SANAT DÜNYASINDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SANAT DÜNYASINDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2012 Çarşamba

Bazen bir resim veya karikatür söylenmesi gereken birçok gerçekleri bir karede anlatır..

Bazen bir resim veya karikatür söylenmesi gereken birçok gerçekleri bir karede anlatır..
Tarih boyunca din (kutsal toprakları ele geçirme hırsı) savaşları olmuştur kıyamete kadar da bitmeyecek gibi..
Nerde bir savaş var arkasında silah endüstrisi canavarları var (Adları batsın süper devletlermiş hıhh!!!)

..ama cennete açılan büyük bir kapı var Gazze'de kolay kolay da kapanacak gibi görünmüyor..
Amerika bile "İsrail saldırı altında" diyor. Silahlar da ki adaleti herkes biliyor herkes.. 

Allah Sevgili Peygamber Efendimiz'in şefaatlerini ümmetlerinin üzerlerine eylesin..

Yazılar bana aittir kaynak göstermeden yayınlamayın..
Emine Kaya

10 Nisan 2012 Salı

Beni Yalnız Bırakma


Hasretimsim

Kavuşmadan ayrılık hasretindeyim ben
Kimse anlamaz halimden
Anlatmak da istemem zaten
Bu bir yolculuk Taa Asri saadete giden
Gül Sultanım sana Hasretim ben
Kimse anlamaz halimden
Hasretim dile gelmez
Gözlerimden dökülür ıslanır kelimeler
Görse gönül hücrei saadette seni..
Taaa şimdiden halimdir sana gelen
Ya Rasülallah hasretimsin sen
Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed
Beytullah'ın her karışında
Medine'nin çöl fırtınasında
Hacıların gözyaşlarında aşklarında
Sen varsın bana da misafir ol
Benim Gül Sultanım
Oraya geldiğimde bana da misafir ol..
Bu gönül seni bekleyecek
Tüm bakışlarda her taşta
Her fırtınada seni arayacak.
Attığım her adımda seni arayacak
Bana da gel olur mu
Beni Yalnız bırakma..

Emine Kaya 10.04.2012

Kasîde-i Bürde'yi Türkçe Söyleyiş



Kasîde-i Bürde'yi Türkçe Söyleyiş


"Şiiriyle Züheyr Övmüş Herem'i

Kralın şaire bolmuş keremi.

Acep Rabbim bize ödül vere mi?

Bir onun lütfundan dilerim rahmet,

Allahümme salli alâ Muhammed.

Ey kerem sahibi yüce Peygamber!

Vakit tamam diye gelince haber,

Bilinmez diyara başlar bir sefer.

Bunca ağır yükle bilmem n'ederim,

O gün senden başka kime giderim?!

Müntakim ismiyle Rabbim tecelli

Ederse, bizlere sensin teselli;

Şefaat kânısın Özünden belli...

Arzet halimizi ulu Allah'a

Güçlük mü var canım sen gibi şaha.

Bu yalın gerçeği bilenler bilir,

Senin ilmin Levh u Kalem'den gelir;

Kereminden dünya-ahiret feyz alır.

 Müştakız feyzine yâ Rasûlallah,

Arınsın ruhumuz, sun şey'en lillah.

Kesme ümidini, gel etme ah vah,

İşlemiş olsan da bir nice günah,

Affeder hepsim, Gafûr'dur Allah.

El aç dergâhına seherde erken,

Ürpersin vicdanın dua ederken.


Huzuruna boyun büküp gidince,

Coşturur derya-i rahmeti bence;

Rabbim o rahmeti taksim edince,

 Günahlara göre taksim yapılır,

En çok payı ondan asiler alır.

……………………………….”

5 Nisan 2012 Perşembe

Nerdeyim

Nerdeyim
Kelimelerin bittiği duygularımın tercumanını
kaybettiği yerdeyim..
Bir ben vardı bende artık onunda
kaybolduğu yerdeyim..
Allah'ım ne yerdeyim ne gökte
Kimsenin uğramadığı
bilinmeyen bir yedeyim..
Daha önce gelip gitmediğim
Şu an yalnız ama aslında değil
Rahmetini bulduğum yerdeyim..
Deli diyecekler arsız diyecekler bana
Ama rahmetini almak istediğim
Yolun başında olduğum yerdeyim..
Allah'ım kaldırdı engelleri
fırsatları verdiği yerdeyim..
Kuralları gözümün görmediği
Artık vuslatın Gel dediği yerdeyim..
Artık  nefsine dur! denmiyen
gönlümünde durmadığı yerdeyim..
Allah'ım biliyorum haketmedim.
Ama senin "Artık Gel" dediğin yerdeyim
Emine Kaya 05.04.2012

BAĞIŞLA BİZİ..

 
BAĞIŞLA BİZİ..
Allahım sana gelen bu imtihanlı yolda..
Sanma kandık seni unuttuk...
Biliriz dönüş sanadır....
Ellerimiz bak boş değil ...
Ama güzel ,ama değil ...
Senin için ömrümü feda etsem,
Yine çok değil Yine çok değil...
 .......
Bazen kapından kovuldum diye,
Bir hüzün çöker bu garip gönlüme,
Yine sana döner yalvarırım,
Atma bizi cehennemine...
Bağışla bizi....
İki cihan Serveri Habibin Muhammed'ine.
Emine Kaya      18.02.2010

23 Mart 2012 Cuma

GÖZÜNÜ GÖNLÜNÜ SEVİNDİR




GÖZÜNÜ GÖNLÜNÜ SEVİNDİR

Dinimiz en büyük dindir .
Ağlama göz yaşlarını dindir
Gör Mübarek yerleri gözünü gönlünü sevindir,
Size farz kıldım diyecek Allah'ım.

Dünya oraya dönüyor kıble diye,
Kudreti olan durmasın bir saniye.
Durumun çok iyi ise gitmezsin sen daha niye,
Ora için giden paralar boşuna gitmez der Allah'ım.

Ne büyük yer oralar,
Şifa buluyor yürekteki yaralar.
Kimisi sanır boşa gider paralar,
Ah öyle yerlere kısmet etse yeter ki Allah'ım.

Harcadığın gitmez .senle köşke Saraya,
Vakit geçerse bulamazsın orayı araya.araya.
Tuz biber değil merhem sür gönlünde ki yaraya,
Gönül gitmeyen yere ayaklar gitmez der Allah’ım.

İnsanlar kendi kendilerini tartıyor.
Oralarda iki üç saat uyku yetip de artıyor.
Mevlâ’mız canımıza can katıyor,
Sıhhatlerimizi de veriyor Allah'ım.

Cemile Eyrik

18 Mart 2012 Pazar

Allah Azze Ve Celle

Allah Azze Ve Celle


Birdir, Tek'dir, Ezeldir,

Allah Azze Ve Celle,

Güzel, hem ne güzeldir,

Allah Azze Ve Celle,



Rahman, Rahîm, ve Rezzâk,

Azîz, Hakîm, Yüce Hak,

Vahîd- Vekil-i Mutlak,

Allah Azze Ve Celle,



Anlamaz mısın hâlâ?

Bir ebedî muallâ,

Kerîm, Aliyyü'1-a'lâ,

Allah Azze Ve Celle,



Duyar âhı, feryadı,

Dillerde tatdır adı,

Muratların muradı,

Allah Azze Ve Celle,



“Ol!” der, canı var eder,

Hep kendine yâr eder,

Kulu bahtiyar eder,

Allah Azze Ve Celle,



Kudretine yok hudut,

Yaratır zeytin ve dut,

Zahir, her yerde mevcut,

Allah Azze Ve Celle,



Övgüde ne desen az,

Düşün ve fikret biraz,

Akla, hayâle sığmaz,

Allah Azze Ve Celle,



Hükmeder dağa-taşa,

Aklını devşir başa,

Seni görmez mi hâşâ?

Allah Azze Ve Celle, [7]
[7] Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi, Erhan Yayınları: 18-19.

18 Aralık 2011 Pazar

Gece Umut Yolcuları






Gece karanlığında
Kalbden bir yolculuk
Kabe karanlık
Örtüsü karanlık
Ama altın simler ile
Yazılı ayetler..
Pırıl pırıl parlar
Hu hu hu

Aşk kıblemde..
sabah kadar devam eder
Bu aşkı muhabbet..
İlla edep illa edep
Nağmeler dilimde,
Gönlümde Ya Allah!
Hu hu hu

Gece örter dünyayı
Parlatır maneviyatı
Dostlar vuslata erer
Uyku yok, aşk çok
Umut yolcularının
Başlamıştır nağmeleri
Hu hu hu


Ayrılık sancıları
başlar seher vakti
Aşık maşukuna hasret
Yolcu ağlar bir umut
Hasretin nağmeleri
Hu hu hu

18.12.2011 Pazar 01:19

Emine Kaya

9 Temmuz 2011 Cumartesi

GEL BİZE

GEL BİZE
Bir kandil misali 
Yanarım boşlukta
Gelen üfler giden üfler
Söndüremediler bir türlü...
Çıksam bir gün dağlara
haykırsam rüzgara
Sen mi yoksa ben mi ?
Essem savursam cihana...
Bir sözüm geçseydi 
Gözümün gördüğü heryere
Gözler hayran Canlar bayram
Boyanla boyasaydım Allah'ım
Bir manzara var önümde
Perdeler açılmış gözümde
Habibin ile ashabı 
Misafirin Safa ile Merve'de
Kurulmuş sofralar önünde
Çağırsalar benide
Gel gel bize..
Emine Kaya   09.07.2011

29 Haziran 2011 Çarşamba

MERHAMET ET ALLAH'IM






MERHAMET ET ALLAH'IM


Gökten indir Allah'ım
Merhametine muhtacım..
Habibine hayran..
Yollarına kurban
Ben olayım Allahım....
Gitti gelmez günlerim
Pişmanlık dolu yüreğim,
Merhamet etmez isen ,
Ya ben kime gideyim..
Keşke aşkın ile yansam
Nefsimi senin ile oyalasam,
Zikrin ile seyran,
Tefekkür ile hayran
Teşekür ile şükran
Ya ben ..
Yaa ben sana
Gerçekten aşık olsam..
Ben seni Zikrinle bildim,
Kalbim nurunla mutmain,
Bu gözyaşlarım..
Mahşer günü Şahidim
Allah'ım kelimeler yetmez
Halim,mecalim,derdim sır bilinmez...
Bu sır Ney'in sırrıdır Ali'ye bile sığmadı...
Bu yürek bu tadı kaldıramadı...
Akan gözyaşlarım kelimelerimdir dökülen
Habibine Rabd eden kalbimle ...
Ona selat Ona Selam gönlümde dilimde...


Emine Kaya 21.02.2010

28 Haziran 2011 Salı

GELİN MİRAC EDELİM YARİ


Bu güzel günde
Umudunu yitirme Ey Gönül!, Ey nefis!

Geldi miraç tuttu yüceltti bizi...
En yüksek makama aldı gitti Rahmana,
Can oldu, canan oldu,
El oldu, göz oldu, dil oldu yürek doldu...

Miraç etti miraç etti..
İster günahkar, ister ümitvar
Ruhlar beraber makamı mahmud'da
Allah Rasülü'nün gönlünde bir nokta
Çaldık kapını secdede yüceldik Rahmana....

Allah Allah der her azam...
Fikrim, hamdim, şükrüm her zaman
Fakr-acziyetle.. 
Ey yüce Rahman kapındayım..
Tevbe ile Miracındayım....

Ben sana geldim yine,
İzin ver varayım huzuru Muhammed'ine
Zikredeyim varsın deli desinler bir kerede
İste kulun miraç etsin bu gece ve her gece..

ALLAH'IM BU GECE BENİ UNUTMA 

27 Haziran 2011 Pazartesi

BAĞIŞLA BİZİ..

 
BAĞIŞLA BİZİ..
Allahım sana gelen bu imtihanlı yolda..
Sanma kandık seni unuttuk...
Biliriz dönüş sanadır....
Ellerimiz bak boş değil ...
Ama güzel ,ama değil ...
Senin için ömrümü feda etsem,
Yine çok değil Yine çok değil...
 .......
Bazen kapından kovuldum diye,
Bir hüzün çöker bu garip gönlüme,
Yine sana döner yalvarırım,
Atma bizi cehennemine...
Bağışla bizi....
İki cihan Serveri Habibin Muhammed'ine.
.....
Emine Kaya      
18.02.2010

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Fotoğraf-Resim


2257 - Soru: Resim ve karikatür yapmanın dinen bir mahzuru olup olmadığının bildirilmesi ve bu hususta tavsiyeniz ne olabilir?
Cevap: Canlı olmayan şeylerin resmini veya modern resim adı verilen çizgi ve renk tenasübünden ibaret bulunan resimleri yapmanızda bir mahzur yoksa da canlı varlıkların resmini yapmaya İslâmiyet müsaade vermemiştir. Heykelden kaçınmak şartı ile mimarinin ve güzel sanatların her çeşidi; canlı resim olmadıkça, minyatür, tezhib ve manzaraların hepsi serbesttir. İslâmiyet resmi tamamen yasaklamamıştır. Ancak resmi canlı olmayanlarla sınırlamıştır.
2258 - Soru: Biz bazen toplantılara gidiyoruz ve oralarda resim çekiyoruz. Bazen de baba ve annemizin fotoğrafını çekiyoruz. Acaba bunda bir mahzur var mıdır?
Cevap: Zaruret olmadıkça resim çekme ve çektirmeye heveslenmeyiniz.
2259 - Soru: Ben burada bir fotoğraf makinesi alıp arkadaşların fotoğraflarını çekerek kazanç temin etmek istiyorum. Acaba bu fotoğrafın ticareti bize helâl olur mu?
Cevap: İslâm'ın yasakladığı sahada kâr aramayı bırakınız. Onun yerine başka bir iş yapmaya bakınız.
2260 - Soru: Resim yapmanın haram olduğu hakkında "Riyazü's-Salihin" adlı kitapta birtakım Hadis-i Şerifler vardır. Fotoğrafın haram olmaması hakkında bir deliliniz var mı?
Cevap: Böyle bir delil yoktur. Zaruret hali bu hükmün müstesnasıdır.
2261 - Soru: Bir kimsenin kolunda barut ile Kıbrıs haritası şeklinde dövme yapılmış olsa İslâmi açıdan zararı var mıdır? Yapılan ibadetlere de zararı olur mu?
Cevap: İslâmi hükümlere göre böyle bir hareket lanetlenmiştir. "Veşim" adı verilen bu dövmeyi yaptırmamalıdır. Fakat bu iş, yapılan ibadetin sıhhatine tesir edecek mahiyette değildir.
2262 - Soru: Evde olan manzarada ufak da olsa insan (veya diğer canlı) resminin bulunmasında mahzur var mıdır? Bu gibi manzaralarla evi süsleyebilir miyiz?
Cevap: Dinimizin emirleri dikkate alınınca, resim olan eve melek girmez ve resme karşı namaz kılınmaz. Canlı bir varlığın resmi bulunmayan manzaraları tercih ediniz.
2263 - Soru: Fotoğraf çekmekte bir mahzur var mıdır?
Cevap: Zaruret olmadıkça bundan sakınmamız lâzımdır. Zaruret hali, vesikalık fotoğraflarla sınırlı olmaktadır.
2264 - Soru: Çekilmiş bir fotoğrafı camlatıp asabilir miyiz?
Cevap: Hayır. Kapalı bir yerde bulundurmanızı tavsiye ederim.
2265 - Soru: Bazıları fotoğraf çektirmekte bir beis yoktur. Asıl memnu olan el ile kişinin resmini çizmektir diyor. Bu kanaat doğru mu?
Cevap: El ile çizmek günahın büyüklüğü cihetinden ileridir. Makine ile çekmek, bunun hafiflemiş şekli ise de mahzurdan hali görülmemektedir.
2286 - Soru: TV'den gayri meşru olmayan bir filmi seyretmekte bir mahzur var mı?
Cevap: Filmle ilgili olarak kullandığınız "gayri meşru olmayan" tabiri muğlak olup, izaha hacet bulunan bir ifadedir. Şöyle ki:
a) Filmin mevzuu, İslâmi hükümlere aykırı ise gayri meşru bir filmdir.
b) Açık ve saçık kadın artistlerin bulunduğu bir film ise yine gayri meşrudur.
c) Aşk sahneleri bulunan ve seyircilerin üzerinde menfi tesir icra edecek bir film ise gayri meşrudur.
d) Hıristiyanlık, Yahudilik gibi batıl dinlerin; komünizm gibi sapık ideolojilerin propagandası yapılan bir film ise gayri meşrudur.
e) Oynatılmakta bulunan bir film, mahremlik kurallarına dikkat etmeden kadın-erkek karışık halde oturup seyredilmekte ise, onu temaşa etmek gene gayri meşrudur.
f) Onu seyretmekte iken bir namazın kazaya kalması ihtimali varsa, yine gayri meşrudur.
2267 - Soru: Bir kimsenin evinin duvarına halı takması caiz midir?
Cevap: Ziynet için takılıyorsa bunda kerahet vardır. (Fetava-i Hindiye, c. 5, s. 359)

17 Mayıs 2011 Salı

Cahillik...


Mey Biter Saki Kalır, Her Renk Solar Haki Kalır, Diploma Cehlini Alsada Varsa Hamurunda Eşşeklik Baki Kalır...



Mehmet Akif Ersoy

25 Ocak 2011 Salı

OSMANLI'DA DEKORASYON AKSESUARLARI

OSMANLI'DA DEKORASYON AKSESUARLARI

(Tombak, Gümüş, Kapı, Feslik, Taht, Porselen)

Tombak
18. yüzyılda ekonomik nedenlerle altın ve gümüş eserlerin yapımının azalması, altın görünümlü tombakların çoğalmasına neden olmuştur. Tombak, altın-civa karışımı ile kaplanmış bakır ve bakır alaşımı eşyanın genel adıdır. Osmanlı maden sanatında bakır ve bakır alaşımı pirinç, günlük yaşamda ve dinsel yapılarda kullanılan eşyalarda, askeri techizatta, mimari süsleme elemanlarında yaygın kullanım alanı bulmuştur. Osmanlı maden sanatının erken dönemine ait örnekler askeri teçhizattır. 15. yüzyılda form ve süslemelerde Memlûk etkisi görülürken, 16. yüzyıl başlarında klasik Osmanlı üslubu şekillenmiştir.
Bakırların üzerinde çeşitli damga ve kitabelere de rastlanmaktadır. Topkapı Sarayı silâhhanesinde yapılan miğfer, at alın zırhı, kalkan gibi askeri techizat üzerinde Osmanlıların mensubu olduğu Kayı boyu silâh damgası kullanılmıştır. Özellikle saray mutfağında kullanılan kap-kacak üzerine kime ait olduğunu gösteren şahıs kitabeleri, cami ve türbelere vakfedilen eşya üzerine de çoğunlukla tuğra biçiminde vakıf kitabeleri yazılmıştır. Bazı tombak eserlerde de sahtekârlığı önlemek amacı ile vurulan �tonbak� damgasına rastlanmaktadır.
Tombaklama tekniği
Altın ve gümüşün bir özelliği de civa içinde çözülebilmeleri yani sıvılaşabilmeleridir. Bu, civa ile altın karışımı sıvıya amalgam denir. Bu özellikten yararlanılarak gerçekleştirilen yıldızlama ya da Osmanlıca adıyla tombaklama tekniği ile çok sağlam ve düzgün bir kaplama elde edildiği için günümüze kadar kullanılmıştır.
Tombaklama yapmak için "cam veya porselen bir kabın içinde" civa ve çok ince kıyılmış 24 ayar altın karıştırılır. Bu karışım "ahşap bir çubukla" karıştırılarak, altının civa içinde tümüyle çözülmesi yani sıvılaşması sağlanır. Daha sonra ince bir tülbentle süzülen sıvı alaşım yani amalgam kullanıma hazır hale gelmiştir. Altın kaplanacak eşyanın yüzeyi bütün oksit ve kirlerden temizlenip kurutulur. Tombak yapılacak yüzeye bir fırça, mantar parçası veya bez tampon ile amalgam yedirilerek sürülür. Tombaklanmış eşya, "küllenmekte olan odun kömürü ateşi" üzerine konularak veya düşük ısıda fırınlanarak civanın uçması sağlanır. (Bu safhada buharlaşan civanın solunması son derece tehlikelidir ve geçmişte bu mesleği yapan kişilerde hayati sorunlara yol açmıştır. Bu nedenle ustalık işteyen ve incelikleri olan bir sanattır) Geriye kalan altın yüzeye iyice sızmış ve yapışmış olduğundan, kaplama oldukça kalitelidir. Civa içinde 1000 ayar saf gümüş çözülerek gümüş tombaklama da yapılabilir.

Gümüş
Saray nakkaşhanesinde yaratılan ve tüm Osmanlı sanatında egemen olan üslup birliği, 15. yüzyıldan itibaren gümüş eserler üzerinde de görülmektedir.
Tarihi kaynaklardan Osmanlı sarayında altın ve gümüşten yapılmış kapların kullanıldığını öğrenmekteyiz. Bertrondon de la Brocquière, 1433 yılında Edirne Sarayı'nda II.Murad'a altın yaldızlı tepsilerde yemek sunulduğunu, kadehinin ise gümüş olduğunu belirtmektedir. İtalyan tüccar Iacopo de Promontorio ise Fatih Sultan Mehmed devrinde saraydaki maden hiyerarşisine değinerek, padişah ve kazaskerin altın, vezirlerin gümüş, askerlerin ise değersiz metal (bakır?) kaplarda yemek yediklerini yazmaktadır.
III.Murad'ın askeri masrafları karşılamak amacı ile sikke kestirmek için saray hazinesindeki altın ve gümüşleri erittirdiği, değerli taş kakmaları söktürdüğü bilinmektedir. Bundan dolayı 16. yüzyıla ait az sayıda gümüş günümüze ulaşabilmiştir. III.Selim döneminde de saraya ait altın ve gümüş eşyalardan bir kısmı para basılmak üzere saray darphanesine vakfedilmiş; halkın elindeki gümüşler de bedeli ödenerek satın alınmıştır.
Erken dönemden itibaren gümüş eserler kazıma, çalma, kabartma, telkari, ajur, yaldız ve savat teknikleri ile süslenmiş ve genellikle birkaç teknik bir arada kullanılmıştır. İznik seramiklerin biçim ve desenlerini tekrarlayan gümüş eserler, merkezi düzende veya şemseler içinde rumi-palmet kompozisyonları, dal kıvrımları arasında hatayi çiçekleri, saz yapraklarla bezelidirler. 16. yüzyıldan günümüze ulaşabilen az sayıda örnek yanında, özellikle 17. yüzyılda türbelere vakfedilen gümüş kandil ve mihrap şamdanları, yalın formları ve bezemesiz düz yüzeyleri ile dikkat çekmektedirler.
Klasik Osmanlı form ve desenlerinin yerini 18. yüzyıl sonlarından itibaren Avrupa etkisi ile Barok ve Rokoko formları almıştır. Kabartma tekniğinde güller, Osmanlı devlet arması, mimari kompozisyonlar, dökümle yapılmış çiçek, kuş, hayvan biçiminde tutamaklar bu dönemin kaplarında yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır. 19. yüzyıl sonlarında manzara ve bitkisel bezemeli, Van yapımı savatlı gümüşler de çok revaç bulmuştur.

Ahşap Oymacılığı
Ahşap işçiliği Anadolu'da Selçuklu döneminde gelişip, kendine özgü bir karekteristik niteliğe bürünmüştür. Selçuklu ve Beylikler dönemi ağaç eserler genellilkle mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elemanlardan oluşan usta işi eserlerdir. Osmanlı dönemine gelindiğinde sadeleşen eserler sehpa, kavukluk, yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık, taht, kayık, rahle, Kur'an muhafazası gibi gündelik kullanım eşyalarının yanı sıra; pencere, dolap kapağı, kiriş, konsol, tavan göbeği, mihrap, minber ve sanduka gibi mimari yapıtlarda da uygulandığını görüyoruz. Ağaç işçiliğinde kullanılan malzemeler daha çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz ve gül ağacından oluşuyor. Kakma, boyama, kündekâriz, kabartma-oyma, kafes, kaplama, yakma gibi tekniklerle işlenen ahşap eşyalar günümüzde de özgün dekoratif eserler olarak kullanılmaktadır.
Edirnekari
Edirnekari lake işleri ahşap, karton ve deri gibi malzeme üzerine boya ve cilayla yapılan motiflerin yer aldığı bir süsleme biçemidir. Bu süslemelerde en çok natüralist çiçek, yaprak ya da meyve motifleri kullanılır. Yeşil, açık mavi, kahverengi, kırmızı ve açık sarı zemin üzerine işlenen çiçekler tek tek olabilecekleri gibi bir vazo içinde ya da ortadan kurdeleyle bağlı bir buket biçiminde olabilir. Bu sanatçıların en büyük esin kaynağı doğadır.
Kapı
Feslik
Taht

Çini ve Keramik
Türk mimarlığında çininin bezeme düzeni içinde mimarlığa bağlı olarak kullanılışı, İran Büyük Selcukluları ile başlar. Çininin mimarlıkta yoğun biçimde kullanılması ve gelişmesi XIII.yüzyıl sonlarına rastlar.
İlk Osmanlı dönemi çinileri renk bakımından daha zengindir. Osmanlı Devleti'nin başkentlerinden biri olan İznik, çini yapımının gelişmesine büyük katkısı olmuş önemli bir merkezdir. İznik'te duvar çiniciliğinde ve keramiklerde yeni teknikler geliştirildiğinden, hızlı ve sürekli bir üretim yapılabilmiştir. XVI. yüzyılın başlarından sonra mozaik ve altın yaldızlı çiniler yerine renkli sır tekniğiyle, kare levhalar halinde üretim yapılmıştır. XVI.yüzyılın ikinci yarısında renkli sır tekniği bırakılarak tüm çiniler sıraltı tekniğiyle yapılmaya başlanılmıştır. Sarı, ve açık yeşil renkler ortadan kaybolmuş, firuze, mavi, yeşil mercan kırmızısı, açık lacivert ve beyaz renkler egemen olmuştur.
Çiniçiliğin yanı sıra gelişen keramik sanatından- koruma güçlüğünden örtülü duvar çinilerine oranla daha az sayıda önek günümüze gelmişitir. Keramik sanatında yapılarda kullanılmak üzere yapılan kandiller çerağlar, askı kürelerinin yanında kâse tabak sofra takımları ibrik ve sürühi gibi ürünler de ortaya konmuştur.
Pişmiş toprak eserler arasında Türk sanatında en geç görülen porselendir. XIX.yüzyılın ortalarında Haliç'te bir porselen fabrikası kurulmuş "Eser-i İstanbul" markalı porselenler üretilmiştir. Biçim ve desen olarak Batı etkisindeki porselenler, ithal edilenlerle rekabet edemediğinden fabrika kapanmıştır. XIX . yüzyıl sonlarında ise II. Abdülhamit tarafından Yıldız Sarayı bahçesinde kurulan Yıldız porselen Fabrikasında, çok kaliteli porselenler üretilmiştir.
Günlük işlerde kullanılan çeşitli toprak kaplara genel bir adla keramik ya da seramik denilir. Çini ve keramik sanatında uygulanan teknikler aynıdır. Çini hamurları kil , kuvarst ve feldispat karışımından meydana gelmiştir. Bazen hamura mermer tozu da karıştırılmıştır. Çini hamurlarının dış yüzeylerine başka bir renk vermek için yapılan kaplamaya astarlama işlemi denir. Renkli kil bulamaçları veya metal oksitlerinin katılmasıyla renklendirilen çini hamurları çok kullanılmıştır. Astar ve çini hamurunun kuruma ve pişme küçülmelerinin birbirene çok yakın olması gerekir. Astar akıtılarak sürülüp kurutulduktan sonra, bezemeler kazıma yoluyla veya astarın üzerine fırçayla çalışarak yapılmıştır.
Çini yapımında sırlama işlemi, en basit sır olan silis kurşun oksit çini üzerine sürülüp, gerekli derecede pişirilmesiyle yapılmıştır. Renkli sır için saydam sıra metal oksitleri eklenmiştir. Sır pişirimi daha düşük sıcalıklarda, fakat uzun sürede yapılarak parlaklık sağlanmıştır.
Sır üstü tekniğinde, suyla karıştırılmış renkler pişirilmemiş, ham sırın üzerine uygulandıktan sonra pişirme yapılmıştır. Diğer bir yöntemde ise sır pişirildikten sonra bezeme, sırüstüne daha düşük derecedeki sıcaklıklarda eriyen renkli sırlarla yapılarak düşük sıcaklıkta tekrar fırınlanmıştır. Ayrıca sır üstüne metal oksitlerinden boyalarla bezeme yapılıp fırınlanarak elde edilen madensel çini ve keramiklere de "perdahlı" denilmiştir.
Sıraltı tekniğinde ise, istenilen renk karışımı doğrudan çini hamuru üzerine uygulanarak bezeme yapılmış , bezemenin üzerine saydam sır akıtılarak pişirilmiştir.
Sırlı tuğlalar, önceleri inşaatlarda duvar yapımında diğer tuğla ve kerpiçlerle birlikte örülürdü. Sonraları cepheleri bezemek için renkli olarak hazırlanmış sırlı tuğlalar yanyana motifler oluşturacak biçimde kullanılmıştır. İstenilen bezeme motifi küçük parçalardan değişik boyut ve biçimlerde kesilerek bir düzen içinde uygulandığındın bu tekniğe mozaik çini tekniği denilmiş, XV. yüzyıl başlarına kadar Türkistan ve Anadolu'da uygulanmıştır.
Bu tarihten sonra nakışlı, dört veya altı köşeli çini kaplama ve diğer tekniklerle kullanılmıştır. Mozaik tekniğinde üç ayrı yöntem uygulanırdı . Kakma tekniğinde, değişik renkte ayrı çini levhalardan kesilen parçalar, araya getirilerek alçılı yüzeye uygulanmıştır. Kazıma veya sahte mozaik tekniğinde ise tek renkli çinilerin zemini bezeme veya yazıya göre kazılarak çini bir kabartma oluşturulmuştur. Bu tekniklerle yapılan çiniler, yapım sırasında yapı yanındaki şantiyede hazırlanırdı. Mozaik tekniğinin diğer bir uygulamasında ise, çini parçalarına pişirilmeden önce özel biçimi verilmiş, veya tek renkli büyük levhalar halinde sıralanıp fırınlandıktan sonra bezemeye göre kesilip birleştirilmişlerdir. Çini teknikleri içinde en zor olan minâi tekniğinde ısıya dayanıklı siyah, altın yaldızlı, kırmızı, kahverengi ve beyaz ise sır üstüne yedi renk bir arada kullanılmıştır. Yüksek ısıya dayanıklı, mavi, patlıcan moru ve yeşil altına, daha düşük uygulanarak tekrar fırınlanmıştır.
Çini ve keramikte birkaç renk sır bir arada kullanıldığında sırlar akarak birbirine karışacağından, ilk kez Osmanlılar tarafından XV ve XVI.yüzyılarda bölmeli renkli sır tekniği uygulanmıştır. Bu teknikte desen levha üzerine kazınarak çizildikten sonra çizgilerin oluşturduğu oyuklara konulan madde pişme sonucunda siyah ve hafif kabarık bir durum oluşturduğu oyuklara konulan madde pişme sonucunda siyah ve hafif kabarık çizgilerin meydana getirdiği bölmelirin içine ise, değişik renkte sırlar konurdu. Bu teknikte mavi zemin üzerine beyaz, filizi yeşil, sarı firuze ve kırmızı renkte sırlar konurdu. teknikte mavi zemin üzerine beyaz filizi yeşil sarı fıruze ve kırmızı renkte sırlar kullanılmıştır . Bölmeli teknik daha sonraları Avrupa'da özellikle İspanya'da kullanıldığında çizgilerin içine ayırıcı madde olarak ince iplikler konulmuştur. Osmanlılar ise, bunun yerine fırında çizgilerin içine ayrıca madde olarak ince iplikler konulmuştur. Osmanlılar ise bunun yerine fırında ısındığı zaman kabaran, şekerli olduğu sanılan bir madde kullanmışlardır.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı