye ala Merâki’lFelâh, Mısır 1970, 516 vd).



Kur’an’da otuz beş dolayında “şehid” kelimesi ve yirmi civarında da, çoğulu olan “şuheda” kelimesi geçmektedir. Aynı kökten gelen kelimelerle beraber, Kur’an’da geçen “şehid” kelimesi, daha çok şâhid manasınadır. Şehid, aynı zamanda Yüce Allah’ın isimlerinden biridir. Bir kaç âyette de, bu manayı ifâde etmektedir. Bu âyetlerden birinin meâli şöyledir:



Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında âyetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur’an)’ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabb’inin her şeye şâhit olması, (her şeyi görmesi) yetmez mi?” (Fussilet, 41/53). Bu anlamdaki şehid için, “Şehâdet” ve “Şâhid” kelimeleri incelenmeli.



Burada konumuz olan şehid ise Kur’an’da daha çok “ka-te-le” fiilinin mechûlü ile, Allah yolunda öldürülme anlamında kullanılmaktadır. Şehidlik büyük bir derecedir. Şehidler hem Allah’ın övgüsünü ve hem de Hz. Muhammed (s.a.s)’in sevgisini kazanan bahtiyar insanlardır.



Yüce Allah, şehidlerin ma’nen ölmediklerini, onlara ölüler denilmemesinin gerektiğini, Kur’an’ın değişik yerlerinde dile getirmiştir:



Allah yolunda öldürülenleri, ölüler sanma. Hayır, (onlar) diridirler. Rabb’leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarında henüz (şehid olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığı, onların da üzüntüye uğramayacakları müjdesiyle sevinmektedirler. Allah’ın nimeti ve keremiyle ve Allah’ın mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler” (Âlu İmran, 3/169, 170, 171).



Mesrûk (r.a) Abdullah’a bu âyette zikredilen şehidlerin halini sormuş, o şöyle cevap vermiştir: Biz de bunu Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e sormuştuk. Bize şu cevabı vermişti: “Şehidlerin ruhları yeşil kuşların karnındadır. Onların arşa asılı kandilleri vardır. Diledikleri gibi cennette serbestçe dolaşır, sonra o kandillere geri dönerler” (Müslim, İmâre, 121; Ebû Davûd Cihâd 25; Tirmizî, Tefsiru Sure, 3/19; İbn Mâce, Cenâiz, 4; Cihâd, 16).



Allah yolunda ruhunu teslim eden şehidlerin amellerinin boşa gitmeyeceği, büyük ecir ve sevap kazanacakları, Kur’an’da şöyle haber verilmiştir:



Dünya hayatını âhiret hayatı karşılığında satarlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz” (en-Nisa,4/74).



“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman, hemen boyunlarını vurur. Nihâyet onları iyice vurup sindirinceye kadar bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Ondan sonra artık ya lütfen bırakır veya karşılığında fidye alırsınız. Harb ağırlığını bırakıncaya (savaş sona erinceye) kadar (böyle yaparsınız). Allah dileseydi, (kendisi) onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için (size savaşı emrediyor). Allah yolunda öldürülenler (yok mu, Allah) onların yaptıkları işleri zâyi etmeyecektir”(Muhammed 47/4).



Şehidlerin günahlarının af olunacağı da, Kur’an’da müjdelenmiştir:



Rabb’leri onlara karşılık verdi: Ben, sizden erkek, kadın, hiç bir çalışanın işini zâyi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler… Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. (Yaptıklarına), Allah katında bir karşılık olarak (bu nimetleri vereceğim). Şüphesiz karşılıkların en güzeli Allah katındadır” (Âlu İmrân, 3/195).



Peygamberimizin, şehîd olmanın fazileti hakkında söylemiş olduğu iki hadisin meali de şöyledir:



“Cennete giren hiç bir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehid müstesnadır. O, göreceği ikramdan dolayı tekrar dünyaya dönüp on defa daha öldürülmeyi (şehid olmayı) temenni eder”(Buhârî, Cihâd 6; Müslim, İmâre,108,109; Neseî, Cihâd 33).



“Muhammed’in nefsi, elinin kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim” (Buhâri, İman, 26; Müslim, İmâre,103,107; Neseî, Cihad, 37).



Şehid olmada ölçü, Allah’ın rızasıdır. Allah rızası için mücâdele eden, O’nun adını yüceltmek için çaba sarfeden, cihâd içinde bulunuş ve bu yolda canını veren de, şehid olmuş olur.



Bir a’râbî Hz. Muhammed (s.a.s)’in huzuruna gelerek: “Ya Resûlullah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?” diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir:



Kim Allah’ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır” (Buhârî, İlim, 45; Cihâd,15; Müslim, İmre,150,151; İbn Mace, Cihad,13; Ahmed b. Hanbel, IV, 392, 397, 402, 405, 417).



Diğer bir hadiste de, Hz. Peygamber (s:a.s) önemli olan üç hususu misâl olarak ortaya koymuştur: Şehid olmak, âlim olmak ve hayırsever zengin olmak. Bu üç önemli ve faziletli durumda olan insanlar, Allah’ın rızasını düşünmeyerek, çeşitli menfaat, riya ve gösteriş duyguları ile hareket ettikleri takdirde, şehid, âlim ve hayırsever olmanın kendilerine hiç bir faydası olmaz. Bunların akıbetleri Cehennemdir:



“Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Hz. Muhammed (s.a.s) şöyle buyurmuş:



“Kıyamet gününde aleyhine hükm olunacak halkın birincisi, şehid edilen bir adam olacaktır. O kişi Allah’ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona:



-Bu nimetlerin arasında ne yaptın? diye sorar. O, şu cevabı verir:



-Senin rızan için savaştım ve nihâyet şehîd oldum. O zaman Allah şöyle der:



-Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın ve netice de de bu söz söylendi. Allah’ın emri üzerine o kişi yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.



İkinci olarak, ilim öğrenmiş, başkalarına öğretmiş, Kur’an’ı okuyan biri Yüce Allah’ın huzuruna getirilir. Allah, ona da verdiği nimetlerini tek tek anlatır. O da bu nimetleri anlar, kabul eder. Yüce Allah ona şöyle sorar:



-Bu nimetlerin içinde bulunurken, benim için ne yaptın? O kişi, şu cevabı verir:



-Senin rızan için ilim öğrendim, Kur’an’ı okudum ve başkalarına da öğrettim, okuttum. Ondan sonra AIlah ona şöyle der:



-Sen yalan söylüyorsun! Sana âlim, ne güzel okuyor, denilsin diye okudun. İlim öğrenmeyi, Kur’an’ı okumayı, başkasına öğretmeyi ve okutmayı, riya ve gösteriş için yaptın. Nihâyet senin için bu övgüler de yapıldı. Allah’ın emri üzerine bu adam da yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır.



Üçüncü olarak, Allah’ın kendisine zenginlik ve çeşitli mallardan verdiği bir kişi getirilir. Allah, bu kişiye de verdiği nimetleri ayrı ayrı anlatır. O da, bu nimetleri bilir, hatırlar. Yüce Allah ona da şu soruyu sorar:



-Bu nimetlerin arasında bulunduğunda, ne gibi hayırlı işlerde bulundun? Kişi şu cevabı verir:



-Senin rızan için, sevdiğin her türlü hayır yollarına harcamada bulundum. Allah, onun bu cevabı üzerine söyle der:



-Sen yalan söylüyorsun! Sana cömert desinler diye bu hayır yollarına harcamada bulundun. Bu yardımları, riyâ ve gösteriş için yaptın. Sonra, Allah’ın emri üzerine bu kişi de, yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır” (Müslim, İmâre, 52; Neseî, Cihâd, 22; Ahmed b. Hanbel, III, 322).



Hanefî mezhebi âlimlerinin görüşlerinin istikametinde, şehîdleri üç kısma ayırmamız mümkündür:



1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya asiler, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen yahut evine giren hırsızların ağır bir cisim veya kesici bir alet kullanarak öldürdükleri kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan, yaralarından, göz veya kulağından kanlar akan ve bu durumda vefât eden kişi de, bu kısım şehîdlerdendir. Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehîdlerden sayılır. Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehîd olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Ancak onların üzerindeki kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri fazlalıklar çıkarılır. Yıkanmadan gömülmeleri, Hz. Muhammed (s.a.v)’in: Onları kanlarıyla gömün” (Neseî, Cenâiz, 82, Cihâd, 37; Ahmed b. Hanbel, III, 299, V, 431) şeklinde hadisine dayanmaktadır. Bu kısım şehîdlerin her birine, “hükmî şehîd” denir. Bu kısma giren şehîdler, elbiseleriyle gömülünce, elbiseleri onlar için kefen sayılır. Vücutlarının her tarafı elbiseleriyle örtülür. Elbiseleri vücutlarını örtmek için yetmezse, başka bir şeyle örtülmeleri temin edilir.



2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîdler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehîd sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefât eden müslüman gibi…



Âkil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehîd olanlar da, bu kapsama girmektedirler.



Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler.



Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefât eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda ya da cuma gecesinde vefât eden müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir. Hz. Muhammed (s.a.s)’in bu kısma giren, savaş dışındaki şehîdler hakkında söylemiş olduğu hadisler vardır (Bakınız, Buhârî, Ezan, 32, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164; Tirmizî, Cenâiz, 65, Fedâilu’l-Cihâd, 14; Ahmed b. Hanbel, I, 22, 23, II, 323, 325).



3-Dünya şehîdi: Kalbinde Allah rızasını taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyâkâr ve gösteriş ehli münafıklar, müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar. Bunlar da “hükmî şehîd” sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Fakat, yukarıdaki hadislerde ifâde edildiği gibi, Allah onların kalbini bilir. Âhirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. Böyle insanların gerçek yüzünü Allah bilir. İnsan olarak bizler, tam manasıyla bilemeyiz. Onların hakkında, dış görünüşlerine, hal, hareket ve davranışlarına göre hükmederiz (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, Mısır tsz. I, 848 vd; el-Meydanî, el-Lubâb, İstanbul, tsz, I, 135 vd; Abdurrahman el-Cezirî, Kitabu’l-Fıkhi ala’l-Mezahibi’lArbaa, Mısır, tsz. I, 527 vd).



Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in zamanından günümüze kadar, çok sayıda insanlar, Allah rızası için, Tevhid mücâdelesi için, Allah’ın adını yüceltmek ve emrini hakim kılmak için canını verip şehid oldu. Bunların başında Yasir ve hanımı Sümeyye gelmektedir. Ammar b. Yasir’in babası Yasir, bir köle idi. Bir cariye olan Sümeyye ile evlendirilmişti ve bu evlilikten Ammar dünyaya gelmişti. Bu mütevazi ailenin fertleri, hep beraber müslüman olmuşlardı. Bekir oğulları, bunların üçünü de azad etmişlerdi. Müşrikler onlara çok eziyette bulundular. Yasir ve hanımı Sümeyye, müşriklerin zulmü neticesinde şehid olmuşlardı. Ammar anasız ve babasız kalmıştı. Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem), onlara dua etmişti. Yasir ilk erkek ve hanımı Sümeyye ilk kadın şehid olmuştu. Bu şehidlik kervanı, herhangi bir yer veya zamanda noktalanmadı ve noktalanmayacak, kıyâmete karar devam edecektir (es-Suheylî, er-Ravdu’l-Ünf, Kahire, 1965, III, 201, 220; İbn İshâk, es-Sire, mad. 239, 240; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3131).



Şehid olan insanların kul hakkı dışındaki bütün günahları affedilir. Şehid olmak, herkese nasib olmayan büyük bir şereftir ve mü’minler için mükemmel bir nimettir. Güzel bir şekilde yaşamak, ondan sonra Allah yolunda O’nun rızası için şehid olmak, her mü’minin hayal ettiği bir mutluluktur. İmân sahibi olan insanın böyle bir şuur ve düşünce ile yaşaması, Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından ne kadar güzel bir şekilde övülmüştür!..: “Şehid olmayı Yüce Allah’tan samimi olarak dileyen kimseyi, Allah, rahat yatağında vefat etse bile, şehidlerin derecesine eriştirir” (Müslim, İmâre, 156, 157; Ebû Davud, İstigfâr, 26; Neseî, Cihâd, 36; ibn Mâce, Cihâd, 15).



Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Şehitler beş kısımdır: Bulaşıcı hastalığa yakalanan, ishale tutulan, suda boğulan, göçük altında kalan ve Allah yolunda savaşırken şehit olanlar. “
Buhârî, Cihâd 30; Müslim, İmâre 164. Ayrıca bk. Buhârî, Ezân 32; Tirmizî, Cenâiz 65



Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Siz kimleri şehit sayıyorsunuz?” diye sordu. Sahâbîler:
– Yâ Resûlallah! Kim Allah yolunda öldürülürse o şehittir, dediler. Peygamber Efendimiz:
– “Öyleyse ümmetimin şehitleri oldukça azdır” buyurdu. Ashâb:
– O halde kimler şehittir, yâ Resûlallah! dediler. Resûl-i Ekrem:
– “Allah yolunda öldürülen şehittir; Allah yolunda ölen şehittir; bulaşıcı hastalıktan ölen şehittir; ishalden ölen şehittir; boğularak ölen şehittir” buyurdu.
Müslim, İmâre 165. Ayrıca bk, İbni Mâce, Cihâd 17



Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Malı uğrunda öldürülen kimse şehittir. ”
Buhârî, Mezâlim 33; Müslim, Îmân 226. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 29; Tirmizî, Diyât 21; Nesâî, Tahrîm 22, 23, 24; İbni Mâce, Hudûd 21



Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Ebü’l-A’ver Saîd İbni Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir. ”
Ebû Dâvûd, Sünnet 29; Tirmizî, Diyât 21



Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve:
-Yâ Resûlallah! Bir kişi gelip malımı almak isterse ne yapayım? dedi. Resûl-i Ekrem:
– “Ona malını verme” buyurdu.
– Benimle savaşmaya kalkarsa ne dersin? diye sordu;
– “Sen de onunla savaş” cevabını verdi.
– Adam beni öldürürse? dedi; Peygamberimiz:
– “Sen şehit olursun” buyurdu.
– Peki ben adamı öldürürsem? deyince, Efendimiz:
– “O cehennemdedir” buyurdu.
Müslim, Îmân 225

10 Aralık 2018 Pazartesi

Peygamberimizin şakaları


Peygamberimizin şakaları

Peygamber Efendimiz ALLAH’ın elçisi olması dolayısıyla ciddi vakarlı ağırbaşlı heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı görev üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın…

Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur şakalaşır tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı insanlar Peygamberimize yanaşamazlar ona soru bile soramazlardı.

Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz bazen ortamın yumuşatılması insanların rahatlatılması gerekir.

Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar lâtifeli konuşur ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa yalan yalandır.

Ebû Hüreyre’nin rivayetine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Kul şaka ile de olsa yalanı doğru bile olsa lüzumsuz tartışmayı bırakmadıkça tam inanmış bir mü’min olamaz.”

Peygamber Efendimiz bir yandan yeri geldikçe şaka yaparken diğer yandan da Sahabîlerin yersiz şaka yapmamaları konusunda uyarıda bulunurlardı.

“Arkadaşlarınla ağız kavgası yapma bir söz verip de tutmamazlık etme.”

Etrafındakiler sordular:

“Yâ ResulALLAH siz de şaka yapıyorsunuz.”

Çelişkili gibi görünen bu durumu Peygamberimiz şöyle cevapladı:

“Evet ben de şaka yaparım fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim.”

Bunun yanında Peygamberimiz insanlarla alay etmez hafife almaz dalga geçmez küçük düşürmez mahcup etmez zor durumda bırakmaz “işletme” gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı.

Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla hanımlarıyla yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.

Peygamberimiz çocukları çok severdi. Onlarla ilgilenir sevindirirdi. Çocuklar Peygamberimizden hiç kaçmazlar nerede görseler hemen yanına gelirler çevresini sararlardı.

Enes bin Mâlik anlatıyor:

“Peygamber Efendimiz insanların en güzel ahlâklısı idi. Benim Ebû Umeyr adında küçük bir kardeşim vardı. Peygamber Efendimiz bizim eve gelerek onu gördüğünde

“Ebû Umeyr’i üzgün görüyorum sebebi nedir?” “Babam ‘Yâ ResulALLAH oynadığı nugayr kuşu öldü’ dedi.

(Nugayr serçeye benzeyen kırmızı gagalı bir kuştur.)

“Bundan sonra Peygamber Efendimiz Ebû Umeyr’i ne zaman görse;

“Ebû Umeyr ne oldu senin nugayr?’ diye takılırdı.”

Hazret-i Enes’in kendisi de Peygamberimizin hizmetine on yaşlarında iken girmişti. Bir defasında Efendimiz kendisine:

“Ey iki kulaklı adam” diye takılmıştı.

Peygamberimiz aile içinde mükemmel bir eş şefkatli ve sevimli bir babaydı. Zaman zaman eşleriyle de şaka yapar onlarla olan samimiyetini geliştirirdi.

Hazret-i Âişe genç ve zeki bir hanım olduğu için Peygamberimiz ona ayrı bir ilgi gösterirdi.

Hazret-i Âişe anlatıyor:

“Ben zayıf ince belli genç bir hanımdım. Bir seferde Peygamberimizle birlikte bir yolculuğa çıktım. Peygamberimiz bir yerde Sahabîlere:

“Siz ilerleyin” dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana:

“Gel seninle yarışalım” dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.

“Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde Sahabîlere:

“Siz ilerleyin” dedi ve ikimiz yalnız kaldık.

“Gel yarışalım” dedi. O zamanlar ben kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek:

“Bu defaki benim seni geçişim o gün beni geçişine bedel olsun’ buyurdu.”

Peygamber Efendimizin kendi aile içindeki bir latifesini de Numan bin Beşir rivayet ediyor:

“Bir gün Hazret-i Ebû Bekir Peygamber Efendimizin huzuruna girmek için izin istedi. Kızı ve Peygamberimizin hanımı Âişe’nin Efendimize bağırdığını işitti.

“Resulullaha nasıl bağırırsın?’ diye elini kaldırarak bir tokat atmaya davrandı. Fakat Peygamberimiz bırakmadı. Ebû Bekir kızgın olarak ayrıldı çıktı.

“Ebû Bekir çıktıktan sonra Peygamber Efendimiz Âişe’ ye:

“Gördün mü seni nasıl kurtardım adamın elinden…’ dedi.

“Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ebû Bekir tekrar müsaade isteyerek Peygamberimizin huzuruna girdi. Bu sefer Efendimizle Âişe’yi barışmış görünce sevindi ve Peygamberimize dönerek şöyle dedi:

“Beni nasıl kavganıza kattıysanız barışınıza da katar mısınız?”

“Peygamberimiz:

“Kattık kattık’ buyurdu.”

Peygamberimizin aile içinde şöyle bir latifesi de olmuştu:

Adamın biri Peygamberimizin amcasıoğlu Abdullah bin Abbas’a sordu:

“Peygamber Efendimiz şaka yapar mıydı?”

“Evet yapardı.”

“Şakalarından bir örnek verir misiniz?”

“Bir gün hanımına bol bir elbise giydirdikten sonra;

“Güle güle giy ALLAH’a şükret ve gelinler gibi yerde sürü’ diye takıldı.”

Peygamberimiz kimsesiz fakir yoksul herkesin yüz vermediği ilgilenmediği insanlarla küçük şakalar yapar kalplerini kazanırdı.

Enes bin Mâlik anlatıyor:

“Bir gün adamın biri Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve kendisinden bir binek hayvanı istedi.

“Peygamberimiz ona ‘Peki sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi?’ diye takıldı.

“Adamcağız ‘Yâ ResulALLAH ben sizden bir binek istiyorum dişi deve yavrusunu ne yapayım?”

“Peygamber Efendimiz gülerek:

“Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?’ buyurdu.”

Peygamberimizin dadısı ve Zeyd bin Hârise’nin hanımı Ümmü Eymen bir gün Peygamber Efendimize gelir ve onu evine davet eder:

“Yâ ResulALLAH beyim sizi davet ediyor.”

“O da kim hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?”

“Beyimin gözlerinde beyazlık yok yâ ResulALLAH!”

“Evet gözlerinde beyazlık var.”

“VALLAHi yok yâ ResulALLAH.”

“Hiçbir insan yoktur ki gözlerinde beyazlık bulunmasın.”

Peygamberimizin buna benzer bir latifesini Hasan-ı Basrî Hazretleri rivayet ediyor:

Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek:

“Yâ ResulALLAH! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?” dedi.

Peygamber Efendimiz:

“Yaşlı kadınlar Cennete giremez” diye ona takıldı.

Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.

Peygamber Efendimiz Sahabîlere:

“Gidin ona söyleyin ‘Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin.’ Cenab-ı Hak ‘Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı yaşta genç kızlar yaptık’ buyurmuyor mu?” (Vakıa Sûresi 36.)

Peygamberimizin bir başka latifesini de Enes bin Mâlik’ten dinleyelim:

“Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir Peygamberimize her gelişinde kendi yetiştirdiği ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da Peygamber Efendimiz ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldururdu. Gelen hediyelere bu şekilde karşılık verdikten sonra da şöyle buyururdu:

“Zahir bizim çölümüz biz de onun şehriyiz.”

“Peygamberimiz Zahir’i çok severdi. Halbuki Zahir hiç de güzel değildi. Fizikî olarak son derece çirkin bir adamdı.

“Bir gün pazarda çölden getirdiği malları satmaya çalıştığı bir sırada Peygamber Efendimiz gitti sessizce yaklaştı Zahir’i arkasından kucakladı ve elleriyle gözlerini kapadı.

“Zahir tutanın kim olduğunu göremiyordu. Tutan kimse bıraksın’ diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla arkasından tutanın Efendimiz olduğunu anlayınca sırtını Peygamberimizin göğsüne iyice dayamaya başladı.

“Zahir’in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber Efendimiz yüksek sesle:

“Bu köleyi satıyorum var mı alan?’ diye seslenmeye başladı.

“Zahir boynu bükük mahzun bir halde:

“Yâ ResulALLAH benim gibi değersiz bir köleye ALLAHi

kuruş veren olmaz’ deyince Peygamber Efendimiz: “Hayır yâ Zahir sen ALLAH katında hiç de değersiz

değilsin’ buyurdu.”

• • •

Avf bin Mâlik anlatıyor:

“Tebuk savaşında Peygamberimizin huzuruna gittim. Deriden yapılmış bir çadırın yanındaydı. Kapıdan selâm verdim. Selâmımı aldı ve bana:

“Buyur gir’ dedi.

“Bütün vücudumla mı gireyim?’ dedim.

“Bütününle gir’ dedi ve girdim.

“Çadır küçük olduğu için Avf şakayla ‘Bütün vücudumla mı gireyim?’ demişti.”

Böylece Peygamberimiz şakaya şakayla karşılık vermişti.


Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı