HABERLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HABERLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2020 Pazar

Yalan haberleri yapanlar küfre hizmet etmektedirler..


 Neden bize yalan haber hazırlayıp servis ediyorsunuz?
Bu kâfir gibi aynı günahı paylaşıyorsunuz hepiniz de kufrunuzle kahrolun
🔥
🔥🔥
Kur'an'ı Kerim i yırtanlar sanmasin ki yanlarina kâr kalacak Allah savaş ilan etti. Allah sizlerin hakkından gelir..
Bekliyorum..


Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), YouTube'da dini değerleri aşağılayıp Kur'an-ı Kerim'i yırtan İ.A.'nın, firari olarak bulunduğu Rusya'dan Türkiye'ye iadesi için işlem başlatıldığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, "Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve bağlı il birimlerince yürütülen sanal devriye faaliyetleri kapsamında; 6 Kasım 2020 tarihinde YouTube adlı video paylaşım sitesinde paylaşılan ve sosyal medyada 
#İ.A.Tutuklansın etiketiyle gündeme gelen bir videoda dini değerleri alenen aşağılayan ve kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'i yırtan şahsın görülmesi üzerine tespit çalışması yapılmıştır. 

Videodaki şahsın İ.A. olduğu, çeşitli suçlardan 11 adet kaydının bulunduğu, firari olarak Rusya'da ikamet ettiği anlaşılmıştır. Şahıs hakkında yasal işlem başlatılmış olup ülkemize iade süreci takip edilmektedir" ifadelerine yer verildi.

18 Şubat 2020 Salı

Domuz kemikleri: izlediğiniz videoda Çin'de domuz kemiklerinden tespihleri üretip sonrada Suudi Arabistan'a satış için gönderildiğinden bahsediliyor



Domuz kemikleri: izlediğiniz videoda Çin'de domuz kemiklerinden tespihleri üretip sonrada Suudi Arabistan'a satış için gönderildiğinden bahsediliyor. 
Hac ve Umreye gidenler bu tespihleri satın alıp hem ailelerine hediye ediyorlar hem de ceplerinde camilere gidiyorlar. 
Bu bilgileri yayalım. 
Suudi Arabistan Çin'de kontrolü yapılmayan tesihleri satın alıyor.


26 Haziran 2019 Çarşamba

Şehid Mursi'nin defni sırasında yaşanan harika olaylar



Şehid Muhammed Mursi'nin oğlu Abdullah Mursi, defin sırasında ve öncesinde şehidin naaşında meydana gelen hayret verici anları anlattı

Mısır'ın meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, cunta mahkemesindeki şehadeti sonrası alelacele, ailesinden sadece birkaç kişinin katılımıyla son yolculuğuna uğurlandı.

Defin işlemlerine katılan Şehid Muhammed Mursi'nin oğlu Abdullah Mursi, babasının naaşında gözlemledikleri hayret verici anları anlattı.

Facebook sayfasından yaşadıklarını anlatan Abdullah Mursi, şehidin ruhunun, çalışmalarının ve hatıralarının İslam ümmeti arasında hâlâ diri olduğunu belirterek, dünyanın her yerinde şehid için gıyabi cenaze namazı kılındığını, kendisine dualar edildiğini ve rahmetle yad edildiğini hatırlattı.

Vefatından ancak 10 saat sonra Şehid Mursi'nin cenazesine ulaşabildiklerini belirten Abdullah, şehidin naaşını son kez görmek, yıkamak, kefenlemek için Kahire'nin güneyinde bulunan Tora Hapishanesindeki hastaneye gittiklerini belirtti.

"Yüzü aşırı derecede solmuş ve çok kızgın görünüyordu"

Şehidin yanına 4 erkek kardeşi, annesi, kız kardeşi ve çok sayıda cunta gücü ile birlikte girdiklerini belirten Abdullah, yaşadıkları ol ilginç anları şöyle anlattı:

"Şehidi gördüğümüzde gözlerimize inanamadık. Yüzü aşırı derecede solmuş ve çok kızgın görünüyordu. Hayretler içerisinde kaldık. Çünkü kendisini ilk defa bu derece kızgın görmüştük.

Şehidi yıkamak için girdiğimizde güvenlik güçlerinin içeriye girmelerini istemedik. Zor uğraşlar sonucu güvenlik güçlerini içeriden çıkarmayı başardık. Kapıyı kapattıktan sonra şehidi yıkamak için geri döndük.

"Zalimleri odadan çıkardıktan şehidin rahatladığını farkettik"

Zalimleri odadan çıkardıktan sonra döndüğümüzde onların yanında suratı asık olan rahmetli şehidin yüzünün birden eski haline döndüğünü ve sanki rahatladığını farkettik. Bu duruma hepimiz çok şaşırdık.

"Yıkamamızla birlikte naaşı adeta nurlanmıştı… Hep birlikte ağlamaya başladık…"

Şehide dua edip son vedamızı etmeye başladık. Herkes şehidin yüzünü öptü. Daha sonra yıkamaya başladık. Subhannallah, ilk girdiğimizde hastalıktan şişen moraran ve sararan vücudu yıkadığımız zaman birden değişmiş adeta nurlanmıştı. Bu durum bizi dehşete uğrattı. Ne yapacağımızı bilemedik. Herkes durmuş biribirine bakıyordu. Tabi bu duruma dayanamayıp hep birlikte ağlamaya başladık."

"Bu ancak Allah'ın bize bir müjdesiydi"

Bu gördüklerinin ne bir müjde ne de ölümden sonra bir hayat seyansı olduğunu ifade eden Abdullah, "Bu ancak Allah'ın bize bir müjdesiydi." dedi.

Mursi, "Şehidin vücuduna ne kadar fazla su döktüysek o kadar fazla yüzü gülümsüyor o kadar fazla parlıyordu. Daha yeni şehidi kefenlemiştik ki, Allah bize bir mucizesini daha gösterdi. Sabah ezanı okunmaya başlandı. Allah şahittir ki; babamı bildiğimden beridir sabah ezanı vakti camide olmuştur. Hatta cezaevindeyken bile ezanları yüksek sesle okur herkese vaktin girdiğini haber verirdi." ifadelerini kullandı.

"Rabbimizin rahmetinden bayılmak üzereydik"

Bereketli sabah ezanı vaktinde babasının yüzünün daha da çok parladığını ve beyazladığını ifade eden Abdullah Mursi, "Yüzünün parlaklığını görünce kalbimize öyle bir huzur geldi ki; Rabbimizin rahmetinden bayılmak üzereydik." dedi.

"Allah'ın bir işareti ve cömertliği…"

Bu yaşananların Allah'ın bir işareti olduğunu söyleyen Abdullah, şunları kaydetti: "Şehidin ailesinin gördükleri, Allah'ın bir işareti ve cömertliği olarak yorumlanabilir. Çünkü rahmetli babam, cani ve hain çetenin elindeyken, yapılan zulümleri kalbiyle diliyle ve canıyla reddetti. Onlara razı olacakları ve yüzlerini güldürecek hiçbir duruş sergilemedi. O yüzden Allah, onun daimi bir memnuniyet ve mutluluk içinde olduğunu ailesine gösterdi." ifadelerini kullandı.

"O canilerin hiçbirinin şehidin naaşını taşımalarına hatta dokunmalarına müsaede etmedik"

Ezanın bitmesi ile 4 kardeşin şehidin cenazesini taşıdığını belirten Mursi, "O canilerin hiçbirinin şehidin naaşını taşımalarına hatta dokunmalarına müsaede etmedik. Camiye kadar sadece biz 4 kardeş taşıdık. O pişkinlerin şehidin cenaze namazını kılmalarına da müsaede etmedik. Cumhurbaşkanı Şehid Muhammed Mursi'nin namazını sadece ailesi olarak biz kıldık. Daha sonra şehide dua ettik. Allah'tan şehadetini kabul etmesini diledik." diye belirtti.

"Babamı Mehdi Akif'in yanına defnettik"

Daha sonra şehidin naaşını arabaya taşıdıklarını, oradan Kahire'nin doğusunda bulunan Medine't Nasr semtindeki dostları İhvan mürşitlerinin defnedildiği kabristana götürdüklerini anlatan Abdullah, "Babamı en yakın dostu İhvânü'l-Müslimîn'in mürşitlerinden şehid mücahid Muhammed Mehdi Akif'in yanına defnettik." dedi.

Eylül 2018'de babasının ziyaretine gittiğinde, kendilerine ilk sorduğu kişinin, Şehid Muhammed Mehdi Akif olduğunu aktaran Abdullah, kendisine şehid olduğu haberini verdiklerini ve onunda " Şüphesiz biz Allah'tan geldik ve yine dönüşümüz O'nadır. (Bakara 156) Allah bizleri Resulullah'ın bayrağı altında, Kevser Havuzu'nda buluştursun inşaallah." dediğini aktardı.

"Şehid arkadaşlarıyla buluşmuşçasına yüzü ay gibi parlıyor ve gülümsüyordu"

Şehidi defnettiklerinde yüzündeki kefini açtıklarını belirten Abdullah Mursi, "Yüzünü gördüğümde şehid arkadaşlarıya buluşmuşçasına yüzü ay gibi parlıyor ve gülümsüyordu." ifadelerine yer verdi. (İLKHA)

27 Mart 2019 Çarşamba

Allah'ım Ya Şehadet Ya Şefat ! amiiin..


Adı Âfiyet Sıddiki, otuz yaşlarında, Pakistanlı bir nöroloji uzmanı, Harvard’dan fahri diploma almış tek doktor, çeşitli üniversitelerden 144 fahri diploması var, sinir sistemi alanında birçok üniversitede çalışarak diploma almış, onun seviyesinde ABD’de dahi bir tıp adamı yok…

Tıbbı ve nörolojiyi ABD’nin en önemli üniversitelerinden biri olan Massachusetts Teknoloji Üniversitesi (MIT)’nde tamamladı, annesi, kardeşleri ve kocası da tıpçı. Kritik çalışmasını Amerikalılara duyuran kocasından ayrıldığı için üç çocuğu da yanında kaldı.

İnsanları biyolojik silahların tahribatından koruyacak bir orijinal program üzerinde çalışıyordu, bu programın başarılı sonuçlanması ABD’nin milyarlarca dolar sarf ettiği bu silahları etkisiz hale getirecekti.

ABD istihbâratı kendisine “programı sonlandırması ve geldiği noktaya kadar olanı büyük bir meblağ karşılığında satın almayı” teklif etti, o, “henüz bitirmedim” diyerek teklifi reddetti.

ABD istihbaratı, asılsız ve delilsiz olarak onu el-Kaide ilişkisi ile itham ederek üç çocuğu ile birlikte ve Pakistan’dan izin alarak kaçırdı, 2003 Mart’ından bugüne kadar zindanda. Onu, ABD-Afganistan’ın şöhreti en kötü olan Bagram Cezaevi’ne ve erkeklerin yanına hapsettiler. Koğuşu gardiyanlara ve diğer tutuklulara açık, gardiyanlar durmadan işkence yapıyorlar, mahkumların tecavüzleri sebebiyle onun çığlıkları gece boyunca kulakları tırmalıyordu.

Bir İngiliz gazetesinin (Yvonne Ridley) açıklamasına göre ona yapılan işkencelere değil bir kadın en güçlü erkeklerin bile dayanması mümkün değildi. New York’ta ilk mahkemeye çıktığında durumu içler acısı idi, yakalandığı sırada göğsünden yaralanmış doğru dürüst tedavi edilmemişti, böbreklerinden biri ve bağırsaklarından bir kısmı alınmıştı, ayakta duramıyordu, otururken de birilerine dayanıyordu, çok zayıf düşmüştü, vücudunda kanamalar görülüyordu.

Yapılan işkencelerin birini şöyle naklediyorlar: Kur’an-ı Kerim parçalanmış, sayfaları yere serilmiş ve kanları akarken üzerinden yürümesi istenmişti, maksat diğer mahkumlara, onun kanı ile kirlenmiş Kutsal Kitab’ı göstermekti.

Yakaladıklarında zerk ettikleri bir ilaç ve sonraki işkenceler yüzünden psikolojisi altüst olan, kaybolan çocuklarının acısıyla hayal görmeye başlayan, ruh ve bedeni acil müdahale ve tedaviye muhtaç olduğu halde buna izin verilmeyen mazlum Afiyet’in son durumu hakkında bilgiye ulaşamadım. Yapılanların dünya kamuoyuna ve bilgisine ulaştırılması her bilenin birinci vazifesi olmalıdır.

Annesi onunla bir Ramazan’da telefonla konuşma imkanını bulmuştu, annesine şunu anlatmıştı:

Peygamberimiz’i (s.a.) sıkça rüyamda görüyorum. Bir keresinde beni Hz. Aişe’ye götürdü, “kızımızı yanına al” buyurdu.

Afiyet Sıddîka’nın başından geçenlerin hikayesini bana Arapça bir metin olarak gönderenler şu dua ile yazıya son veriyorlar:

Ey Hz. Yusuf gibi zindana kapatılan ve Hz. Aişe gibi zulme (iftiraya) uğrayan kızımız, Allah acılarını dindirsin, hürriyetini lütfeylesin; Efendimiz’in (s.a.) seni sevmesi ne büyük mutluluk, cennetin en küçük nasibi bile sana bütün acılarını unutturacak, zalimler de yaptıklarının cezasını çekeceklerdir!

26 Mart 2019 Salı

Bir yudum sevinç


Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

(Tirmizî )
Allah vesile olanlardan razı olsun.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Davutoğlu'nun Erdoğan'a hediye ettiği tabloda Necip Fazıl Kısakürek'in 'Utansın' şiiri yazılı


AK Parti'de 1245 delegenin oyuyla tek Genel Başkan Adayı olan Ahmet Davutoğlu, konuşması sırasında Türkiye'nin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olan selefi Tayyip Erdoğan'a Osmanlıca yazılmış bir tablo hediye etti.
Davutoğlu'nun Erdoğan'a hediye ettiği tabloda Necip Fazıl Kısakürek'in 'Utansın' şiiri yazılı. Tablo Türkiye'nin en önemli Osmanlıca tablo yazan ustası Mustafa Cemil Efe tarafından ortaya çıkarıldı.
Sözlerine bakıldığında bugünkü tabloyu özetleyen şiiri Davutoğlu'nun özel olarak seçtiği öğrenildi.



UTANSIN

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Necip Fazıl Kısakürek


20 Temmuz 2014 Pazar

Soykırımı Babana Türkiye'nin Kurtardığı Yahudilere de DEDENE SOR!


ALLAH SENİN GİBİ LİDERLERİ TÜM İSLAM ALEMİNE DE NASİP ETSİN AMİİİN.

Ağaç için ülkeyi ateşe verenler filistinde ölenler icin neden sesleri çıkmıyor ???


Ağaç için ülkeyi ateşe verenler filistinde ölenler icin neden sesleri çıkmıyor ???
SEYRETMEYİN SEYRETTİRMEYİN !

Yahudiler Çanakkale'de bize karşı savaştı

Murat Bardakçı bugünkü köşesinde Yahudilerin nasıl Çanakkale'de bize karşı savaştıklarını yazdı.


Tarihçi Murat Bardakçı Haberturk'teki bugünkü köşesinde yıllardır Gazze'de soykırım uygulayan katil  İsrail'in 1915'te bize karşı savaştıklarını yazdı. Tarihin bilinmeyen bir anını gün yüzüne çıkartan Bardakçı YahudiKatır Birliği'nin nasıl Çanakkale'de bize karşı kan döktüğünü kaleme aldı.
İşte Murat Bardakçı'nın o yazısı:
Gazze'ye ölüm yağdıranlann dedeleri 1915'te 'Katır Birliği' kurup bizimle de savaşmışlardı Gazze'ye bugün ateş ve ölüm yağdıranların büyük dedeleri, Birinci Dünya Savaşı'nda bize karşı da savaşmışlardı. İşte, tarihimizin pek hatırlanmayan bir sayfası: İngilizler'in 1915'te Çanakkale Cephesi'ne gönderdikleri "Ester Bölüğü" yahut "Yahudi Katır Birliği" denen ve Yahudi gönüllülerden meydana gelen tuhaf ordunun hikâyesi...
YAHUDİLER İNGİLİZ AJANIDIR
Gazze'de olup bitenler artık insanlık dışı boyutlara ulaşıp sadece bizden değil dünyanın dört bir tarafından İsrail'e tepkiler yağarken tarihimizin pek hatırlanmayan bir sayfasını, bir Yahudi ordusunun 20. yüzyılda Türkiye'ye karşı savaştığını hatırlatmak istedim... İşte 1915'te kurulan, "Yahudi Katır Bölüğü" diye bilinen ve Çanakkale Cephesinde bize karşı savaşmış olan birliğin hikâyesi: Sultan Abdülhamid'in devrilmesinin ardından, Filistin'e yerleşmiş olan göçmen Yahudilerin bazıları gizliden gizliye silah edinmeye ve İngilizler lehine casusluk yapmaya başlamışlardı.
YAHUDİ KOMİTESİ TOPLANDI
Aaron Aaronson adlı bir Yahudi'nin yönetiminde kurulan NILI (Netzah Yisrael lo Yeshaker) isimli istihbarat örgütü, İngilizlere bilgi yağdırıyordu. Türk yöneticilerinin örgüte karşı takındığı tavır olduça sert oldu; birçok Yahudi yakalanıp öldürüldü veya Mısır'ın İskenderiye şehrine göçe zorlandı ve Telaviv şehri Yahudiler'den arındırıldı. Yahudiler İskenderiye'ye taşındı. 1914 Aralık'mda, İskenderiye'deki kamplarda dörtte üçü Rus Yahudisi olan yaklaşık 12 bin göçmen toplanmıştı. 3 Mart 1915 akşamı, Cabbari Kampında Ze'ev Jabotinsky ve Joseph Trumpeldor isimli Musevilerin liderliğinde sekiz kişilik bir Yahudi komitesi toplandı ve bir "Yahudi Lejyonu" planı hazırladılar. Plan, beş kabul, iki red ve bir de çekimser oyla kabul edildi. Jabotinsky'nin 12 Mart'ta ahırdan bozma bir salonda toplanan 200 Yahudi'ye yaptığı duygulu konuşmanın ardından da bir defterden yırtılmış kâğıda İbranice yazılan yedi satırlık kararı bu defa 180 kişi imzaladı. Jabotinsky ile Trumpeldor daha sonra 1000 kişilik bir gönüllü listesi hazırlayıp Mısır'daki İngiliz birliklerinin kumandanı General Sir John Maxwell'e başvurdular. Devreye tam o sırada John H. Patterson adında bir İngiliz yarbay girdi, gönüllüleri cephelerde Türkler'e karşı kullanılacak bir ulaştırma birliği kurma konusunda ikna etti ve "Yahudi Katır Bölüğü" adını alan birlik Mısır'da, 23 Mart 1915'te, Yarbay Patterson'un komutasında göreve başladı.
ULAŞTIRMA BİRLİĞİ OLDU
Birlik 737 Yahudi asker, beş İngiliz ve sekiz de Yahudi subaydan oluşuyordu. Mensupların 562'si 17 Nisan 1915'te gemilere bindirilerek Gelibolu'ya gönderildiler 25 Nisan'da yarımadaya ayak bastılar. Askerlerin yakalarında sarı renkli Davut yıldızı motifli bir arma vardı. Bir kısmı Seddülbahir'e, diğerleri de Arıburnu'na çıkartılmıştı. Seddülbahir deki grup savaş boyunca tek ulaştırma birliği oldu ve Yahudiler yoğun ateş altında cephelere su, cephane, yiyecek ve diğer ihtiyaçları ulaştırdılar. İşin daha tuhaf tarafı, Yahudi askerlere İngilizler'in Süveyş Kanalı'ndaki çarpışmalarda Türkler'den ele geçirilen tüfeklerin verilmiş olmasıydı.
FİLİSTİN'DE GÖREV ALDI
Çanakkale'ye gönderilen Yahudiler'den 15'i öldü, 25'i yaralandı ve katır kaybı da 47 oldu. Ama, Mısır'daki mülteci kampının zor şartlarından kurtulmak için birliğe yazılmış olanlar ile Siyonist Yahudiler arasında çatışmalar çıkması üzerine Katır Birliği'nin görevine 26 Mayıs 1916'da son verildi, birliğin ismi daha sonra "Yahudi Lejyonu" yapıldı, muharip bir güç hâline getirildi ve General Allenby'nin bize karşı başlattığı Filistin harekâtında görev aldı. "Yahudi Katır Birliği" hakkındaki bu bilgileri, Çanakkale Savaşları konusundaki önde gelen araştırmacılardan olan Yetkin İşçen'in daha önce yayınlamış olduğu bir araştırmadan naklettim... Katırlı Yahudiler meselesini merak ederseniz yabancı yayınları tarayın, dünya kadar çalışma bulursunuz. İngiliz Ordusuna katılan Yahudiler. IjJiJ. Kazandibi Mustafa Dede TÜRK hattının en büyük isimlerinden Şeyh Hamdullah'ın oğluydu. İlk hat dersini ve icazetini babasından aldı ve babasının vefatının ardından Amasyalı Abdullah'tan ders almaya devam etti. Hac için Mekke'ye giderken Mısır'dan geçti, Kahire'ye uğradı ve babasının senelerce önce orada bıraktığı yazıları inceleyerek sanatını mükemmelleştirdi. Hac dönüşü Üsküdar'a yerleşti. 1538'de, öğrencilerine ders verdiği sırada, cariyelerinden birinin getirdiği dozu fazla kaçmış bir macunu yedikten sonra öldü ve Karacaahmed'e, babasının yanına gömüldü. Yuvarlak veya dört köşe bir tepsinin dibine pudra şekeri serpilir. Bir tencereye süt, toz şeker ve pirinç unu konur, tel ile orta ateşte karıştıra karıştıra 15 dakika kadar pişirilir. Şekerlenmiş tepsiye boşaltılır ve tekrar orta ateşe konur. 40 dakika kadar çevrilir, altı yakılır ve soğumaya bırakılır. Dört köşe olarak bıçakla kesilir. Bir keski ile kesilen parçalar çıkartılır, yanık tarafı üste gelmek üzere servis tabağına yerleştirilir, üzerine pudra şekeri ve gülsuyu serpilir.     kaynak

Siyonist İsrail



Siyonist İsrail özellikle 2006 yılında Filistinde yapılan seçimlerde Hamasın Gazzede büyük bir başarı kazanmasının ve 2007de yönetime geçmesinin ardından uluslararası hukuk kurallarına tamamen altüst etti.

Ortadoğu'nun gayri meşru çocuğu Siyonist İsrail özellikle 2006 yılında Filistin’de yapılan seçimlerde Hamas’ın Gazze’de büyük bir başarı kazanmasının ve 2007’de yönetime geçmesinin ardından uluslararası hukuk kurallarına tamamen altüst etti. Gazze halkını katletmek için bölgeye siyasi ve ekonomik birçok yaptırım uygulamaya başladı.

Gazze Şeridi’ni “düşman bölge” ilan edip El Kassam’ın, Fosfor bombalarına karşılık attığı tenekeden füzeleri bahane eden İsrail, Hamas yönetimi üzerinde baskı oluşturmak amacıyla Gazze’ye mal ve eşya giriş çıkışının sınırladı. Katil İsrail’in uluslar arası destekçileri tarafından ağır bir şekilde hukuksuz olarak uygulanan ambargo, Gazze’yi eğitimden sağlığa, ekonomiden güvenliğe pek çok sorunun yaşandığı bir açık hava hapishanesine dönüştürdü.

2007 yılında İsrail’in hiç bitmeyen operasyonları ve iç kışkırtmalar sebebiyle Gazze’de yer alan iki güçlü taraf Hamas ve El Fetih- arasında ciddi bir çatışma yaşandı. Olaylarda 200’ü aşkın Filistinli hayatını kaybetti. Seçimlerin galibi olması dolayısıyla yasal olarak bölge yönetiminin başında bulunan Hamas, bu defa uluslararası camianın ekonomik ve siyasi alanda uyguladığı ambargoyla karşı karşıya kaldı.

AMBARGOYLA BİRLİKTE GAZZE’NİN DÜNYAYA AÇILAN SINIR KAPILARI KAPATILDI

Filistin’e özellikle Gazze’ye uygulanan ambargoyla Gazzelilerin dünyayla tüm bağlantısı kesildi. 2008 yılının son aylarına doğru gelindiğinde İsrail, ambargoyla ölüme terk ettiği insanları tamamen yok etmek istercesine, 22 gün süren ‘Dökme Kurşun Operasyonu’nu başlattı. Operasyonda sivil halka karşı kullanımı yasak olan kitle imha silahı beyaz fosfor bombaları kullandı. 17 Ocak 2009 tarihine kadar bölgeye havadan ve karadan düzenlediği saldırılarda 1.500 sivili katletti; ölenlerin çoğunluğu ise nüfusun yarısından fazlasını oluşturan çocuklardı. Saldırılarda 5.000’den fazla kişi yaralandı,4.000’in üzerinde bina yıkıldı, 200.000 ev zarar gördü, 50.000 Gazzeli evsiz kaldı. Hastaneler, camiler, okullar, fabrikalar, iş yerleri ve hatta BM tesisleri yerle bir edildi.

HASTANELER, AMBULANSLAR, OKULLAR VURULDU

Gazze’nin tek üniversitesi olan Gazze İslam Üniversitesi vuruldu. 29 ambulans tahrip edildi. 122 sağlık merkezi vuruldu. Kurtarma ve tedavi hizmetleri engellendi.

280 okul zarar gördü. Saldırılardan etkilenen 9.000 öğrenci tahliye edildi. 164 öğrenci ve 12 öğretmen öldürüldü. 454 öğrenci ile 5 öğretmen yaralandı. Saldırılar boyunca Gazze’de eğitim-öğretim durdu, okullar kapatılmak zorunda kaldı. 1.500 imalathane/fabrika, 31 güvenlik tesisi, 20 cami harap oldu. 400.000 Gazzeli temiz içme suyuna erişemeyecek duruma geldi. Sebze seraları, zeytinlikler ve diğer tarım arazileri büyük zarar gördü.

FOSFOR BOMBALARI KULLANILDI

Gazze’deki tarım alanlarının %60’tan kullanılamaz hâle geldi. İsrail’in saldırılarda orantısız ve sistematik bir güç kullandığı, ağırlaştırılmış metal patlayıcılar (Dense Inter Metal Explosive/DIME) ve fosfor bombası gibi hâlen uluslararası hukuk çerçevesinde herhangi bir düzenlemeye tabi tutulmamış türden imha edici silahlar kullandığı BM İnsan Hakları Konseyi tarafından oluşturulan soruşturma komisyonunca hazırlanan Goldstone Raporu’yla da belgelendi.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

BİR GÜN GELECEK...



YUKARIDAKİ RESME EN GÜZEL CEVABI MERHUM ERBAKAN HOCAMIZ NE GÜZEL VERMİŞ :)

ALLAH İSRAİLİ VE TÜM SİYONİT KAFİRLERİ KAHRETSİN!

Allahım siyonistlere amerika israil ingiltere çin rusya fransa almanya...say say bitmiyor ne çok ürediniz böyle... ALLAH SİZLERE ÖYLE DERTLER VERSİN Kİ İSLAM BELDELERİNİ MÜSLÜMANLARI UNUTTURSUN.. ÖYLE HASTALIKLAR VERSİN Kİ MÜSLÜMANLARDA OLMASIN, ŞİFASI BULUNMASIN..AMİİN

4 Ekim 2013 Cuma

New York Times'dan fitne haritası!.



New York Times'dan fitne haritası!.

Daha önce ABD ordusunun yayımladığı parçalanmış Ortadoğu haritasına bir yenisi daha eklendi. ABD'de yayınlanan New York Times gazetesi Ortadoğu haritasının yeniden çizilebileceğini ve 5 devletten 14 yeni devlet çıkabileceğini iddia eden haritalı bir analize yer verdi.

New York Times sık sık Ortadoğu ile ilgili asılsız analiz ve haberler yayınlanıyor. Bunlara yeni bir Ortadoğu haritası daha eklendi. Harita bilim kurgu filimlerini taş çıkartır cinsten. Baştan aşağı düzmece olan haritayla iddiaya göre Ortadoğu14 ayrı devlete ayrılıyor.

SURİYE – IRAK

‘’Alevistan’’, ‘’Kürdistan’’, ‘’Sünnistan’’, ‘’Şiistan’’ Suriye’nin parçalanmasıyla bu iki ülkenin olduğu coğrafyada en az 4 devlet ortaya çıkabilir. Akdeniz sahili boyunca Lazkiye merkezli bir Arap Alevisi devleti oluşurken, Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi ile Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin birleşimininden, Türkiye’nin Hatay dışında bütün güney sınırı boyunca uzanan Erbil merkezli yeni bir Kürdistan doğacak. Irak’ın güneyinde Basra merkezli yeni bir Şii devleti doğarken, Suriye ve Irak’ın Bağdat ve Şam’ı da içeren sünni vilayetlerinde yeni bir Sünni Arap devleti doğacak. Ancak özellikle Irak’taki parçalanma ihtimali gerçekleşirse kolay gerçekleşebilecek bir parçalanma olmayacağı öngörülüyor. Musul ve Kerkük’te Kürt – Arap, Bağdat ve çevresi konusunda Şii – Sünni savaşı yaşanabilir.

SUUDİ ARABİSTAN

Wright’ın analizine göre Suudi Arabistan’da krallık gelecek prenslere geçtikçe, Suudi öncesi dönemden kalan derin kabile ayrımlarının derinleşerek bölünmeyi başlatma olasılığı gündemde. Bu senaryoya göre ülke, Hürmüz Körfezi bölgesindeki Doğu Arabistan, Hicaz’da Batı Arabistan, Yemen’e yakın bölgede bir güney Arabistan ve kuzeyde bir Kuzey Arabistan kurulacak. Ülkenin orta kesiminde ise Riyad merkezli bir Vehhabi Arabistan oluşacak.

YEMEN

Yakın zaman önce birleşen Yemen, Güney Yemen’deki referandum sonrası yeniden Kuzey ve Güney Yemen diye iki ayrı ülkeye bölünebilir. Bölünme sonrası Güney Yemen tamamıyla Suudi Arabistan’a da katılabilir. Bu durumda, Hint Okyanusu’nun Arap Körfezi’ne doğrudan irtibat kazanacak Suudi Arabistan’ın İran’ın Hürmüz Körfezi’ni kapatma korkusu da yok olacak.

LİBYA

Kabileler arasındaki büyük rekabet ülkeyi parçalanmaya götürebilir. Bu durumda, ülkenin doğuda Bingazi merkezli Sirenakya ve batıda Trablusgarp adlı iki devlete bölünmesi ihtimali var. Hatta, güney batıdaki Fizan da ayrılarak üçüncü bir devlet daha oluşturabilir.

Kur'an-ı Kerim'i bile yaktılar..



Kur'an-ı Kerim'i bile yaktılar..

Arakan'da yaşanan Budist vahşetinden geriye bu görüntüler kaldı.

Myanmar’da Budist terörü tüm vahşetiyle devam ediyor.

Geçtiğimiz gün ülkenin batısında Müslümanlara ait 70’ten fazla ev ateşe verildi.

Polis yetkilisi Kyaw Naing, çatışmaların Thandwe kasabasına 20 km mesafedeki Thabyachaing köyünde yoğunlaştığını belirterek, olaylar sırasında 94 yaşında Müslüman bir kadının, aldığı sayısız bıçak darbeleri yüzünden hayatını kaybettiğini, 70-80 evin ateşe verildiğini söyledi.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Kopan eli karnına diktiler..


Kopan eli karnına diktiler..

Konya'da biber çekerken sol elini bileğinden makineye kaptıran Dilaver Karharman'a (48) sıra dışı bir operasyon yapıldı.

Kopmak üzere olan ve tamamen ezilen sol el, parçalanan kemik, deri ve sinirleri mikroskop altında gerçekleştirilen operasyonla bir araya getirildi. Hastanın "paketleme" yöntemiyle karın bölgesine yerleştirilen eli, derinin 1.5 ayda kendini yenilemesi sayesinde eskisi gibi işlevini yerine getirmesi sağlanacak. Başkent Üniversitesi Konya Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde yapılan operasyonla ilgili bilgi veren Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. İbrahim Çivi, "5.5 saat süren operasyonla, mikroskop altında bütün parmak, damar, sinir ve tendonların yerine yerleştirildi. Kırıklar düzeltilerek, parmaklar yerine oturtuldu. Parmakları besleyen damar tamir edildi. Elin üstünde deri yoktu. Parçalanan yeri; kemikleri, damarları olan bir el haline getirdik. Elin üstünde herhangi bir koruyucu deri yapısı yoktu. 'Ne yapabiliriz' diye düşündük. Karnın sağında bir boşluk oluşturduk. Cilt altı bölgesini kaldırmak suretiyle, eli yenilenme için oraya yerleştirdik" dedi.

“ Gelmez sana bir ziyân bu âşk'tan gönlüm. Cân gitse de korkma, başka bir cândır ölüm. . ” Hz.Mevlana

Siz hangi kültüre bakıyorsunuz?



Siz hangi kültüre bakıyorsunuz?

Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alan Sümela Manastırı’nın tüm heybeti ve ihtişamıyla ‘dünya mirası’ olması için harekete geçti. Özellikle UNESCO Dünya Miras Listesi veya geçici listesinde yer alan kültür mirası örneklerinin restore ettirilmesine büyük önem veren Bakanlık, bu kez Sümela Manastırı’na eğildi.

İlk adım olarak Manastırın şu andaki durumuna ilişkin bir belirleme çalışması yaptırarak arazi ölçümü ve mevcut durum belgelemesini tamamlayan Bakanlık, disiplinler arası ve bütüncül bir bakış açısıyla gerçekleştirilmesi planlanan restorasyon projelerini bekliyor. Proje çalışmaları rölöve, restitüsyon ve restorasyon çalışmaları olarak üç etapta gerçekleştirilecek. Sümela’nın duvarlarındaki fresklerin konservasyonu Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvarı Müdürlüğü’nce gerçekleştirilecek. Manastır tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından dünya literatüründe eşsiz bir yapı olarak geçiyor. Trabzon Maçka’da Altındere Vadisi’nin dik yamaçlarında, deniz seviyesinden bin 150 metre yükseklikte doğal yapı ile bütünleşmiş Sümela restorasyonu için 410 bin TL ödenek ayrıldı. Sümela Manastırı’nın 2012 yılı yerli ve yabancı ziyaretçi sayısı 400 bine yaklaşıyor.


12 Eylül 2013 Perşembe

Bir keçi için tam 3 milyon dolar verdi..!!!



Bir keçi için tam 3 milyon dolar verdi..!!!

işte iş adamının yazdığı çek:

Dünyada insanlar açlıktan ölürken Suudi Arabistanlı bir iş adamı 'temiz bir ırka sahip olan' keçi için tam 3.5 milyon dolar ödedi.

Keçi beslemeye merak birisi olan iş adamının daha önce de yüksek fiyatlara keçiler aldığı bildirildi.

ARAP İŞ ADAMINA SURİYE TEPKİSİ

Haberin Suudi Arabistan gazetelerinde yayınlanmasından sonra birçok Arap, zengin iş adamına tepki gösterdi. "Türkiye, Ürdün ve Lübnan'da 2 milyon Suriyeli çadırlarda yaşarken, böyle bir paranın bir keçiye ödenmesi yazık" yorumları yapıldı.

3 Eylül 2013 Salı

Mısır'da 14 İhvan lideri mahkemeye sevk edildi!.



Mısır'da 14 İhvan lideri mahkemeye sevk edildi!.

Mısır'da Esma el-Bilteci'nin babası Muhammed el-Bilteci'nin de aralarında bulunduğu 14 İhvan lideri ceza mahkemesine gönderildi.

Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) liderlerinden ve Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Başkan Yardımcısı İsam el-Iryan ve Rabiatul Adeviyye Meydanı'nda darbe karşıtı gösteri sırasında öldürülen Esma el-Bilteci'nin babası Muhammed el-Bilteci'nin de aralarında bulunduğu 14 İhvan lideri "halkı şiddete teşvik ve ölüme sebebiyet vermek"suçlamalarıyla ceza mahkemesine sevk edildi.

Mısır devlet televizyonunda yer alan habere göre, Mısır Başsavcısı Hişam Berekat, "Halkı şiddete teşvik etmek ve 5 Aralık 2012'de Cumhurbaşkanlığı Sarayı (El-İttihadiye) önünde anayasa taslağını protesto eden göstericilerin ölümüne sebebiyet vermek" suçlamalarıyla İhvan liderlerinden ve Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Başkan Yardımcısı İsam el-Iryan, Rabiatul Adeviyye Meydanı'nda darbe karşıtı gösteri sırasında öldürülen Esma el-Bilteci'nin geçen Perşembe gözaltına alınan babası Muhammed el-Bilteci'nin de aralarında bulunduğu 14 İhvan liderinin ceza mahkemesine sevkine karar verdi.

Mısır'da ordunun yönetime el koymasının ardından görevinden uzaklaştırılan ülkenin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi de aynı suçlamadan mahkemeye sevk edilmişti.

AA

Televizyon bana zarar veremez diyenler iyi okusun!



Televizyon bana zarar veremez diyenler iyi okusun!

Bildiğiniz gibi Efendi Hazretlerimiz yıllardır televizyon hakkında uyarır. Hatta bu yüzden soruşturma bile geçirmiştir.

Çünkü televizyon kafirlerin, Müslümanların beyinlerini ele geçirmek için kullandıkları bir araçtır. Beyninizi ele geçirirler ve sizi istedikleri gibi yönlendirebilirler. Sizin ahlakınızı, karakterinizi, düşünce yapınızı baştan aşağı değiştirebilirler.

Çevrenizde izlediği bazı filmlerdeki karakterleri taklit edenleri gözlemleyebilirsiniz. Mesela izlediği bir filmdeki karakteri nasıl taklit ettiğini görebilirsiniz.

BANA ZARARI OLMADI Kİ!

Televizyonun zararlarını anlattığımız bazı insanlar “biz faydalı kullanıyoruz(!) bize zararı yok” ya da “sizin kalbiniz fesat” diyebiliyorlar. Onlara diyoruz ki:

”Dışarıda veya etrafınızda açık bir bayan gördüğünüz zaman yadırgıyor musunuz?”

Cevap: “Hayır, neden yadırgayalım ki?” oluyor…

İşte en büyük belaya düçar olmuşsunuz haberiniz yok…

En büyük bela, Allahu Teala’nın yasaklarını, haramlarını benimsemek, yadırgamamak ve vurdumduymaz olmaktır.

Çünkü Peygamber Efendimiz: “Sizden herhangi biriniz bir kِötülük gِördüğünde onu eliyle değiştirsin. Eğer buna güç yetiremezse diliyle değiştirsin. Buna da güç yetiremezse kalbiyle (buğz etsin). Bu ise imanın en zayıf mertebesidir.” (Müslim; Kitabu’l-İman) buyruyor.

Yani bir Müslüman haram gördüğü zaman “olabilir, banane” dememeli onu değiştirmeye çalışmalıdır. Bunun için de eğer gücü yetiyorsa eli ile müdahale etmeli. Yoksa Emri Bİl maruf yapmalıdır. Buna da gücü yetmiyorsa kalbinden buğzetmelidir. 3. şık bile imanın en zayıf mertebesindendir ama imanın bir işaretidir. Bunun dördüncü bir şıkkı yani “banane, olabilir” yoktur. Müslüman böyle olamaz.

İşte televizyon size bunu veriyor… Açık kadınları, haramları ve gayri meşru ilişkileri o kadar çok gözünüze sokuyor ki artık benimsiyorsunuz. Çevrenizde gördüğünüz zaman da yadırgamıyorsunuz.

Eskiden iki gencin bir parkta oturup oynaşması mümkün müydü? Hayır.. En azından birisi uyarır ve edep dersi verirdi. Ama şimdi gelen geçen bakıp geçiyor, kimsenin umurunda değil…

İşte değerli Müslümanlar bizleri bu hale getirdiler… Haramları bizlere benimsettiler. Başımıza gelecek en büyük bela gelmiştir… Allahu Teala yeniden uyanışlar vererek kurtulmayı nasip eylesin…

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı