İlginç Gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlginç Gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2020 Cumartesi

Jelatin domuzdan üretilir ondanda jelibon, yediğimiz içtiğimiz kullandığ...



Jelatin domuzdan üretilir ondanda jelibon, çocukların yediği her turlu şekerler ve yediğimiz içtiğimiz her şeyde var.. Videoyu izleyin mutlaka çocukların içtiği şuruplardan kullandığımız porselen tabaklara kadar her şeyde domuz yağı var. Helal marka çok önemli Allah'ım bizlere her şeyin helalini nasip etsin. Müslümanlar olarak bilinçlenmeyi nasip eylesin.. Amiiiin

25 Şubat 2016 Perşembe

Sultan Selim’i ‘Yavuz’ yapan şey neydi?


Bugün, (20 Eyl 2015 )Osmanlı ve Ortadoğu tarihine silinmez bir damga vurmuş olan Yavuz Sultan Selim’in 495. vefat yıldönümü. Kaotik günler yaşadığımız doğru ama bunlar bize değerlerimizi unutturmamalı.

İtiraf edeyim ki, Yavuz Sultan Selim hakkında kitap yazmaya koyuluncaya kadar ben de bu denli kapalı ve müşkil noktaların karşıma aşılmaz surlar halinde çıkacağını tahmin etmemiştim. Lakin kazın ayağı hiç öyle değilmiş. Öyle meçhuller var ki Yavuz ve Şah İsmail ile ilgili, şaşırıp kalıyorsunuz. Sadece birisini söyleyeyim:

Bizim Yavuz’un icadı olduğunu zannettiğimiz ve Halep Ulucamii’ndeki hutbede adının “Hakimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” şeklinde okunmasına itiraz edip “Bana iki kutlu şehrin, Mekke ve Medine’nin hakimi değil hâdimi, “Hakimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” deyin dediğini biliyoruz ama bu unvanı ilk kullananın Memluklerin mücahid Sultanı Baybars olduğunu bilmiyoruz! Yani Yavuz bu ihtiram unvanını icad etmiş değil, kendisinden 2,5 asır kadar önce yaşamış bir başka büyük Sultan tarafından kullanılıp sonradan terk edildiğini bilerek bunu değil de onu tercih etmiş! Tarihteki ruh ikizini bulmuş!

Bu, bence Yavuz’u küçülten değil, tam tersine büyüten, tarihi ne kadar derinden okuduğunu gösteren bir bilgi…

Peki Şah İsmail’in ailesinin Kürd olduğunu biliyor muydunuz?

Bu da nereden çıktı, demeyin, hem de ünlü Türk tarihçisi Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’ın hâlâ Türkçeye tercüme edilmemiş olan, 1957 yılında Şam’da basılan bir dergide yayımladığı “Sur l’origine des Safavides” adlı makalesinde geçiyor bu bilgi. “Safvetu’s-Safâ” adlı Safevilerin soyu üzerine o devirde yazılan eserin nüshaları üzerinde yaptığı karşılaştırma Prof. Togan’ı bir şaşkınlıktan diğerine düşürüyor. Zira eserin Şah İsmail’den önceki nüshaları ile onun zamanındaki ve oğlu Tahmasb devrindeki nüshalarında ciddi değişiklikler yapılmış, kimi bilgiler makaslanmış, kimileri de değiştirilip yeniden yazılmış.


Şah İsmail Kürt müydü?

Togan’a göre eserin Şah İsmail’den önceki nüshalarında Safevilerin kökeni Kürt bir ataya dayandırılırken sonradan Araplaştırılmaya çalışılmış ve Hz. Ali’ye Hz. Hüseyin kanalıyla ulaşan bir soy zinciri uydurulmuş. Seyyid yapılmış. Bir ara da Türkleştirilmeye çalışılmış. Askerleri Kızılbaş Türkmenlerinden oluştuğundan onları küstürmemek için bu defa Farsça “Safvetu’s-Safâ”nın tamamı değil(!) ‘Buyruk’ gibi kısımları Türkçeye tercüme ettirilmiş ve Akkoyunlu Uzun Hasan’la annesi tarafından akrabalık ilişkisi vurgulanarak Türkmen asıllı oldukları vurgulanmış.

Böylece herkese bir pay çıkmış. Neticede Şah İsmail ve oğullarının Sincarlı bir köylü Kürt aileden geldikleri oldukları unutturulmuş.

İşte Zeki Velidi Togan’ın bu bilimsel makalesinin aradan geçen 58 yıla rağmen Türkçeye tercüme ettirilmeyişinin ‘sırrını’ da burada aramalıyız. Kızı Prof. Dr. İsenbike Togan’dan makalenin Türkçeye çevrilmediği bilgisini teyid ettikten sonra Türkçesini “Derin Tarih”te yayınlamayı teklif ettiğimde teşekkür etmekle yetindi ve ileride neşredilecek külliyatın içerisinde basılacağını söyledi. Eh. Bekliyoruz merakla.

Bir başka ilginç nokta, Çaldıran seferi öncesinde Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mektuplaşmalardır. Çok yazılıp çizildi, üzerine efsaneler bina edildi ama nedense başlı başına ilmî bir şekilde neşir ve tahlili yapılmadı mektupların. Elbette Hammer, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Feridun Emecen ve Selahattin Tansel “mükatebe” üzerinde genişçe durmuştu ama bu beş mektup başlı başına çalışılmış değildir.

Halbuki Feridun Beğ’in “Münşeâtu’s-Selâtin” adlı kaynak kitabında Yavuz’un dört mektubu ile Şah İsmail’in cevabı tam metin olarak mevcut, eserin yazma ve basma nüshaları elimizde. Mevzuya en fazla ziyade kafa yoran Feridun hocadan analitik bir makale beklemek hakkımız.

Burada ilginç olan husus, Yavuz’un Şah İsmail’e gönderdiği dört mektuptan ikisinin Farsça, diğer ikisinin ise Türkçe olması, ‘Türkçeciliği’ pek medhedilen Şah İsmail’in üstelik Türkçe bilen hasmına Farsça bir mektup göndermiş olmasıdır. Bu durumda Yavuz’un Farsça, Şah İsmail’in Türkçe divanlar yazmalarını nasıl yorumlamak gerekir? Ehli düşünsün.

Şimdi mektupları kısaca değerlendirelim.



“Yolumuzdan dönmeyeceğiz”

1) Yavuz’un 23 Nisan 1514 tarihli ilk mektubu İzmit’ten yazılmış olup Farsçadır ve Tacizade Cafer Çelebi tarafından kaleme alınmıştır. Safevi casusu Kılıç eliyle gönderilen mektupta Şah İsmail’in zındıklığı mülhidlikle birleştirdiği, fitne çıkardığı, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’e küfrettirdiği, tövbe istiğfar etmezse gelip topraklarını alacağını yazmış, zırh giyip kılıç kuşandığını ve yola çıktığını dile getirmiş, kısacası meydan okumuştur.

2) “Münşeât”taki ikinci Farsça mektupta Yavuz, öncekine benzer ifadeler kullanmış, Şah İsmail’in ailesinin dervişlikten geldiğini hatırlatmak üzere kendisine hırka, asa, misvak ve kuşak gibi şeyhlere mahsus eşya göndermiştir.

3) Yavuz’un Erzincan’dan yazılmış üçüncü mektubu ise Türkçedir. Azerbaycan’a doğru gelmekte olduğunu söyleyen Yavuz, Şah İsmail’e korkmaması için bir miktar askerini geride bıraktığını yazıyor, topraklarına girdiği halde kendisinden kaçmasına mânâ veremediğini söylüyor, ölümden korkanların kılıç kuşanması ve ata binmesi münasip olmaz, diyor, eğer bir parça “gayret ve hamiyyet” varsa karşısına çıkmasını istiyordu.

4) Ancak son mektup yola çıktıktan sonradır ki Şah İsmail’in Farsça mektubu Yavuz’a ulaşır. Yavuz’unkilere kıyasen yumuşak sayılabilecek bir üslupta yazılmış olan mektubunda İsmail, alttan almakta ama kendisine karşı kullanılan üslubu bir sultana yakıştıramadığını, bunların ancak afyonla sarhoş olmuş kâtiplerin yazabileceğini, bu nedenle bir kutu afyon gönderdiğini ama savaşa da hazır bulunduğunu yazmaktaydı.

5) Ve Yavuz’un o sert finali. Yine Türkçe ve yine hasmını yerin dibine batıran bir üslup. Çermik’ten yazılmıştı. Ülkesine girdiği halde Şah İsmail’in ordusunun daima kaçtığı, toprakların bir hükümdarın nikâhlısı gibi olduğu, erkek ve merd olanların ona başkasının elinin değmesini isteyemeyeceği vs. belirtiliyor ve “Miğfer yerine mi’cer (yaşmak) ve zırh yerine çadır (çarşaf) ihtiyar eyleyüb serdarlık sevdasından ve sipehsalarlık hevasından feragat eyleyesün” deyip kendisine bir kadın elbisesi gönderiyordu.

Çaldıran’dan bir hafta kadar önce yazılan mektup köprülerin atıldığı anlamına geliyordu. Öte yandan Yavuz, Eleşkirt civarında ayaklanan yeniçerilerin arasına korkusuzca dalarak şöyle haykırmıştı:

“Şahın adamları efendileri için can verirken içimizdeki bazı gayretsizler buralara kadar gelmiş olan bizleri geri döndürmeye uğraşıyorlar. Yolumuzdan dönmeyecek ve emre itaat edenlerle devam edeceğiz. Geri dönerlerse ‘din-i mübîn’ yolundan dönmüş olurlar. Eğer er iseniz benimle hem-inan ve revan olun. Yoksa yalnız başıma da giderim.”

Velhasıl Yavuz’u ‘Yavuz’ yapan şey, davasındaki gevşemezliğiydi.

24 Temmuz 2015 Cuma

Mimar Sinan’ın türbesindeki sır




Mimar Sinan’ın türbesindeki sır

Burada ifâde etmelidir ki Sü­ley­mâ­ni­ye’yi, hamamı, kütüphanesi, imâreti, medresesiyle koca bir şehir hüviyetinde inşâ eden Mîmarbaşı Sinan, âdeta 2. Bâyezîd Hân-ı Velî’nin yıllar önce kendi mîmârîmizle alâkalı bir kerâmet ve firâsetinin tezâhürü olmuştur. O firâset neticesinde Sü­ley­mâ­ni­ye gibi nice inkişaflar yaşanmıştır.

Bu inkişaflarla Kânûnî devrinde Osmanlı mülkünün her köşesine imâretler, külliyeler, sebiller, hanlar, hamamlar, saraylar, kütüphâneler vb. îmar faâliyetlerinde bulunan Koca Sinan, hizmetlerini2. Selîm Han devrinde de devam ettirdi. Onun bunca eserleri, fânî ömrüne nasıl sığdırabildiği bir meçhûldür. Zira o, dört yüz senede yapılamayanları bir ömre sığdırmıştır.

Şâir, asırların omuzlarında duran Sü­ley­mâ­ni­ye’nin, âdeta yüceliklere kanatlanmaya müheyyâ hâline bakıp gayr-i ihtiyârî seslenir:

Sen en yakınısın, bilirsin elbet:
Kaç misli eseri vardır yaşının!
Fakat söyle: Nasıl sığmış yaptığı,
Bir insan ömrüne Mîmarbaşı’nın?


KUŞBAKIŞI BAKILDIĞINDA TÜRBE İMZA YERİNDE DURUYOR
Bütün bu liyâkatine ve hak edişine rağmen Koca Sinan’ın, muazzam Sü­ley­mâ­ni­ye âbidesine zâhirî bir imza koymaması, eserdeki gâye ve niyetindeki ulvîliğin bir nişânesidir. O, kabrini, muhteşem bir 

tâ­rihî vesîkanın en alt köşesine atılan mütevâzı bir imzâ kabîlinden, Sü­ley­mâ­ni­ye külliyesinin dışında ve ona yakın bir yerde inşâ ederek tevâzuunu da eseri gibi ebedîleştirmiştir.

Şâir, bu yüce duyguların tesiri altında şunları söyler:

Âbidesi hesaplardan taşarken
Mîmârı, kendini çekmiş ortadan…
Başarı burdadır, tevâzû burda:;
Eser ululuktan, imzâ noktadan!
Bakıp, bize örnek olsunlar diye
Yolladığı iki kahramanına
«Allâh’ım diyorum, lâyık adaşlar
Gönder Sinan’ına, Süleyman’ına!»

Kaynak: Osman Nuri Topbaş / Osmanlı, Erkam Yayınları

9 Temmuz 2015 Perşembe

Süleymaniye Camiisinde kapıların girişine yerleştirilen kırmızı taşların hikayesi




GÜLŞAH AYDIN
İLGİNÇ GERÇEKLER
- 15:41

Süleymaniye’nin avlusunda bir köşede oturmuş o müthiş mimari eserini izlerken dalıp gittiğim sırada Camii’nin bahçesinde topladı gençleri yanına amca ;
”bu kırmızı taşı görüyor musunuz?” dedi ve başladı anlatmaya Süleymaniye Camiisinde kapıların girişine yerleştirilen kırmızı taşların hikayesini;

Vaktiyle camii inşa edilirken Alman kralı tarafından, mihraba konulmak üzere hediye olarak gönderilmiş bu taş, amma Mimar Sinan akıllı adam mihraba konulması üzre böyle bir taş hediye edilmesinden şüphelenmiş ve zarar vermeden taşın ikiye kesilmesini istemiş! şüphesinde de haklı çıkmış çünkü Alman kralı yolladığı taşın ortasına haç işareti koydurtmuş eğer sinan bundan şüphelenmeseymiş yıllarca bir haca doğru farkına varmadan secde edecekmişiz…

amca mesajı alttan alttan verdi ”siz siz olun Allah’a iman etmeyen kimseye güvenmeyin!” diyerek.

Allah Mimar Sinan’dan razı olsun, Allah gençlerin önüne ışık yakan amcalardan razı olsun ...
Alıntı 

6 Haziran 2015 Cumartesi

Sevgili Peygamberimizin İsimleri (sav)



Abdullah: Allah(c.c)' ın kulu

Âbid: Kulluk eden, ibadet eden

Âdil : Adaletli

Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş

Ahsen: En güzel

Alî: Çok yüce

Âlim: Bilgin, bilen

Allâme: Çok bilen

Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi

Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan

Beşir: Müjdeleyici

Burhan: Sağlam delil

Cebbâr: Kahredici, gâlip

Cevâd: Cömert

Ecved: En iyi, en cömert

Ekrem: En şerefli

Emin: Doğru ve güvenilir kimse

Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan

Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran

Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran

Gâlip: Hâkim ve üstün olan

Ganî: Zengin

Habib: Sevgili, çok sevilen

Hâdi: Doğru yola götüren

Hâfız: Muhafaza edici

Halîl: Dost

Halîm: Yumuşak huylu

Hâlis: saf, temiz

Hâmid: Hamd edici, övücü

Hammâd: Çok hamdeden

Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan

Kamer: Ay

Kayyim: Görüp, gözeten

Kerîm: Çok cömert, çok şerefli

Mâcid: Yüce ve şerefli

Mahmûd: Övülen

Mansûr: Zafere kavuşturulmuş

Mâsum: Suçsuz, günahsız

Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü

Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren

Mekkî: Mekkeli

Merhûm: Rahmetle bezenmiş

Mes'ûd: Mutlu

Metîn: Çok sağlam ve güçlü

Muallim: Öğretici

Muktedâ: Peşinden gidilen

Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli

Müctebâ: Seçilmiş

Mükerrem: Şerefli, yüce

Müktefî: İktifâ eden, yetinen

Münîr: Nurlandıran, aydınlatan

Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş

Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş

Muslih: Islah edeci, düzene koyucu

Mustafa: Çok arınmış

Müstakîm: Doğru yolda olan

Mutî: Hakka itaat eden

Mu'tî: Veren ihsân eden

Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan

Müşâvir: Kendisine danışılan

Nakî: Çok temiz

Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini

Nâsih: Öğüt veren

Nâtık: Konuşan, nutuk veren

Nebî: Peygamber

Neciyullah: Allah' ın sırdaşı

Necm(i): Yıldız

Nesîb: Asil, temiz soydan gelen

Nezîr: Uyarıcı, korkutucu

Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk

Nûr: Işık, aydınlık

Râfi: Yükselten

Râgıb: Rağbet eden, isteyen

Rahîm: Mü'minleri çok seven

Râzî: Kabul eden, hoşnut olan

Resûl: Elçi

Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü

Saîd: Mutlu

Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan

Sâdullah: Allah' ın mübârek kulu

Sâdık: Doğru olan, gerçekci

Saffet: Arınmış, seçkin kişi

Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici

Sâlih: iyi ve güzel huylu

Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan

Seyfullah: ' ın kılıcı

Seyyid: Efendi

Şâfi: Şefaat edici

Şâkir: Şükredici

Tâhâ: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi

Tâhir: Çok temiz

Takî: Haramlardan kaçınan

Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş

Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri

Vâiz: Nasihat eden

Vâsıl: Kulu Rabb'ine ulaştıran

Yâsîn: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil

Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren

Zâkir: Allah' ı çok anan




Mevâhib-i Ledünniye isimli kitaptan 99 adedi alınmıştır. Bu kitapta diğer 301 ismini bulabilirsiniz



selam ve dua ile.

5 Haziran 2015 Cuma

Yetiş Ya Resulallah...




Rasûl Aşk-ıHADİSİ ŞERİFLER
- 13:10



Yetiş Ya Resulallah...

Ebû Abdullah Merrakûşî hazretleri, Resûlullah efendimizi vesîle ederek Allahü teâlâdan bir şey istemek, Resûlullah efendimizin yardım ve şefâatlerine kavuşmak husûsunda bir eser yazdığı esnâda başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakletti:
"1239 senesinde Sader kalesinden seçkin bir cemâatle berâber çıktık. Yanımızda bize kılavuzluk eden biri vardı. Bir müddet gittikten sonra suyumuz tükendi. Durup su aramaya çıktık. Ben de bu arada ihtiyâcımı görmek için gittim. Bu sırada müthiş bir şekilde uykum geldi. Nasıl olsa giderken beni uyandırırlar deyip, başımı yere koydum. Uyandığımda kendimi çölün ortasında yapayalnız buldum. Arkadaşlarım beni unutup gitmişlerdi. Yalnızlıktan büyük bir korkuya kapıldım. Çölde sağa sola yürümeye başladım. Nerede bulunduğumu, nereye gideceğimi bilemiyordum. Her taraf dümdüz kumdu. Az sonra hava karardı. Yolculuk yaptığımız kâfileden hiçbir iz yoktu. Ben, gece karanlığında yapayalnızdım. Korkum daha da şiddetlendi. Telâşla daha süratli yürümeye başladım. Bir müddet gittikten sonra, çok susamış ve yorulmuş bir hâlde yere düştüm. Artık hayâtımdan ümîdimi kesmiş, ölümümün yaklaştığını hissetmeye başlamıştım. Susuzluk ve yorgunluktan, ızdırap ve elemim son haddine varmıştı. Birden aklıma geldi. Gece karanlığında:

"Yâ Resûlallah! Yetiş! Senden Allahü teâlânın izniyle yardım etmeni istiyorum!" diye inledim.

Sözümü bitirir bitirmez, birinin bana seslendiğini duydum. Sesin geldiği tarafa baktığımda; gece karanlığında, etrâfına ışıklar saçan, bembeyaz elbiseler giyinmiş, o zamâna kadar hiç görmediğim bir kimsenin beni çağırdığını gördüm. Bana yaklaşıp, elimi tuttu. O ânda bütün yorgunluğum ve susuzluğum kayboldu. Yeniden doğmuş gibi oldum. Ona canım birden ısınıverdi. Elele bir müddet yürüdük. Hayâtımın en tatlı anlarından birini yaşadığımı hissettim. Bir kum tepeciğini aşınca, berâber yolculuk yaptığım kâfilenin ışıklarını görüp, arkadaşlarımın seslerini duydum. Onların yanlarına doğru yaklaştık. Benim bindiğim hayvan en arkada onları tâkib ediyordu. Birden gelip önümde durdu. Bineğimi önümde görünce, sevinç çığlıkları attım. Ben bağırınca, benimle gelen zât elini elimden çekti. Daha sonra elimden tutup bineğime bindirdi.

Sonra da;

"Bizden bir şey isteyeni ve yardım talebinde bulunanı boş çevirmeyiz." diyerek geri dönüp gitti. O zaman onun Resûlullah efendimiz olduğunu anladım. O, geri dönüp giderken, çevresine yaydığı nûrların gece karanlığında göğe doğru yükseldiği görülüyordu. O, gözümden kaybolunca, birden aklım başıma geldi;

"Nasıl olup da ben, Resûlullah efendimizin elini ayağını öpmedim." diye çırpındım. Ama iş işten geçmiş, fırsat elden kaçmıştı.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Saçmasapan batıl inançlar, Batıl İnançlar...




❎❎❎Saçmasapan batıl inançlar...❎❎❎
Ayakkabının ters gelmesi hastalığa işarettir.
Ocak ayının birinci günü görülen kimse sana iyi gelirse o yıl yaşarsın, iyi gelmezse hasta olursun.
Cuma günü ana rahmine düşen çocuk bilgili olur.
Pazartesi başlanan işler ağır gider.
Bir erkek iki kız arasından geçerse köse olur. Bir adam iki kadının arasından geçerse sözü geçmez.
Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev daima nur içerisinde ve bereketli olur.
Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur. Bir kadın iki erkeğin arasından geçerse çocuğu olmaz.
Yarım çay içen kadın dul kalır.
Ava gidecek kişinin önünden kadın geçerse avlanamaz. Bundan dolayı o kişi ava gitmekten vazgeçer. Ava giden kişinin arkasından karısı süpürge atar.
El yıkanırken önce sağ elden başlamalı, önce sol elden başlamak uğursuzluk getirir.
Çorap giyilirken ayağın Kıble'ye doğru uzatılması doğru değildir.
Sağ avuç kaşınırsa para gelir, sol avuç kaşınırsa elden para çıkar.
Akşam tırnak kesilmez.
Akşam sakız çiğnenmez, akşam çiğnenen sakız ölü etidir.
Gece gizlice ay ışığında, gölgede yıkananlar ay gibi parlak olur.
Yıldız kaydığında bir insan ölür.
Dolunayda doğan çocuk uğurludur, geleceği ışıklıdır. Dolunayda doğan kızlar ay gibi parlak ve güzel olur. Gece aya doğru tükürmek, sövmek uğursuzluk getirir. Güneş güzele vurur.
Kırklı kadın evden fazla uzaklaşmaz. Kırklı çocuk yalnız bırakılacağı zaman başucuna bıçak, soğan, sarımsak bırakılır.
Hıdrellez günü dikiş dikilmez, ağaç, bitki kesilmez, canlı öldürülmez. Bunlar yapılırsa yeni doğacak ne varsa anasının karnında hıdırellez eğrisi olur.
Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur. Gece ıslık çalmak günahtır. Akşam kapının önü süpürülmez. Bayram günü tıraş olunmaz. Arife ve bayram günü ağaç kesilmez. Gece gölegirmek iyi değildir. Geceleri cinler, peri kızları gölde yıkanırlar. Geceleri su üzerinden atlanmaz. Kaynayan suya bıçak sokulmaz. Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.
Köpeğin vakitsiz gece havlaması, horozun vakitsiz ötmesi, öküzün gece böğürmesi kötü şeylere işarettir. Köpek havaya doğru bakarak havlarsa kan dökülecek demektir. Tavuğun horoz gibi ötmesi uğursuzluktur, öten tavuk kesilir.
Ev yılanı o evin bekçisidir. Kurtlar uluyunca inekleri yemesinler diye gökten ağızlarına yiyecek düşer. İlk yaylaya çıkışta sığırların ortasından bir yabancı geçerse sığırlar hamile kalmaz, doğum yapmazlar. Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir.
Bıçakla ekmek kesilmez, evin bereketi kaçar.
Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır. Bismillah demeden yemek yiyen kişi doymaz. Şeytan da onunla birlikte yemek yer.
Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar. Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır. Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Nisan yağmuru zemzem suyu gibidir, uğurludur. Nisan yağmurunda ıslanmak insana sağlık verir.
Gökkuşağının altında bir erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olur. Dolu ilk yağdığında birkaç tane yemek sağlığı iyi gelir. Beş taş oynamak kuraklığa işarettir. Şimşek çaktığında yere bıçak saplanır.
Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir. Sabah evinden başkasına ateş verenin ocağı söner. Tencerede su boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır. Hastalanan hayvanları ateşten geçirmek iyidir.
Karaağaçtan beşik, sandık yapılmaz. İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Zehir Danışma Merkezi’nin “Ücretsiz Danışma Hattı”




HALİL İBRAHİM ACARANKET
- 09:36


Zehir Danışma Merkezi’nin “Ücretsiz Danışma Hattı”na gelen başvurular, geçen yıllara ve artan zehirlenme olaylarına paralel olarak artış gösteriyor. Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı Zehir Araştırmaları Müdürlüğü’ne bünyesinde hizmet veren merkez, 1988 yılından beri 24 saat hizmet veriyor. Merkezin “0 800 314 79 00” numaralı “Ücretsiz Danışma Hattı”na iletilen her türlü zehirlenme olayı, halen merkezde görev yapan 12 doktor ve 2 eczacı tarafından değerlendiriliyor. Verilere göre, merkeze gelen zehirlenme başvurularında son 10 yıllık dönem içerisinde önemli bir artış yaşandı. Merkeze, 1992’de 6 bin 553, 1993’de 7 bin 740, 1994’te 8 bin 483, 1995, 1996, 1997, 1998 ve 1999 yıllarını kapsayan 5 yıllık dönemde 50 bin 868, 2000’de 18 bin 915, 2001’de 17 bin 189, 2002 yılının ilk 6 ayında da 8 bin 433 zehirlenme başvurusu ulaştı. Merkezde, kişilerin karşı karşıya kalabilecekleri zehirlenme olayları, olası acil durumlar karşısında hastaneye başvurmalarının gerekip gerekmediği, evde kısıtlıda olsa neler yapılabileceği konularında bilgiler veriliyor. Hastanelerden gelen başvurularda ise ayrıntılı tedavi, alınan toksik maddenin ölçüsüne bağlı olarak kullanılacak antidot yada yardımcı maddelerle konusunda bilgilendiriliyor.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Dinler arası diyalog çalışmasını bir Hristiyan papazına sormuştum. "Bu çalışma sizde ne değiştirdi? "


Mesut Demiran

AYETLER
  -  21:37
 
Arkadaşlar,
Dinler arası diyalog çalışmasını bir Hristiyan papazına sormuştum. "Bu çalışma sizde ne değiştirdi? "
Bana verdiği cevap herşeyi özetlemişti. "Bizler Muhammed'i peygamber olarak kabul etseydik zaten Müslüman olurduk. Biz değil siz değişeceksiniz!"

Arkadaşlar, şimdi bu diyalog kapsamında faaliyet gösteren Fethullah Gülen'e, haham ve papazlar şu soruyu sormakta kendi inançları gereği haksız sayılmazlar. "Sizler inancınız gereği tesettüre giriyor, namaz kılıyor, oruç tutuyorsunuz vs. Muhammed'i tasdik etmeyenin kafir olduğunu iddia ediyorsunuz. Peki bu sizi cennete götürürken yahudi ve hristiyanları cehenneme mi götürecek? Böyle bir diyalog ve hoşgörü olabilir mi?"

İşte bu durumda, diyalog çalışmasına sadık kalan Fethullah Gülen, hoşgörü ve diyalog iklimi adı altında, tesettürü teferruat ilan ediyor, yahudi ve hristiyanlarla alakalı ayet ve hadislerin ise hükmünü kaldırıp bugünkü gayrimüslimleri kapsamaz diyor.
Oysa ki Allah Teâlâ Hazretleri (c.c) son din İslam ve kitabı Kur'an'ı Kerim'i kıyamete kadar koruyacağını vaad ediyor.

“İslam’a çağrıldığı halde, Allah’a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.” (Saf 7)

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.” (Al-i İmran 85)

“Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9/30)

"Her kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve o son günü (bunlardan birini) inkâr ederse, muhakkak ki o, pek uzak bir sapmayla sapıtmıştır.” (Nisa 136)

Vatikan hizmetkarlarina dikkat edin arkadaşlar! !!


Mesut Demiran

AYETLER
  -  14:32
 
Vatikan hizmetkarlarina dikkat edin arkadaşlar! !!

Fethullah Gülen'in baş yazarı Ekrem Dumanlı zaman gazetesinde ki köşesinde Hz. İsa'nın çarmıhta öldüğünü ve kanının da platusun eline bulaştığını yazmıştı.

Tevratin içeriği tamamen yahudi ırkçılığina dayanan fikirlerle degistirildi... sonra hz. İsa peygamber olarak gelince tüm insanlığı Allaha kul olmaya davet etti. Halbuki Roma istilası altindaki yahudiler sadece kendilerini kurtaracak bir mesih ya da yeni bir Musa bekliyordu.
Bu yüzden Yahudi kahin ve din adamları hz. İsa'nın beklenen peygamber olamayacağını, onun büyücü olduğunu iddia ettiler. Roma'nin Kudüs'te ki hakimiyetini tehdit ediyor diye ihbar edip tutuklattilar...

Vali platus adil yargılama istedi ancak baskılara dayanamayıp aradan çekildi.

Incile göre ve Ekrem Dumanlınin zaman Gazetesi köşesinde kabul ettiği görüş:

Isa çarmıha gerilir sonra öldü mü ölmedi mi diye kontrol için vucuduna mızrak saplanir... öldüğü anlasilinca vali platus halkin önünde benim bu kararda sorumlulugum yok ellerim tertemiz der ve eline su döküp yıkar.

Kuran'da ise Allah kesin olarak hükmü vermiş:

"Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiç bir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler." (Nisa 157)
Daha az göster
12
Melike cemre Altaylı adlı kullanıcının profil fotoğrafıYemliha Erdem adlı kullanıcının profil fotoğrafı
Yorumları gizle
 
Adamlar hıristiyan misyonerleri olarak gayet normal bir örnek vermiş ne var bunda (!)
Mesut Demiran
15:07
+
1
2
1
 
 
+Melike cemre Altaylı​

Örnekte bambaşka bir skandal... bu yazıda Ekrem Kuran'a muhalif bir fikir savunuyor tamam inancı odur belki... ama platus Erdoğan. .. hz. İsa ise fetos oluyor yani. Fethullahin kani Erdoğan'ın ellerine bulaşti imasi var yazida anlayana.
Devamı
Melike cemre Altaylı
15:29
+
1
2
1
 
 
+Mesut Demiran 20 yıl önce yahovacıların, misyonerlerin yayınlarını ve bunların kazıntı adlı dergisini okuduğumda hepsinin öğretilerinin aynı olduğunu islam ile alakasız bir tarzlarının olduğunu fark ettim ve bütün sistemi ve zookirtleri sürekli gözlemledim engelli ve özürlü insanlara karşı bir merhametleri yoktu onları aralarına almazlar eğitim sistemlerinde onlara yer vermezlerdi, parayı allah rızası için isterler kendi çıkarları için harcarken hep alıp hiç vermezler, ümmetin hiçbir derdi ile dertlenmez hep kafir keferelerin yanında olur, müslüman'ın kapısında dilenen karşısında direnen çalışana hakkını verirken boğazı tokluğuna kullanarak ''amacınız hizmet olmalıdır'' diyen lâkin alırken amacı hizmet olmayan kimseye Allah rızası için karşılıksız bir hizmette bulunmayıp uçuk kaçık rakamlar isteyen kişilerdi. Ve şahsım adına sürekli ayet ve hadisler ile bu cemaat arasında kıyaslama yaptım ne islam ne müslüman ile alakası olmadığını 20 yıldır sürekli gözlemledim insanlara 17 yıldır ''bu adam misyonerlik yapıyor'' diyorum.
Daha az göster
Yemliha Erdem
20:21
 
 
Bu ve buna benzer tesbitleriniz, gayretleriniz devamlı olsun.Bu vesileyle hakikatları halen göremiyenleri Allah(cc)'ın izniyle uyandırır, imanlarını kurtarırsınız.inşaallah..
.

1 Şubat 2015 Pazar

İBRETLİK BİR OLAY OLDUĞU İÇİN SİZLERLE PAYLAŞMA İSTEDİM.




İBRETLİK BİR OLAY OLDUĞU İÇİN SİZLERLE PAYLAŞMA İSTEDİM.

DEHŞET VERİCİ BİR OLAY OKUYUNUZ;
Örtüyü hafife alanın sonu ( İBRETLİK BİR OLAY )
Ali Yıldırım Hoca şöyle anlatıyor:
“Bir gün öğlen namazını kıldıktan sonra camiye kravatlı bir adam geldi; ‘Kadın cenazemiz var, buradan kaldıracağız, ikindi v...akti bir sala verir misiniz?’ dedi. ‘Tabi’ dedim. İkindi vakti oldu, cenazeyi getirdiler. O zamanlar böyle cenaze arabaları yoktu. Ortaköy mezarlığına omuzlarımızda götürdük. Cenazeyi gömdük, herkes taziyede bulundu, gitti. Bir ben, bir o kravatlı adam, iki de mezar işçisi orada kaldık. Euzü besmele çektim, dua okuyacaktım, yer bir sallandı böyle!.. Ben gencecik imamdım, ayakta duramayıp düşecektim neredeyse… Sonra kabrin içinden acı bir ses çıktı. Sanki etlerini koparıyorlar, öyle bir acı sesti.
Cenaze sahibi adam dedi ki; ‘Bu sallantı zelzele olabilir, peki bu ses ne oluyor?’ Sonra da; ‘Biz bunu morgdan aldık, acaba bayıldı da öldü diye getirdik mi?’ dedi. İşçilere mezarı açmalarını söyledi. ‘Açamayız’ dediler. ‘Ancak savcılıktan izin kâ
ğıdı olursa açabiliriz’ dediler. Adam ‘Evladım ben hakimim, bütün sorumluluğu üstüme alıyorum, aç bakalım’ dedi. Mezarı açtılar. Baş tarafını açtık, bir de ne görelim, yüzü simsiyah kömür gibi olmuş. Saç filan kalmamış, kömür kesmiş. Adam hayretler içinde benim yüzüme baktı. Ben de ‘Bu kadın ne günah işlemiş? Bu herkese olmaz, kesin çok büyük bir şirk var bu işin içinde’ dedim. Adam bana dedi ki: ‘Bizim hanım ben hâkim olduğum için saçını kapamazdı, açık gezerdi. Ben emekli olunca ona başını kapa demiştim. O da bana: ‘Müslümanlık baş kapamayla oluyorsa böyle Müslümanlık olmaz olsun’ demişti.”

Ömer Nasuhi Bilmen “Ramazan’da anlat” dedi

“Bu olaydan sonra Süleymaniye’ye İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen Efendi’nin yanına gidip ona bu olayı anlattım. Bana ‘molla’ derdi o da… ‘Molla, Ramazan’da kızlarımıza anlat bu olayı, ibret alsınlar’ dedi. Ben de bunu her yerde anlatıyorum. Tabi ben kimsenin örtüsüne karışamam. Ben de o salahiyet yok. Ben sadece başımdan geçen bu hadiseyi anlatıyorum. İsteyen ibret alsın, isteyen almasın. Ama kimsenin bunda kuşkusu olmasın, bunu aynen böylece yaşadım… Ben o vaziyeti gördüm, bir de şimdiki sokaklardaki hali görüyorum, ‘Ne olacak bu milletin hali diye’ üzülüyorum.”
Not: Lütfen Tenkitlerde Bulunmayalım ve Ders Almayı Gaye Edinelim Kardeşlerim ve paylaşıp herkesın okumasına vesıle olalım belkı bır kardeşımızde olsa kapanmasına vesıle oluruz..

Emeğe saygı beğenıp & paylaşalım

20 Temmuz 2014 Pazar

Allah israil'i Kahretsin



Bu küçük kız daha çikolatasının paketini açmaya fırsat bulamadan İsrail bombardımanına hedef olmuş yüzlerce çocuktan sadece biri...

5 Nisan 2012 Perşembe

Dînî Bir Fitne Korkusundan Dolayı Ölümü İstemek Ve Gelmesine Duâ Etmenin Cevvazı


Malik'in Ebû Hüreyre (Radıyaîlahü anh) den rivayetine göre! Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :                                  

«Kişi diğerinin kabrinin yanından geçip keşke onun yerinde ol­saydım, demeden kıyamet kopmaz» buyurmuştur.

Mâlik ve Bezzâr, Sevbân (Radıyallahû anh)'den rivayet ettik­lerine göre, Resulûllah (Sallaliâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu.

«Yâ Rabbİ hayırlı ameller işlemeyi, günahlardan sakınmayı ve miskinleri sevmeyi bana nasip et. İnsanlara bir fitne musallat etmek istediğin zaman beni fitneye bulaştırmadan yanına al...

Mâlik'in, Ömer (Radıyallahû anhü)'den rivayetine göra, şöy­le demiştir:                                                                       

«Ey Allah'ım, güçsüz kaldım, zayıfladım, yaşlandım, duygularım denetimimden çıktı. Hiç bir şeyimi kaybetmeden, eksiltmeden beni yanma al.» Bunun üzerine bir ay geçmeden Hz. Ömer (Radıyallahû anh) vefat etti.

Sûleym el-Kindi'den rivayet edildiğine göre şöyle, demiştir:

Bir dam üzerinde Ebû Abs el-Gifari (Radıyallahû anh) ile beraberdim. Veba'dan bir topluluğun öldüğünü görüyorduk. Ebû Abs.

«Ey veba beni de al» dedi ve bu dediğini üç sefer tekrarladı.

Ona dedim

«Neden bunu söylüyorsun? Resulullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Seî-lem):

«Kimse ölümü istem e m el i! Çünkü ölümle ameli kesilir ve dönüş yapmak için de dünyaya geri gönderilmez» demedi mi? Ebu Abs:

-Resulullah (Sallallahû Aleyhi ve SellemVden işitmedin mi ki diyordu: «Altı şeyi geçmek (yani kurtulmak) için Ölüme koşunuz .

1- Sefih insanların âmir olması.

2- Rezil insanların çok bulunması.

3- Hakem satışlarının olması.

4- Kanların hafife alınması.

5- Süa-i rahimin kopukluğu.

6- Bâzı sarhoşlar ki Kur'an'ı çalgı edinirler. Dini bilgileri on­lardan az olduğu halde adam tutarlar İd, onları Kur'an'la eğlen-dirsin.

Hakim'in Hasandan rivayetine göre, şöyle demiştir:

Hakem bin Amir: «Ey veba beni al» dedi. Birisi ona

«Neden bunu söylüyorsun? Halbuki Rasûlullah (Sallallahû Aley­hi ve Sellem) Men işittim ki:

«Sakın hiç biriniz ölümü istemesin» dedi. Hakem bin Amir t i      «Sizin işittiğinizi ben de işittim. Fakat altı şeyi geçmek îstiyorum  dedi.

— Hakem satışını.

— Rezillerin çokluğunu.                                                 

— Çocukların amirliğini.                                               

— Kanların dökülmesini.                                                

—  Sıla-İ rahimin kopukluğunu.                                      

— Bâzı sarhoşları ki, âhir zamanda Kurra olurlar, Kur'an'ı çalgı edinirler.»                                                                           

Ibn i Sa'd, «Tabakat» adlı kitabında Habip bin Ebİ Füdale (Ra-diyallahu anh)'dan rivayetine göre-,                                     

Ebû Hüreyre (Radiyaîlahu anh) sanki ölümü istiyormuş gibi. ondan bahsetti. Bâzı arkadaşları, «Sen Resulullah (Sallallahû Aleyhi Vesellem)'in «İyi-kötü hiç kimseye ölümü ister |k yakışmaz, iyi is©

İyiliğini arttırır, kötfti ise vazgeçer.» sözünden sonra, nasü Ölu'mü} istersin dediler. Bunun üzerine Ebû Hüreyre:

«Ben nasıl ölümü istemeyeyim. Halbuki ben altı şeyin bana ye­tişeceğinden (ilişeceğinden) korkuyorum s

I- Günahları hafif görmek, 

2- Hakem satışı, 

3- Sıla i rahim kopukluğu,

4- Rezillerin çokluğu,

5- Bazı sarhoşlar ki Kur'an'ı çalgı edinir [1]

Taberani'nin Amr bin Absete (Radiyâllahu a&h)'dan, onun da Resûlulîah (Sallallahu Aleyhi ve SellenO'den rivayetine göre şöyle buyurmuştur:

«Ameline güvenmedikten sonra, kimse ölümü İstememe!!. Eğer müslümanlar içinde altı hasleti görürseniz o zaman Ölümü isteyiniz. Eğer nefsiniz elinizde ise onu Ahirete gönderin...» (O hasletler de şunlardır) :

1- Kan dökmek,

2- Çocukların amir olması,                                           

3- Rezillerin bol olması,                                               

4- Sefihlerin amir olması,                                           

5- Hakem satışlarının olması,

6- Kur'an'ı çalgı edinen sarhoşların bulunması...

Ebû Nuaym, îbn-i Mes'ud tRadiyallahü anh) 'dan rivayet ettiği­ne göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:

«Mümin ölümden başka hiç bir şeyi sevmeyecek hale gelmeyin-ceye kadar Deccal çıkmaz.

îbn-i Ebû Dünya. Süfyan (Radiyâllahu anh) 'dan rivayetine göre:

İnsanların başına Öyle bir zaman gelecek ki, ölüm o zamanın kurcalarına (âlimlerine) kızıl altından daha sevimli olacak.

Ebû Hüreyre (Radiyalahu anhl'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyurmuştur:         

«Yakındır ki, mümin için ölüm, içtiği soğuk bal şerbetinden da­ha sevimli olur.»

Ebû Zer (RadiyaUahu anh) 'dan rivayet edildiğine göre şöyle de-iniştir:                                                                                      

«İnsanların basma bir zaman gelecek, içlerinde cenaze geçerken 'keşke ben onun yerinde olsaydım' diyecekler.                           

îbn-i Sa'd, Ebû Seleme bin Abdurrahman'dan rivayet ettiğine göre:

«Ebû Hüreyre hasta idi, yanma gidip ziyaret ettim.

«Yâ Rabbi Ebû Hüreyre'yi şifa et.» dedim.

O, «Yâ Rabbi Ebû Hureyreye eski sıhhat halini verme», dedi ve şöyle devam etti:

«Yâ Ebâ Seleme yakındır ki, insanların basma bir zaman gelir. Ölüm onlar için kızıl altından daha sevimli olur.

Yâ Ebâ Seleme, yakmdır ki, adam kabrin yanından geçerken keşke ben senin yerinde olsaydım, diyecek. Yakın bir zamana ka­dar yaşarsan bunu görürsün.»

Mervizi cenazeler konusunda Mürretül-HemedaniMen rivayet ettiğine göre şöylo demiştir:

«Abdullah kendisine ve ailesine ölümü "temenni etti. Ona denil-di ki:

Sen ailene ölümü istiyorsun! kendine neden istiyorsun?» Bu­nun üzerine Abdullah şöyle dedi:

«Eğer bu halinizde sağ salim kalacağınızı bilseydim içinizde yir­mi sene yaşamayı isteyecektim.»

Ebû Osman'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir

«Bir gün İbn-i Mesud (Radiyallahu anh) kendi avlusunda iken falan ve filan iki de şerefli güzel hanımı yanında vardı. Her ikisin­den de güzel çocukları vardı. O orada iken başı üstünde bir serçe yavrusu gelip içini İbn-i Mesud'un elinin üzerine damlattı.

Sonra kendisi şöyle dedi: Eğer Abdullah (ibn-i Mes'ud) un ailesi ölüp peşlerinde o da gitse, bana bu serçenin ölümünden daha se­vimli olur.

Kays (Radiyallahu anh)'dan rivayet edildiğine göreniştir:  şöyle dedi.

«Abdullah'ın çocukları vardı. Ona sanlıyordular. Abdullah «Bunları görüyorsunuz, bana bunların ölümü sayılarınca böcek­lerin ölümünden daha kolaydır, dedi.»

Hasan'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

-Bu şehrinizde bir âbid adam vardı. Mescidden çıkıp üzengiye koyduğu zaman ölüm meleği ona geldi. Adam:

«Merhaba hoşgeldin, zaten sana çok iştiyaklıydım, dedi üzerine melek hemen onun ruhunu kabzetti.»

İbn-i Sad, Tabakâtında ve Mervezî, Halit bin Mervaıı   Radıya lahu anh) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Kara ve denizde hiç bir hayvanın ölüme karşı bana feda olmi sini istemiyorum. Eğer Ölüm yarış nişanesi olsaydı kimse beni geçmezdi; benden güçlü olan kişiden başka...                      :

Yine Ebû Nuaym Ma'dan (Radiyallahu anh) 'dan rivayetine g re, şöyle demiştir:

«Vallahi eğer ölüm bir yere konulsaydı İlk önce ona koşan ben olacaktım.»

Abd-i Rabbih bin Sâlih'den rivayet edildiğine göre Mekhul Ölüm hastalığında iken, o yanına girip demiş:

«Allah sana şifa versin. Mekhûl: Hayır; afvı umulana kavuşmak, şerrinden emin olunmayanla yani insi şeytanlar, iblis ve askerleriyle kalmaktan daha hayırladır» demiştir.

lbn-i As'akir tarihinde Ebi Müshir'den rivayet ettiğine göre Söyle demiştir:

«Bir adam Sald bin Abdulâziz Et - Tenuhiyye Allah senin  öm­rünü uzatsın diyordu. Saİd kızıp;

Hayır, Allah beni rahmetine çabuk kavuştursun, dedi.»

Ebû Nuaym'm, Ubeyde bin El-Muhacir  (Radıyallahû anhVden rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Eğer, bu oduna dokunan kişi ölür dense; kalkıp hemen doku­nacağım.»

Ebi Abdillah es-Sanabihi'den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

«Dünya fitneye çağırır. Şeytan İse yanlışlıklara... Allah'a kavuşmak ise bunlarla beraber kalmaktan daha hayırlıdır.»

îbn-i Ebû Dünya Amr bin Meymûn'dan rivayet ettiğine göre:

O ölümü istemiyordu. Hergün şu kadar namaz kıldığını söy­lerdi. Ta ki Yezid bin Müslim ona gönderildi. Onu sıkıştırıp zülüm edince:

Ya Rabbi beni iyilere kavuştur. Şerlilerle bırakma, demeye baş­ladı.

Ümmü'd-Derda (Radıyallahû anhaVdan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«Ebu'd-Derda, bir adam salih bir hal üzere öldüğünde, bu ölüm sana afiyet olsun keşke ben senin yerinde olsaydım, derdi. Ümmü'd-Derda; ona,  neden böyle söylüyorsun? deyince;

Ebü'd-Derda' Ey ahmak! Bilmiyormusun ki adam mümin ola­rak sabahlar, münafık olarak akşamlar. Farkına varmadan imanı ondan alınır. İşte bunun için ben, bu ölünün namaz ve oruç İçinde kalmasından fazla onun ölmesine gıpta ediyorum.

îbn-i Ebi Şeybe «Musannaf» adlı kitabında ve îbn-i Ebu Dünya Ebû Cuhayfe'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Hiçbir nefsin hattâ sineğin nefsinin dahi ölüme karşı bana fe­da olması beni sevindirmez.»

îbn-i Ebu Dünya, el-Hatip, ibn-i Asâkir, sahabi olan Ebu Bekrete (Radiyallahu anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Vallahi hiçbir canlının hattâ bu uçan sineğin de ölmesi bu ca­nımın ölmesinden bana daha sevimli değildir.»

Oradakiler korkup

«Neden» demişler, Ebu Bekrete:

«Korkarım başıma bir gün gelir, o günde iyiliği emredip kötü­lükten nehyedemem. O günün bana ne hayrı kalır?» diye cevap ver­miştir.

îbn-i Ebi Şeybe MusanneTinde îbn-i Sa'd ve Beyhaki Şuab-da Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) 'dan rivayet ettiklerine göre:

-Bir adam onun yanından geçti. Ebû Hüreyre t «Nereye gidiyorsun? dedi. O: «Çarşıya» dedi.

Ebu Hûreyre (Hadiyallahu anh)  «Çarşıdan dönmeden öne na Ölümü satın alabüirsen getir» dedi.

îbn-i Ebi Dünya ve Taberani «EI-Kebir» kitabında ve tbn-i kir, Urve. bin Ruveym tarikiyle;

Asar Irbad bin Sariye (Radıyaliahû anh) Eesulullah (Sallatlâhû Aley-hi ve Sellem)'in yaşlı sahabelerindendi. Ve ruhunun alınmasını istiyordu. Şöyle duâ ediyordu:

«Allah'ım yaşlandım. Kemiklerim zayıfladı. Beni kendine al.» tşte bu zattan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:   

Bir gün ben Şam Camisinde namaz kılıp ruhumun alınması­na duâ ederken, erkeklerin en güzellerinden genç bir adam yaAımda bulundu, üzerinde yeşil bir elbise vardı. Dedi: 'Neden böyle dua ediyorsun?' Dedim i 'Ey kardeşim nasıl dua edeyim?' Dedi

'Şöyle söyle : Yârabbi amelimi güzelleştir, ecelimi genişlettir. Beni 'Allah seni bağışlasın, kimsin sen  dedim.

'Ben ehl-i imanın kalbinden gizlice hüzün ve kederi alan Retatil'im' dedi. Ben yüzümü çevirdim, kimseyi göremedim.» [2]    



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Altıncısı ki sefihlerin âmir olmasıdır. Metinde zikrediimediği için tercümesir  Mütercim

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 23-30.

22 Mart 2012 Perşembe

Ölünüzün başında Yasin'i okuyun



İmam-ı Ahmed, İbn-i Ebi'd-Dünya ve Deylemî, Ebi'd-Derda (Radiyallahu anh)dan rivayet ettiklerine göre Resûlüllah (Sallallahü  Aleyhi ve Sellem) :                                                                   :;

«Ölünün başında Yasin-i Şerif okununca Allah Ona ölümü ko­laylaştırır.» diye buyurmuştur.

Ma'kil bin Yesar (Radiyailahu anh)'dan rivayet edildiğine göre Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :                  
«Ölünüzün başında Yasin'i okuyun,» buyurmuştur.

 îbn-i Ebi Şeybe ve Mervizi, Câbir Bin Zeyd  Radiyllah  anh) den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

ölüye okun

«Kişi ölüme yaklaştığı zaman başında Ra'd Sûresinin okunmasini müstehap görüyordular. Çünkü bu, Ondan zorlukları igiderir, Ruhunun alınmasını hafiflendirir ve halini kolaylaştırır.

Resûlüllah  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in hayatında ölü ölü­me yaklaştığı saat içinde şöyle denilir idi:

«Yâ Rabbi filan oğlu falana mağfiret et. Yatacağı yeri hoş kıl, kabrini genişlendir. Ölümden sonra, ona rahat ver, onu peygam­berine kavuştur. Kendisine sahip ol, ruhunu sâlihlerin ruhları içine yükselt. İçinde, sağlık daimi olan, yorgunluk ve zafiyet bulunma­yan bir âlemde bizi birleştir,» denilir ve Resûlullah (Sallallâhû Aley­hi ve Sellem)'e salavât getirilirdi.

Ruhu alınıncaya kadar, bu şekil tekrar ediliyordu.

İbn-i Ebi Şeybe ve Mervizi, Şa'bi'den rivayet   ettikleri; şöyle demiştir:

Ensar Ölünün başında Bakara suresini okurlardı.»
İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi

8 Mayıs 2011 Pazar

Kabir Hayatı, Sorgu-Sual


1145 - Soru: Benim 28 yaşında bir oğlum Ankara Numune Hastanesi'nde öldü. Biz yok iken hastane defin etmiş. Şimdi bunun mezarının tapusu alınmayıp ve mezar da yaptırılamaz ise bir veya iki sene sonra başka birisi oraya gömülür, deniliyor. Tapusunu alıp yaptırmaya da bütçem müsait değil. Bu durumda ne yapmam gerekir?
Cevap: Dinimiz, gücünüzün yetmediği bir işle sizi mükellef tutmamıştır. Bu itibarla yapacağınız bir iş kalmamaktadır.
1146 - Soru: İnsan vefat ettiği zaman nelerden sorguya çekilecektir?
Cevap: İbadetlerinden. Yapması gerekli olan işleri yapmamak, yapılması haram olan şeyleri irtikap etmekten sual sorulacaktır.
1147 - Soru: Erkeklerin mezarı, göbeğe kadar, kadınların kabrinin göğüs hizasına kadar kazılmasında bir sebep var mıdır?
Cevap: Onların hayatta bulundukları sıradaki tesettürlerine uygun düşecek bir kabir yapmış olmak bakımından alimlerce böyle tensip edilmiştir.
1148 - Soru: Bazı kabirleri betondan yapıp üstünü açık bırakıyorlar. Üzerine de gül dikiyorlar. Bunda bir sakınca var mı?
Cevap: Kabrin bozulup kaybolmaması için, etrafını tuğla veya beton ile çevirip üzerine gül veya yaz-kış yeşilliğini koruyan bir şey dikmek caizdir.
1149 - Soru: Kabirde azap, yalnız cesede mi, yoksa ruhla birlikte cesede mi olacaktır?
Cevap: Kabirdeki azabı ruh ve ceset müştereken tatmaktadır. Ruh bedeni terk ettiğinde vücutla alâkası tamamen kalkmış değildir. Bazı yönleriyle kalkmış olsa da, bazı bağlantıları devam etmektedir. Acı duymak, azabı hissetmek gibi hususlar, ruhla ceset arasında devam eden irtibatlar cümlesindendir. Bu azabı hissetmek için ruhun bedene iadesi şart değildir. Bu hususta Ömer Nasuhi Bilmen merhumun "Muvazzah İlm-i Kelâm" adlı kitabını okumanızı tavsiye ederiz.
1150 - Soru: Münker-Nekir melekleri hakkında "Münkir" mi "Münker" mi demek doğrudur?
Cevap: Soru meleklerinin biri olan "Münker", ism-i fail şeklinde değil, if'al babından ism-i mef'ul vezninde olacaktır. Bu tabir onların inkâr edilmiş olduklarından değil, tanınmış ve bilinmiş olmamalarından dolayı verilmiş bir isimdir.
1151 - Soru: Kabirleri ziyaret etmek için haftanın hangi günü tercih edilmelidir?
Cevap: Kabirler haftanın her gününde ziyaret edilebilir. Bilhassa cuma ve cumartesi günleri ziyaret için tercih olunmalıdır.
1152 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Küçük (yaştaki çocuk) kabrinde sual olunur (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Bu fetvadaki "sual" kelimesini "azap" lâfzı ile karıştırmamalıdır. Sual olunması, azap olunmasını gerektirmez. Mükellefiyet çağına ulaşmamış çocuğa azap yoktur.
1153 - Soru: İnsan ölünce ruhu nerede kalır ve kandil gecelerinde dünya alemine geçer mi?
Cevap: Vefat eden bir kimsenin ruhu, alem-i berzahta kalır. Mübarek gün ve gecelerde ruhların bu alemi ziyaretleri, İslâmi eserlerde açıklanmaktadır.
1154 - Soru: Kabir ziyaretlerinde helva getirip dağıtmakta bir sakınca var mıdır?
Cevap: Bid'attır.

6 Mayıs 2011 Cuma

Ölüm Hali Cenaze


Fani hayatı son bulan Müslümanlara karşı, hayatta bulunan iman sahiplerinin birtakım mükellefiyetleri vardır. Bunların bir kısmı, hakkıyla bilinmediği için, halk arasındaki tatbikatında hatalı olarak yapılmaktadır.
  Bu hususla ilgili şifahi veya yazılı soruları cevaplandırmış olmak için ve din kardeşlerimizin tereddütlerini gidermek maksadıyla bu satırları karalama ihtiyacını duyduk.
  Bir vazifenin yapılmasına gösterilecek ehemmiyet kadar, yapılacak işin İslâm'a uygun olmasına da dikkat göstermek gerekir. İslâmi hududu aşan ve bid'atlara bulaşan işlerin değeri yoktur. Bu itibarla, göze çarpan ve işitilen hatalı şeyleri belirtmekte fayda ummaktayız. Şöyle ki:
  a) Su salâsı:
  Bazı yerlerde cenaze, yıkanmak üzere teneşirin üzerine konulduğunda Salâ vermek âdeti vardır. Saadet asrında ve onu takip eden zamanlarda görülmeyen ve İslâmi eserlerde bulunmayan bu âdet bid'attır. Esasen cenaze yıkanmadıkça, onun yanında Kur'an okumaya bile müsaade yoktur. Kitab-ı İlâhi'yi okumak arzu eden, başka bir odaya geçerek bu isteğini yerine getirebilir.
  b) Cenazenin kefenine ahitname koymak:
  Birtakım kimseler, ölünün mü'min olduğunu ifade eden ibareleri ve mübarek kelimeleri onun kefenine veya alnına yazmakta, yahut yazılmış bulunan bir kâğıdı kefenin içine koymaktadırlar. Muteber eserler, hassasiyetiyle bunun mahzuruna işaret etmektedirler.
  Kısa bir zaman sonra çürümeye mahkum bulunan cenazenin, vücudundan çıkacak ve dağılacak pisliklerin arasında kalacak bu yazıların ve mukaddes cümlelerin durumunu düşünmeli ve bu teşebbüsten vazgeçmelidir.
  Vefat eden mü'mine faydalı olmak arzu ediliyor ise, onun ruhuna bağışlanmak üzere Kur'an-ı Kerim okuyup hediye etmek daha münasip bir hareket olur.
  c) Cenazenin bekletilmesi
  Vefat eden bir kimsenin, başka bir şehirde bulunan yakınların yetişmesi için, ölümün yıkanması ve gömülmesi ile alâkalı dini vazife saatlerce, bazen bir gün bile geciktirilmektedir. Dinin emirlerinin tehiri pahasına, bir kimsenin gelmesini beklemek, İslâmi esaslarla bağdaşmayacak bir davranıştır.
  d) Cenazenin tezkiyesi:
  Bazen cenaze evinde, bazı vakitlerde musallada, vazifeli kimse tarafından "Merhumu nasıl bilirsiniz?" diye sorulduğu görülmektedir. Bu meselenin dayanağını bilemeyen bazı kimseler, bu uygulamanın doğru olmayacağına dair çeşitli beyan ve sırf akla dayalı mahkemeler yürütmektedirler.
  Buhari ve Müslim'in ittifakla Enes b. Malik'ten rivayet ettikleri bir Hadis-i Şerif, bu hususun meşruiyetine ışık tutmaktadır: Bir cemaat cenaze ile birlikte Resul-i Ekrem (sav)'in bulunduğu yerden geçiyordu. Ashab-ı kiram, ölen kimseyi iyilikleriyle övdüler. Peygamber Efendimiz (sav), "Vacip oldu" buyurdu. Daha sonra başka bir cenaze alayı daha geçti. Onu da fenalıkları ile andılar. Efendimiz (sav) yine "Vacip oldu" buyurdular. Bunun üzerine Hazreti Ömer (ra):
  "Ne vacip oldu?" dedi. Resul-i Ekrem (sav): "Şu hayırla övdüğünüz kimseye cennet vacip oldu; kötülüğü ile andığınız kimseye de cehennem vacip oldu. Siz yeryüzünde Allah'ın (cc) şahitlerisiniz" buyurdu.
  Bu Hadis-i Şerifteki müjdeden anlaşılıyor ki, ölen kimsenin istfadesi için, cemaatin cenaze lehine iyi şehadette bulunmasını temin maksadıyla, malum olan soru, sorula gelmiştir. Bunun dini esaslara uyduğunda şüphe yoksa da her önüne gelen, kendine göre bir tatbik şekli tutturmuştur. Şunu hatırlatmak isteriz ki, "Burada şehadet ettiğiniz gibi, ahirette de şehadet eder misiniz?" sözüne lüzum yoktur. Vazifeli kimsenin, "Bu kardeşinizi nasıl bilirsiniz?" demesi kâfidir.
  Hazır olan cemaat, o kimsenin hayatta iken takip ettiği yol ve takındığı tavır itibariyle ekseri halini iyi olarak biliyorsa, "İyi biliz" demelidir. Onun bazı hata ve günahının bulunması sebebiyle "İyi biliriz" sözünü yalan şahitliğine benzetmek doğru değildir. Zira bu söz, "Her şeyini iyi biliriz, tamamen iyi bir kimse olarak biliriz" mânâsına gelmez. "İyi biliriz" cümlesi mantık yönünden incelenecek olursa, kazıyye-i mühmele olur. Bahsi geçen kazaya ise mucibe-i cüziyye kuvvetindedir. Bu mantıki silsile ile hareket edildiğinde bahsi geçen ifade, "Bazı işlerinin iyi olduğunu biliriz" olur. Bunda yalan şahitliği aramak yersiz ve mânâsız bir davranıştır.
  e) Cenaze namazını kılarken ayakkabının üzerine basmak:
  Bu davranış bastığımız yerin veya giydiğimiz ayakkabının altının temiz olmaması ihtimalinden dolayı yapılmaktadır ve yerinde bir harekettir. Şayet yer temiz, ayakkabı da temiz ise çıkarılması gerekmez.
  f) Cenaze namazında ellerin durumu:
  Kılanan namazlarda el bağlamanın devamı, kıraatin veya zikr-i mesnûnun devamı müddetince olacaktır. Cenaze namazında dördüncü tekbirin alınmasıyla okunacak birşey kalmamakta ve el bağlama mükellefiyeti de son bulmaktadır. Dördüncü tekbir alınınca her iki el yan tarafa bırakılır, sonra iki tarafa selâm verilir.
  Bazı kimseler ya her iki tarafa selâm verip sonra ellerini salmakta veya sağına selâm verip, sağ kolunu; soluna selâm verip, sol kolunu yan tarafa bırakmaktadırlar. Bu iki şeklin, ilmî bir dayanağı ve fıkhî bir delili bulunmamaktadır.
  Cenazenin gömüldüğü sırada, definle meşgul olan kimselerin elindeki küreği almayıp "Küreği yere bırak" diye ikazda bulunması ve o bıraktıktan sonra yerden alması dinî bir esasa dayanmayan cahilce işlerdendir.
  h) Cenaze evinde ziyafet:
  Bazı köylerde, cenaze çıkan evde, o gün yemek hazırlığı başlar. Ölen kimsenin yıkanıp gömülmesiyle ilgili hizmette hazır bulunan cemaat bu ziyafete iştirak edip hazırlanan yemekleri yerler. Bu hareket, harama yakın bir mekruhtur. Cenaze evinde bir hafta müddetle ziyafet tertibi mekruh görülmektedir.
  i) Kabristandaki yaş ağaçların kesilmesi ve yeşil otların biçilmesi mekruhtur. Zira bunlar, kendi hal diliyle, Allah'ı (cc) zikretmekte, toprak altında yatan mü'min de bundan faydalanmaktadır.
  Ancak, kurumuş bulunan ağaçların dalları kesilebilir. Bunlar satılacak olursa, parası, kabristanın ihtiyacına sarfedilmelidir. Çünkü kabristan vakfedilmiş bir yer olduğu için, oranın geliri başka bir yere sarfedilmemelidir.
  j) Elliikinci gün âdeti:
  Birçok yerlerde, vefat eden kimsenin elliikinci günü hesap edilmekte, o gün geldiğinde mevlit okutulmakta ve elliikinci gün duası okunmaktadır.
  Dinimizde ölmüş bir mü'min için okunacak Kur'ân-ı Kerim, yapılacak duâ ve verilecek sadakanın faydası inkâr olunamaz. Ancak yedinci, kırkıncı ve elliikinci günü sayıp hesaplamanın bir mânâsı ve dayanağı yoktur.
  Hayatta olan kimseler, ölmüş bir mü'mine karşı İslâmi vazifelerini yapmalı ve bu vazifelerini yerine getirirken dinimizin esaslarını dikkatten uzak tutmamalıdırlar.
1049 - Behce Fetvalarından: "Gurbette ölen kimse, şehitlik mertebesine nail olur" (H. Ec. 1/14)
Açıklama: Bu şehitlik, sadece ahirette şehit sevabına erişmeye vesile olan şehitlik mertebelerinden biridir. Harp meydanında şehit olan kimse hakkında câri olan yıkanmama, elbisesi ve kanı ile gömülme hükmü, âhiret şehitlerine uygulanmaz.
1050 - Soru: Salâ ile ezân arasında ölen kimse şehit olur mu?
Cevap: Şehitliğin kısımları arasında zamana bağlı bir şehitlik yoktur. Fıkıh kitaplarımızın şehitle ilgili bahislerini inceleyiniz.
1051 - Soru: Trafik kazasında ruhunu teslim eden kişi, eğer kazaya uğramamış olsaydı, kaza ânında ecel mutlaka gelecek miydi? Trafik kazalarında müsebbibler mes'ûl olmazlar mı?
Cevap: Trafik kazasında ölen bir kimse, bilfarz, o arabaya binmemiş olsaydı gene ölecekti. Ecelin zamanında bir değişiklik olmaz. Belki ecelin gelişindeki vasıtada değişiklik olur. Böyle bir ölümde, şoförün kasdı olmadığı için, kendisine kısas uygulanmayıp diyet verme hükmüne tâbi tutulur.
1052 - Soru: Hergün akşam ölümü hatırlayarak korkmayı ve hatta bu yüzden uykunun dağılmasını neye yorumlarsınız?
Cevap: İslâm yolunda kemâl sahibi olmaya yorumlanır. Zira ölümü hatırlamak, nefsâni hevesleri kırar ve insanı kötülükten korur. Vicdanların mürebbisi bulunan Efendimiz (sav), "Lezzetleri kesen (ölüm) ü çok anınız"buyurmaktadır.
1053 - Soru: İnsan ölürken, cennete veya cehenneme gideceği anlaşılır mı? Ölürken ne gibi haller vuku bulduğu, cenazenin çabuk gidişi ve bazı cenazelerin mezara götürülürken hafif ve ağır olduğu söyleniliyor. Bunlar doğru mu?
Cevap: Bunları tespit ve tayin zordur. Zan ile hüküm yürütmek asla doğru olmaz.
1054 - Soru: Ecel ile ecel-i müsemmâ arasında bir fark var mı?
Cevap: Suali vazediş şeklinizde bir eksiklik var. Bu ifade ile ecel-i kaza ile ecel-i müsemmâ arasındaki farkın sorulmuş olacağını sanmaktayız. Bu iki ecelin arasındaki fark: Ecel-i kaza, doğum zamanından ölüm vaktine kadar olan müddet; ecel-i müsemmâ, ölümden ba's-ü bâdel-mevte kadar geçen zamandır.
1055 - Soru: Mevtanın arkasından gün sayarak mevlid ve Kur'ân okutmak dînen mahzurlu mudur?
Cevap: Ölen kimsenin arkasından 7, 40 veya 52'nci günlerini saymak diye dinimizde bir hüküm ve tavsiye yoktur. Bunları yazan bazı risalelerin ilmî bir değeri ve dinî dayanağı bulunmamaktadır.
1056 - Soru: Kâfirlere mahsus bir mezarlıktan geçerken ne söylemek icap eder?
Cevâp: Sûre-i A'raf'ın 44. âyet-i kerîmesinin şu mealdeki cümlesini okumanız kâfidir: "Rabbimizin bize va'd ettiğini hak bulduk. Siz de Rabbinizin (tehdit olarak) bildirdiğini (cezayı) gerçek buldunuz mu?"
1057 - Soru: Her Cuma akşamı, ruhlar sahiplerinin evlerine geliyor ve ev halkını ziyaret ediyor, diye bir inanç var. Gece eve bir kelebek gelse "Bak, falanın ruhu geldi" diyorlar. Böyle birşey var mıdır?
Cevap: Mübarek gün ve gecelerde Cenâb-ı Hakk'ın izniyle ruhların yeryüzüne indiğine dair dinî beyanlar vardır. Fakat, kelebek olarak değil, ruhanî varlığıyla gelir.
1058 - Soru: Kabir ve mahşer halkının lisanı Arapça mı?
Cevap: Bu hususta bir beyana rastlamış değiliz. Fakat cennet ehlinin konuşacağı müşterek dilin Arapça olacağını Râmûzü'l-ehâdis'teki "Üç şeyden dolayı Arab'ı seviniz" diye başlayan bir Hadîs-i Şeriften öğrenmekteyiz.
1059 - Soru: Eskiden beri yapılan 40. ve 52. gece masrafları, devir parası içinden veriliyor. Bu takdirde devirde eksiklik oluyor mu?
Cevap: Bu gibi masrafların devir parasından çıkarılması asla caiz değildir.
1060 - Soru: Ölü olarak dünyaya gelen bir çocuk, öbür âlemde anne ve babasına şefaat edebilir mi?
Cevap: İnşâ Allah...

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı