KUR'AN KERİM BİLGİLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KUR'AN KERİM BİLGİLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2025 Salı

Duha Suresi 5.ayette Cenâb-ı Hak niçin, "sana verecek" demiş de, "Size verecek.." dememiştir?





وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ

Türkçe Okunuşu * Ve lesevfe yu’tîke rabbuke feterdâ


1. Hitap Neden Müfred?

Birinci Soru: Böylesi saadetler mü'minler için de söz konusu olduğu halde, Cenâb-ı Hak niçin, "sana verecek" demiş de, "Size verecek.." dememiştir? 
Buna şu birkaç açıdan cevap verebiliriz:

1) Burada esas maksat, Peygamberdir. Mü'minler ise, ona tabidirler.

2) Bu, "Ben, senin ashabına ikramda bulunduğum zaman, bu, gerçekte sana yapılmış bir ikramdır. Çünkü ben, onların üzerine titremen hususunda senin, onlara yapılan ikramdan duyacağın huzur ve sürürün, bizzat sana yapılacak olan ikramın huzur ve sürürünün üzerine çıkacağı bir noktaya ulaştığını bilmekteyim. İşte bundan dolayı, diğer peygamberler, "İşe, benim mükafaatımla başlarım. Zira benim taatım, ümmetimin taatından önce gelir" anlamında, "Nefsî, nefsî..." derlerken, sen, "Ümmetî, ümmetî..." dersin. Yani, "işe, ümmetimden başlarım.. Zira, benim sevincim, sürürüm, ümmetimin, mükafaata nail olmuş kimseler olarak görmende bulunmadır..." demektir.

3) Sen, buna güzel bir muamelede bulundun, çünkü o kafirler, senin yüzünü yaraladıklarında, sen, "Allahım, sen, kavmimi hidayete ilet; zira onlar gerçeği umuyorlar" dedin. Ama onlar seni, Hendek savaşında namaz kılmaktan alıkoyduklarında ise, "Allahım, bunların karınlarını ateşle doldur.." dedin, böylece, bedenin yüzünde meydana gelen yaraya katlandın, ama, dininin yüzünde meydana gelmiş olan çatlağa, yaraya tahammül edemedik. Çünkü, "dinin yüzü", peygamberin kılacağı "namaz"dır. Böylece de, benim hakkımı, kendi hakkına tercih ettin. İşte, bu sebeple, hiç şüphesiz Ben de, seni üstün tutarak, "Yıllarca namaz kılmayan, veya mani olan kimseyi kafir addetmem. Ama, kim senin kılına dokunur, ya da sana çelme takarsa, bu kimseyi kafir addederim..." derim.

Fareddîn Râzî Tefsirinden Duha suresi 5.ayetin tefsiri

28 Nisan 2022 Perşembe

Kur'an neden yirmi üç senede indirilmiştir; bir defada gönderilemez miydi?


 Kur'an neden yirmi üç senede indirilmiştir; bir defada gönderilemez miydi?

Kur'ân-ı Kerim'in yirmi üç senede indirilmesinde çeşitli hikmetler vardır. Kur'ân-ı Kerim'in nâzil olduğu dönem, insanlığın olgunlaşmaya doğru ilerlediği bir dönemdir. Onun için en son ve en mükemmel Peygamber gelmişti. Onun cemaatinin yapacağı şey, o gün en ileri, en yetişkin seviyeye gelme, ona layık olabilmek idi. 
Halbuki o güne kadar onların yapageldikleri kötü ahlâk ve fena huylar ruh ve damarlarına öylesine işlemişti ki, bunları teker teker söküp atmak; ayrıca yerlerine yüksek ahlakı, güzel huyları getirip yerleştirmek ayrı ayrı işlerdi. Kur'ân bir anda bütün emirleri ile birden gelip onların karşılarına dikilseydi, altından kalkamazlardı.
Günümüzden misâl verecek olursak; bir kısım sigara, içki müptelası veya sokaklarda gezme hastası, yahut kahvede oturma alışkanlığı olan kimseler düşünelim. 
Bunların başlarını kesseniz ve "Arkadaş, kahveye gidersen öleceksin." deseniz, o yine bir takım bahaneler ileri sürerek gidecektir. Çünkü alışageldiği hayat şeklini değiştirmek istemeyecektir. 
"Vücuduna zararlı olan bu sigarayı terk et. Çünkü senin sigara içmen yavaş yavaş intihar etmek gibidir.
Hatta bunu bir hekime anlattırsanız, yâni doktor dese ki: "Sigarada, hiçbir fayda olmadığı gibi, şöyle şöyle, zararları da var." 
Bu adam sigarayı terk etmek için bir hayli tereddüt geçirecektir. Bırakın onu, bildiği halde doktorun kendisi de vazgeçmiyor ya...
Bu örnek tüm alkol de dahil bağımlılık olanlar için geçerlidir. 


Böylesine, insanların huy haline gelmiş ve damarlarına işlemiş âdetleri, kötü ahlakdan binlerceye çıkarınız ve sonra Kur'ân'ın inişindeki zamanın geniş tutulmasını düşününüz...
Evet dikenleri kesip evvela çapa yapıyor, kötü şeyleri tahliye edip temizliyor. Sonra süslemeye başlıyor. Yani kötü huyları onların ruhlarından çıkararak, âli huyları getirip yerleştiriyor ve kısa denecek bir zamanda binlerce iş yapıyor. Buna göre biz, Kur'ân-ı Kerim'in yirmi üç senede indirilmesini çok sür'atli buluyoruz.

Bediüzzaman Hazretlerinin de dediği gibi: "Haydi, yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar! O zâtın o zamana nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi?" İşte, hodri meydan!

15 Nisan 2020 Çarşamba

Kuranı Kerimin Şerefesi ? Kuran ayetlerinin şerefesi?



Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: "Her şeyin bir şerefesi var. Kur'an-ı Kerim'in şerefesi de Bakara süresidir. Bu surede bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin efendisidir: Ayetü'l-Kürsi

Kaynak : Tirmizi, Sevabul-Kur'an 2, (2881)

Açıklama :
Şerefe diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı senâm'dır. en-Nihâye'de bu kelime ile herşeyin en yüksek noktasının zirvesinin ifade edildiği belirtilir.

 Bakara suresinin Kur'ân-ı Kerim'in şerefesi olarak tavsifi, uzunluğundan dolayıdır. 286 ayetle bu hususta başta gelir, dolayısıyla pekçok ahkâma şâmildir. Keza cihâd emri de bu surededir ve elbette bu sebeple de ayrı bir yücelik ve şerefe sahiptir.

 Bakara'da yer alan Ayetü'l-Kürsî de bu surenin şerefini artıran, diğerleri arasında mümtaz bir makama ulaşmasına sebep olan bir âmil olarak ifade edilmektedir.

 Ayetü'l-Kürsî'ye gelince, bu Bakara'nın 255'inci âyetidir. Cenâb-ı Hakk'ı mühim sıfatlarıyla tanıtır. Uzunca bir ayettir. Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm), bu âyeti başka hadisleriyle de övmüştür. Bir hadis şöyle: "Kim farz olan her namazın ardından Ayetü'l-Kürsî okursa ondan sonraki namaza kadar mahfuz kalır." Bu hadis sebebiyle her namazın arkasından tesbihattan önce okunan bu âyetin meâl-i âlisi şöyledir:

 "Allah (o Allah'tır ki) kendinden başka hiç bir ilah yoktur. (O, zâtî, ezelî ve ebedî hayat ile) diridir (bâkidir). Zâtiyle ve kemâliyle kaimdir. (Yarattıklarının her an tedbir ve hıfzında yegâne hâkimdir, herşey onunla kâimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kim imiş? O, (yarattıklarının) önlerindekini arkalarındakini, (yaptıklarını, yapacaklarını, bildiklerini, bilmediklerini, açıkladıklarını, gizlediklerini, dünyalarını, âhiretlerini, hülâsa herşeyini, her şe'nini) bilir. (Mahlukatı) O'nun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi (kabil değil) kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri (kucaklamıştır, o kadar) geniştir. Bunların muhafazası O'na ağır da gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür."

 Ayetü'l-Kürsî hakkında gelen birkaç hadis daha:

 "Kim sabaha çıkınca Âyetü'l-Kürsî ile Hâ-Mim tenzîlü'l-Kitab minallahi'l-Azîzi'l-Alîm suresinin evvelindeki iki âyeti okursa o gün akşama kadar (bela ve kazalardan) mahfuz kalır. Kim de akşama dâhil olunca onları okursa o gece sabahlayıncaya kadar mahfuz olur."

 "Allah'ın en büyük ismi (İsm-i âzamı) -ki Allah, onunla kendisine dua edilince isâbet buyurur, onunla bir şey istenince verir- şu üç suredir: el-Bakara, Âl-i İmrân ve Tâ-Hâ sureleri. Râvi Ebu Ümâme ilâve ediyor: "Ben o ism-i âzam'ı aradım, el-Bakara suresindeki Âyetü'l-Kürsî, Al-i İmrân suresindeki Elif-Lâm-Mim Allahu Lâ ilâhe illâ hüve'lhayyul'lkayyum ve Tâ-Hâ suresindeki: ve anati'lvücûhi li'lhayyi'lkayyûm âyetlerinde (Tâ-Hâ: 20/111) buldum (yâni ism-i âzam Hayy ve Kayyûm isimleridir.)

9 Aralık 2018 Pazar

Kur'an da Allah Kendisinden Bahsederken Ne zaman Biz ya da Ben kelimesini kullanır.


Kur'an'da görürüz ki Allah'ın arşı suyun üzerindedir. Bu çok şaşırtıcı ki Kur'an'da Allah sürekli yağmur yağdırmaktan veya suyun kendisinden bahsetmek istediğinde Kendinden BİZ olarak bahseder.
Başka bir deyişle, Allah (cc) su ile ilişkilendirdiği arşından bahsederken Saltanat terimi 'BİZ'i neredeyse sürekli sudan bahsederken kullanır. 
Bu sadece bir örnek.. Allah(cc) temin ettiğinden her şeyin üzerindeki saltanatından, yaratıcı gücünden bahsederken 'BİZ'i kullandığını görürsünüz. 

O halde soru şu ki 'BEN' kelimesinin kullanıldığını ne zaman görüyorsunuz? 
'BEN' kelimesi Kur'an'da aşırı öfke ya da aşırı merhamet durumlarında kullanılmıştır.
Bu 'BİZ' ve 'BEN' arasındaki ilginç bir ayrıntıdır.

Kur'an'da ne zaman Allah (cc) için 'BİZ' kelimesini görseniz hemen öncesinde ya da sonrasında O'nun için tekil bir kelime görürsünüz. 

Mesela Efendi anlamına gelen 'RAB' kelimesi veya ibadet ve itaat anlamına gelen 'İLAH' kelimesi, ALLAH kelimesi hemen öncesinde ya da sonrasında kullanılır.

Böylece okuyucunun asla 'BİRDEN FAZLADAN MI BAHSEDİYOR?' diye hayal etmesine izin verilmez. Aynı çerçevede Allah için tekil bir kelime kullanılır. Okuyucuya 'BU DÜZ ANLAM DEĞİL, BAŞKA BİR ANLAMI İFADE EDİYOR' mesajı verilir.
Allah'ın saltanatı ya da haşmetinin ifadesi olarak..      




17 Mart 2015 Salı

Kur'an 114 parçadan oluşur..




Suskun YüreğimİLGİNÇ GERÇEKLER
- 09:54



Suskun Yüreğim originally shared:

Kur'an 114 parçadan oluşur. Her parçaya SURE denir..Sure anlamını, SUR kelimesinden alır, yani korunaklı yapı..
Sureler en az 3 ayetten oluşur..Ayet ise, delil işaret, iz anlamlarına gelir..Surelerin ismini bizzat RasulAllah koymuştur..Selam ona olsun..
Kur'an, 4 esas üzerine kurulmuştur..
1-Haramlar helaller
2-Örnekler
3- Menkibeler
4-Müteşabıh,teşbih ayetler..
Kitab'ın neresini açıp okumaya başlarsanız, bu 4 temel başlıktan biri ile karşılaşırsınız..
Ya bir emir ya bir örnek ya bir peygamberin hayatından kesit ya da bir benzetme ile..
Tüm inananların yaşam kılavuzudur o ve her konuda aydınlatıcı bir bilgi bulabilirsiniz Kur'an'da..

1 Şubat 2014 Cumartesi

Mekki ve Medenî Sûreler:



Mekki ve Medenî Sûreler:

Ayet-İ kerimelerin mekkî ya da medenî oluşlarını tayin oldukça kolay ol­makla birlikte aynı kolaylık sûreler için maalesef söz konusu olmamaktadır. Genellikle kısa sûrelerin bir defada bir yerde nazil olduğu düşünülebilirse de uzun ve hattâ yüzlerce âyetten oluşan sûrelerin bir defada ve bir yerde nazil olmuş olmaları mümkün değildir. Buna binaen nüzulü Mekke-i Mükerreme'de başhyarak Medine-i Münevvere'de de âyetleri inmeye devam eden ve Medine-i Münevvere'de inmesi tamamlanan birçok sûre vardır. Sûreleri mekkî ya da me­denî oluşlarında âlimler arasındaki ihtilâf da buradan gelmektedir. Ancak inme­ye başlaması zamanı nazar-i itibara alınarak mekkî-medenî tesbitinde Kur'ân'in 93 sûresinin Mekke-i Mükerreme'de, 21 sûresinin de Medine-i Münevvere'de inmiş olduğunu söylemek mümkündür.

Sûreleri, nazil oldukları tarihe göre şöyle tasnif etmek mümkündür:

a) Mekke devrinin ilk beş senesinde nazil olan sûreler altmış sûre olup şun­lardır: Fatiha (1), Isrâ (17), Kehf (18), Meryem (19), Tâhâ (20), Enbiyâ (21), Kaf (50), Zâriyât (51), Tûr (52), Necm (53), Kamer (54), Rahman (55), Vakıa t 56), Mülk (67), Kalem (68), Hakka (69), Meâric (70), Nûh (71), Cinn (72), Müzzemmil (73), Müddessir (74), Kıyâme (75), İnşân (76), Mürselât (77), Nebe' (78), Nâziât (79), Abese (80), Tekvîr (81), İnfıtâr (82), Mutaffifîn (83), İnşikak (84), Bürûc, 85), Târik (86), Alâ (87), Ğâşiye (88), Fecr (89), Beled (90), Şems (91), Leyi (92), Duhâ (93), İnşirah (94), Tın (95), Atak (96), Kadr (97), Beyyine (98), Zilzâl (99), Adiyât (100), Kâria (101), Tekâsür (102), Asr i 103), Hümeze (104), Fîl (105), Kureyş (106), Mâûn (107), Kevser (108), Kâfirûn (109), Mesed (111), İhlâs (112), Felak (113), Nâs (114).

b) Mekke devrinin ortalarında yani bi'setin 5-10 yıllan arasında nazil olan sûreler on yedi olup şunlardır: Ankebût (29), Rûm (30), Lokman (31), Secde (32), Sebe* (34), Fâtır (35), Yâsîn (36), Sâffât (37), Sâd (38), Zümer (39), Mü'min (öâfır 40), Fussılet (veya Secde 41), Şûra (42), Zuhruf (43), Dühân ı44), Câsiye (45), Ahkâf (46).

c) Mekke devrinin sonlarında yani bu devrenin son üç senesi nazil olan sû­reler on beş olup şunlardır: En'âm (6), A'râf (7), Yûnus (10), Hûd (11) Yûsuf (12), Ra'd (13), İbrahim (14), Hıcr (15), Nahl (16), Hacc (22), Mü'minûn, 23), Fürkan (25), Şuarâ' (26), Nemi (27), Kasas (28).

d) Medine devrinin ilk iki senesi yani hicretin birinci ve ikinci senesi nazil olan sûreler altı olup şunlardır: Bakara (2), Enfal (8), Muhammed (Kıtal 47), Saff (61), Cum'a (62), Teğâbün (64).

e) Hicretin üçüncü ve dördüncü yıllarında üç sûre nazil olmuştur. Bunlar: Alu İmrân (3), Mücâdile (58) ve Haşr (59) sûreleridir.

f) Hicretin 5-8. senelerinde dokuz sûre nazil olmuştur. Bunlar: Nisa' (4), Maide (5), Nur (24), Ahzâb (33), Fath (48), Hadîd (57), Mümtahıne (60), Münâfikûn (63) ve Talâk (65) sûreleridir.

g) Hicretin dokuzuncu ve onuncu yıllarında da şu dört sûre nazil olmuştur: Tevbe (9), Hucurât (49), Tahrîm (66), Nasr (110). [1]

Sûrelerin, sahabe ve tabiûndan gelen nakiller dışında mekkî veya medenî oluşlarını tayinde alimler onlardaki bazı üslûb özelliklerinden de yararlanma yoluna gitmişler ve mekkî sûrelerin ortak özelliklerini şöyle tesbit etmişlerdir:

a) İçinde secde âyeti bulunması.

b) Bakara ve Alu İmrân hariç olmak üzere başında hurûf-ı mukattaa bulun­ması.

c) Bakara hariç içinde Adem ve İblîs kıssasına yer verilmesi.

d) Bakara hariç geçmiş peygamberlerin ve ümmetleri ile mücadelelerinin anlatıldığı kıssalara yer verilmesi.

e) Bazı istisnalarla içinde "Ey insanlar!" hitabı bulunması.

f) İçinde "Kellâ" lâfzı bulunması

g) Muhteva olarak tevhid, nübüvvet, âhiret gibi itikadı konulara yer veril­mesi.

Yine bu kabilden olarak: Hadlerden ve miras paylarından bahseden, Ankebût Sûresi hariç olmak üzere münafıklardan bahseden, bazı istisnalarla birlikte "Ey iman edenler!" hitabı bulunan sûrelerle genel olarak ibadet ve mu­amelâttan, yahudi ve hristiyanların bâtıl inançlarından cinayetlerinden, mukad­des kitapları tahrif etmelerinden bahseden sûreler de medenî sayılabilirler.[2]

* * *

Bu eserin hazırlanmasında el-Kütübü's-Sitte'ye (Dârimi’nin Sünen'i, İmam Malik'in Muvatta'ı ve Ahmed ibn HanbePin MüsnedM ile birlikte el-Kutubu't-Tis'a) ek olarak gerek rivayet ve gerekse dirayet tefsirlerinden büyük bir çoğun­luğu taranmıştır. Bazan müracaat edilen eserler bir yana bırakılacak olursa baş­tan sona taranan eserleri şöylece sıralıyabiliriz:

1. Ebu'l-Hasen Ali ibn Ahmed el-Vâhıdî, en-Neysâbûrî, Esbâbu'n-Nuzûl, Beyrut (Dâru MektebetuH-Hilâl) 1985 (İkinci baskı).

2. Celâluddin Abdurrahman ibn Ebî Bekr es-Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl fî Esbâbi'n-Nuzûl (Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm Tefsîru'l-Celâleyn hamişinde), Kahi­re (el-Mektebetu't-Ticâriyye el-Kubrâ), tarihsiz.

3. İbn Hİşâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, tahkik: Mustafa es-Saka, İbrahim el-İbyârî ve Abdu'l-Hafîz Şelebî, Beyrut (Dâru İhyâi't-Turâsi'l-Arabî, 1391/1971 (Üçüncü baskı).

4. Ebu Abdurrahman Mukbil ibn Hâdî el-Vâdi'î, es-Sahîhu'1-Musned min Esbâbi'n-Nuzûl, Kahire (Mektebetu İbn Teymiyye), 1408/1987.

5. Abdülfettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nüzûl mine's-Sahâbe ve'1-Müfessirîn, Kahire tarihsiz (Birinci Baskı)

6. Ebu Ca'fer Muhammed ibn Cerîr et-Taberî, Câmiu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân, Dâru'l-Ma'rife, Beyrut 1398/1978 (el-Matbaatu'î-Kubrâ el-Emîriyye Bulak-Mıstr 1323 baskısından ofset).

7. el-Hâfız İbn Kesîr, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm, tahkik: Dr. Muhammed İb­rahim el-Bennâ, Muhammed Ahmed Aşûr, Abdu'1-Azîz Guneym, Kahraman yayınları, İstanbul 1985.

8. Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibn Muhammed el-Cevzî el-Kuraşî el-Bağdâdî, Zâdu'l-Mesîr fi Îlmi't-Tefsîr, el-Mektebu'1-İslâmî, Dimaşk ve Beyrut 1385/1965 (Birinci baskı).

9. Abdurrahman ibnu'l-Kemâl Celâluddîn es-Suyûtî, Tefsîru'd-Durru'l-Mensûr fi't-Tefsîri'1-Me'sûr, Dâru'1-Fikr, Beyrut 1409/1988 (İkinci baskı).

lO. Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Ansârî el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye, Beyrut 1408/1988, (Birinci baskı).

11. el-İmam el-Fahr er-Râzî, et-Tefsîru'1-Kebîr, Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye, Tahran tarihsiz.

12. Şihâbuddîn es-Seyyid Mahmûd el-Alûsî el-Bağdâdî, Rûhu'I-Ma'ânî fî TefsîriYl-Kur'âni'l-Azîm ve's-SebYl-Mesânî, İhyâu't-Turâsi'l-Arabî, Beyrut tarihsiz.

13. Nizamuddîn el-Hasen ibn Muhammed en-Neysâbûrî, Garâibu'l-Kur'ân ve Rağâibu'l-Furkân (Taberî Tefsiri kenannda), Kahire, Bulak 1323.

14. Abdurrahman ibn Muhammed ibn Mahlûf es-Seâlibî, el-Cevâhiru'l-Hısân fî Tefsiri'1-Kur'ân, Beyrut tarihsiz,

15. Izzuddîn Ibnu'I-Esîr Ebu'l-Hasen Ali ibn Muhammed el-Cezerî, Usdü'l-öâbe fî Ma'rifeti's-Sahâbe, Tahkik: Muhammed İbrahim el-Bennâ, Muhammed Ahmed Aşûr, Mahmud Abdülvehhâb Fâyid, Kahire, tarihsiz (Dâru'ş-Şa'b neşri).

16. Taberânî, el-Mu'cemu'1-Kebîr, tahkik: Hamdi Abdülmecid es-Selefî, Bağdad 1979.[3]






[1] Kaynak: Ömer Rıza Doğrul. Tanrı Buyruğu Kur'ân-ı Kerimin Tercüme ve Tefsiri, Ahmet Halit Yaşaroglu Kitapçılık ve Kâğıtçılık. C. 1. s. X-XII.


[2] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/8-10.


[3] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/10-11.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Fatihanın nüzul sebebi,Fatiha Nerede İndi?,Fâtiha'yı İndiren Melek:


FATİHA SURESİ

Fatihanın nüzul sebebi hakkında alimler ihtilafa düştüler. Çoğuna göre Kur'an'dan ilk nazil olan sûrelerden biri olarak Mekke'de nazil olmuştur.

1- Ebû Osman Said b. Muhammed b. Ahmed ez-Zahid, dedesinden, o Ebû Amr el-Hıyerî'den, o İbrahim b. el-Haris ve Ali b. Sehl b. el-Muğire'den, onlar da Yahya b. Ebî .Bükeyr'den, o İsrail'den, o Ebû İshak'tan, o da Ebû Meysere'den bize haber verdi:

-"Rasulullah (s.a.v.) ortaya çıktığında kendisine 'Ya Muhammed" diye nida eden bir münadiyi işitti. Sesi işitince korka korka yürüdü. Varaka b. Nevfel de kendisine dedi ki:
-"Nida eden sesi işittiğinde sana ne dediğini işitinceye kadar sağlamca dur." Yine Rasulullah (s.a.v.) görünce -"Ya Muhammed" diye aynı sesi duydu ve
-"emrine hazırım" buyurdu. Seslenen dedi ki:
-"Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahidlik ederim de." Sonra aynı ses O'na Fatiha Sûresi'ni sonuna kadar okudu."

2- Şu haber de Ali b, Ebî Talib'in rivayetidir.

Ebû İshak Ahmed b. Muhammed el-Müfessir, Hasan b. Cafer el-Müfessir'den, o Ebu'l-Hasan b. Muhammed b. Mahmud el-Mervezî'den, o Abdullah b. Mahmud es-Sadi'den, o Ebû Yahya el-Kasrî'den, o Mervan b. Muaviye'den, o A'la b. el-Müseyyib'den, o Fudayl b. Amr'dan, o da Ali b. Ebî Talib'den Ali'nin şöyle dediğini bize haber verdi:

-"Fatiha-i Kitab, Arş'ın altındaki bir hazineden Mekke'de nazil oldu."

3- Bir önceki isnada göre Sa'di'den, o Amr b. Salih'ten, o babasından, o Kelbî'den, o Ebû Salih'ten, o da İbn Abbas'tan şöyle dediğini bize haber verdi:

-"Peygamber (s.a.v.) Mekke'de kaim oldu da "Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim, el-hamdu lillahi Rabbi’l-âlemin" dedi. Bunun üzerine Kureyş: "Allah, ağzını kapatsın" veya bunun gibi birşey söyledi.
Bu haberi Hasan ve Katade söyledi.

4- Mücahid'e göre de Fatiha Medine'de nazil olmuştur.
Hüseyn b. Fadl dedi ki:
"Her alim yanılabilir. Bu da Mücahid'in bir yanılmasidır. Zira o bu sözde yalnız kalmışur. Alimler aksini söylüyorlar. Fatiha'nın Mekke'de nazil olduğuna kesin olarak hüküm veri­lecek delillerden biri de "Andolsun biz sana tekrarlanan yediyi ve yüce Kur’an’ı verdik." âyeti veya Fatiha'dır."

5- Muhammed b. Abdirrahman en-Nahvî, Muhammed b. Ahmed b. Ali el-Hıyerî'den, o Ahmed b. Ali b. el-Müsenna'dan, o Yahya b. Eyyub'dan, o İsmail b. Cafer'den, o el-A'la'dan, o babasından, o da Ebû Hureyre'nin şöyle dediğni bize haber verdi:

-"Ubeyy İbn Ka'b, kendisine Ümmü'I-Kur'an'ı okuduğu esnada Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
-"Hayatım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki Allah bunun bir mislini, ne Tevrat'da, ne İncil'de, ne Zebur'da, ne de Kur'an'da indirmiştir. Şüphesiz o bana veri­len Seb'ul-Mesani (namazın her rekatında tekrar tekrar okunan yedi âyet) ve büyük Kur'an'dır."
el-Hicr Sûresi ittifakla Mekke'de nazil olmuştur. Bu âyet de bu sûrenin içinde­dir. Dolayısıyla Allah Teala Peygamberine Mekke'de bulunurken Fatiha'yı vermekle ih­san edip, sonra da onu Medine'de indirmiştir. Rasulullah (s.a.v.)'ın Fatiha'yı okumaksızın, namaz kılarak Mekke'de on küsur sene yaşadığını söylememiz mümkün değildir. Bu iddia akılların kabul edemeyeceği şeyler cümlesindendir.

Bu sûrenin nüzûlu hakkında âlimler üç görüş zikretmişlerdir:
Birinci görüş: Bu sûre mekkîdır.
1- Salebi, senedi ile, Hz. Ali’nin şöyle dedlğini rivayet etmiştir.
"Fatiha sû­resi, Arşın altındaki hazinelerden inmiştir."
Sa'lebî bu­nun peşi sıra. âlimlerin çoğunun bu görüşte olduğunu söylemiştir.

2- Yine Sa'lebî, senedi ile. Amr b. Şurahbil’in şöyle dediğini rivayet etmiştir.
"Kur'ân’dan ilk nazil olan Fatiha Sûresı'dir."

3- (Vahyin başlangıcında) Hz. Peygam­ber (s.as.), Hz- Hatîce (r.a.)’ye gizlice şöyle dedi:
"Bana bir şeyin karışmasından (yani aklıma bir halel gelmesinden) endişeleniyorum." Bunun üzerine, Hz. Hatice,
"O nedir?" dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle dedi:
"Yalnız kaldığımda, "oku" diye bir ses duyuyorum." Sonra Hz. Peygamber Varaka b. Nevfel'e gitti ve bu du­rumu ondan sordu da, O, Peygamber (s.a.s.)'e şöyle dedi:
"Sana ses geldiğinde dur." Böylece Cebrail (a.s.), Hz. Rasûl'e geldi ve O’na “Bismillahirrahmanirrahim, el-hamdulillahi Rabbi’l-‘alemîn” dedi.

4- Sa'lebî, senedi ile birlikte, Ebu Sâlih'den, O'nun da İbn Abbas (r.a.)dan rivayet ettiğine göre, İbn Abbas (ra.) şöyle demiştir:
“Hz. Peygamber (s.a.s.) kalktı ve hemen “Bismillahirrahmanirrahim” dedi. Bunun üzerine Kureyşlıler,
"Allah ağ­zını kırsın" dediler.”

İkinci görüş: Bu sûre. Medîne'de nazil olmuştur.
1- Sa'lebî senedi iıe birlikte, Mücâhid'den, şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Fatiha Sûresi, Medîne'de nazil oldu."
2- El-Hüseyin b. El-Fadl şöyle demiştir: "Her âlimin bir hatası olur. Bu da Mücâhid’in hatasıdır Zira âlimler bu görüşün aksini söylemiştir." Buna iki şey delâlet eder,
Birincisi: Hicr Sûresi, ittifakla Mekkîdir. Fatiha Sûresi'ni gösteren ayeti de Hicr Sûresi'ndedir. (Ayet, 87). Bu da gösterir ki, Allah Teâlâ, Peygamberımız (s.a.s.)'e bu sûreyi Hicr Sûresi'nden önce vermiştir.
İkincisi: Hz. Pey­gamber (s.a.s.)'in, Fatiha Sûresi olmaksızın, Mekke'de on küsur sene kaldığını söy­lemek doğruluktan uzak bir görüştür,
Üçüncü görüş: Bazı âlimler, bu sûrenin bir kere Mekke'de, bir kere de Medîne'de nazil olduğunu söylemişlerdir. Buna göre Fatiha Sûresi hem Mekkî, hem de Medenîdir. Bundan dolayı Cenâb-ı Allah, onu "Mesânî" diye isimlendirmiştir. Çünkü, bu sûreyi iki defa indirmiştir. Bu durum da ancak bu sûrenin ne kadar şerefli olduğunu gösterir.

Fatiha Nerede İndi?

Bu sûre Mekke'de mi inmiştir yoksa Medine'de mi inmiştir hususunda mü-fessirler farklı görüşlere sahiptir. İbn Abbas, Katâde, Ebu'l-Aliye er-Riyahi -ki adı Rufey'dir- ve başkaları: Bu sûre Mekke'de inmiştir, derler. Ebû Hurey-re, Mücâhid, Atâ b. Yesâr, ez-Zührî ve başkaları, Medine'de inmiştir, derler.
Yarısı Mekke'de, yarısı da Medine'de indiği de söylenmiştir. Bu görüşü Ebu'1-Leys Nasr b. Muhammed b. İbrahim es-Semerkandî kendi tefsirinde nak­letmektedir. Birincisi ise daha sahihtir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: "Andolsun ki biz sana tekrarlanan yediyi ve şu büyük Kur'ân'ı verdik." (el-Hicr, 15/87) (Bu âyetin yer aldığı) Hicr sûresinin Mekke'de indiği ise ic-ma ile kabul edilmiştir. Yine namazın Mekke'de farz kılındığı hususunda bir görüş ayrılığı yoktur. İslâm tarihi boyunca "elhamdülillahi rabbi'l âlemin (di­ye başlayan Fatiha sûresi)" okunmaksızın bir namaz kılındığına dair bir ha­ber nakledilmemektedir. Buna da Hz. Peygamber'in: "Fâtihatü'l-Kitab okun­madıkça hiçbir namaz olmaz" buyruğu delildir. Bu ifade, hükmü haber ver­mektedir. Yoksa olan bir şeyin haberi değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Kur'ân'dan İlk Nazil Olan Buyruklar: Kadı İbnü't-Tayyib Kur'ân-ı Ke-rim'den ilk olarak hangi buyrukların nazil olduğu hususunda görüş ayrılık­larını nakletmektedir. İlk nazil olan sûrenin "el-Müddessir" olduğu söylen­diği gibi, İkra sûresi olduğu da söylenmiştir, Fatiha sûresi olduğu da söylen­miştir. Beyhaki, "Delailü'n-Nübüvve" adlı eserinde Ebu Meysere Amr b. Şe-rahbil'den şunu nakletmektedir: Rasulullah (s.a) Hz. Hadice'ye şöyle dedi: "Yalnız kaldığımda bir ses işittim. Allah'a yemin ederim bunun hoşa gitme­yen bir iş olacağından korktum." Hz. Hadice şöyle dedi: Bundan Allah'a sı­ğınırım. Allah, sana böyle birşey yapılmasına izin vermez. Allah'a yemin ede­rim sen şüphesiz emaneti yerine getirirsin, akrabalık bağına riâyet edersin ve doğru söz söyleyen bir kimsesin.
Rasulullah (s.a)'ın bulunmadığı bir sırada Ebu Bekir (r.a) eve gelir ve Hz. Hadice, Hz. Peygamber'in kendisine neler söylediğini ona anlatır ve devam­la şöyle der: Ey Atik, Muhammed ile Varaka b. Nevfel'in yanına git. Rasulul­lah (s.a) yanlarına girdiğinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Peygamber'in elinden tu­tar ve şöyle der: Seninle birlikte Varaka'ya gidelim. Hz. Peygamber ona: "Sa­na durumu kim haber verdi?" diye sorunca Hz. Ebu Bekir: Hadice dedi. İki­si birlikte Varaka'nın yanına gittiler ve durumu ona anlattılar. Bu arada Hz. Peygamber şöyle dedi: "Yalnız kaldığım sırada arkamdan ya Muhammed, ya Muhammed diye birisinin seslendiğini işitiyorum, ben de kaçmaya koyulu­yorum." Varaka: Hayır, böyle yapma, dedi. Bu sesi işittiğin takdirde, sana ne söyleyeceğini işitmek üzere yerinde dur, sonra yanıma gel bana durumu bil­dir. Hz. Peygamber yalnız kaldığı sırada ona: Ya Muhammed, diye seslenil­di. Bil ki: "Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla, hamd alemlerin rabbi Al­lah'a mahsustur..." buyruğunu "sapanlarınkine değil" buyruğuna kadar ya­ni sûrenin sonuna kadar inzal buyurdu. "La ilahe illellah" de. Daha sonra Hz. Peygamber Varaka'ya gitti ve bu durumu ona anlatınca Varaka ona şöyle de­di: Sana müjdeler olsun, sana müjdeler olsun. Ben tanıklık ederim ki Meryem oğlu İsa'nın geleceğini müjdelediği kişi sensin. Musa'ya gelen Namus (vahy)'ın benzeri sana da gelmiştir. Sen Rasûl bir peygambersin. Bundan son­ra sana cihad emri verilecektir. Bu emir sana geldiği takdirde ben hayatta olur­sam şüphesiz seninle birlikte senin yanında cihad ederim. Varaka vefat et­tiğinde Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: "Andolsun o keşişi, cennette üzerin­de ipek elbiseler bulunduğu halde gördüm. Çünkü, 9 bana iman etti ve be­ni tasdik etti." Hz. Peygamber bu sözleriyle Varaka'yı kastediyor. el-Beyha-ki (Allah ondan razı olsun) der ki, bu (hadisin senedi) munkaü'dır. Eğer ger­çekten mahfuz bir rivayet ise bunun Hz. Peygamber'e: "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (el-Alak, 96/1) buyruğu ile "Ey örtülerine sarılıp bürünmüş olan" (el-Müddessir, 74/1 )buyruğunun nüzulünden sonra meydana gelmiş bir ola­ya dair bir haber olma ihtimali vardır.

3- Fâtiha'yı İndiren Melek:

İbn Atiyye der ki: Bazı ilim adamları, Hz. Cebrail'in el-Hamd (Fatiha) sû­resini indirmediğini sanmışlardır. Buna sebep ise Müslim tarafından kayde­dilen İbn Abbas'tan şöyle dediğine dair rivayettir: Hz. Cebrail Peygamber (s.a)'ın yanında oturuyor iken üst taraftan bir ses işitti. Başını kaldırdı ve şöy­le dedi: Bu, şu ana kadar açılmamış ve bugün açılan semadaki bir kapıdır. O kapıdan bir melek indi, bunun hakkında da şöyle dedi: Bu, şu güne ka­dar nazil olmamış ve ilk olarak bugün yeryüzüne nazil olan bir melektir. Bu melek selam verip şöyle dedi: Senden önce hiçbir peygambere verilmemiş ve sana verilen iki nurun müjdesini sana getiriyorum. Bunlar, Fâtihatü'1-Kİ-tab ile Bakara sûresinin son âyetleridir. Bu sûrelerden okuduğun her bir har­fin mutlaka karşılığı sana verilecektir.
İbn Atiyye der ki: Ancak bu durum sözü geçen ilim adamının zannettiği gibi değildir. Bu hadis-i şerif, Hz. Cebrail'in Peygamber (s.a)'e sözü geçen me­lekten daha önce gelmiş olduğunu, o meleğin gelişini ve onunla birlikte na­zil olacak olanı haber vermek üzere geldiğini göstermektedir. Buna göre Hz. Cebrail, bu sûrenin indirilişinde ortak hareket etmiş olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Derim ki: Hadisin zahiri Hz. Cebrail'in Peygamber (s.a)'e bu konuda herhangi bir bilgi vermediğini göstermektedir. Bizler bu âyetin nüzulünün Mekke'de olduğunu önceden açıklamış bulunuyoruz. Hz. Cebrail, yüce Al­lah'ın şu buyruğu sebebiyle bu sûreyi indirmiş bulunmaktadır: "Onu emin olan ruh indirmiştir." (eş-Şuara, 26/93) İşte bu buyruk, Hz. Cebrail'in bu sûre­yi indirdiğini göstermektedir. Çünkü bu âyet-i kerime, bütün Kur'ân-ı Kerim'in Hz. Cebrail tarafından indirilmiş olmasını gerektirir. Böylelikle Hz. Cebrail bu sûrenin okunuşunu Mekke'de indirmiş olup. Medine'de de bunun sevabı­nı belirtmek üzere sözü geçen melek tarafından indirilmiş olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Bu sûrenin Mekkî ve Medenî olduğu Hz. Cebrail tarafından iki defa indi­rildiği de söylenmiştir. Bunu es-Sa'lebi nakletmiştir. Ancak bizim sözünü et­tiğimiz şekil daha uygundur. Çünkü Kur'ân-ı Kerim ile Sünnet-i seniyyede-ki haberlerin arası böylece telif edilmektedir. Hamdimiz Allah'adır, minnet duygularımız O'nadır.

Hz. Muhammed'in peygamberliğinin ilk yıllarında Mekke'de nazil olduğu hususunda ittifak vardır. Kaynaklarda nüzul sebebiyle ilgili özel bir olay yoktur. Mushafın baş tarafına konmak üzere vahyedilmiştir; Kur'an'in hem bir mukaddi­mesi hem de özeti gibidir. Ayrıca her müminin kıldığı namazın bütün rek'atlarında rabbi ile konuşurcasına okuması ve bu sayede O'na yaklaşması murat edilmiş­tir.

Bedr Sûresi de denilir. Hangi suredir?


Büyük bir kısmı Bedr Gazvesi hakkında ve Bedr Gazvesi esnasında nazil olduğu için Bedr Sûresi de denilir. Hangi suredir?
Mushaf'taki sıralamada sekizinci, iniş sırasına göre seksen sekizinci sûredir. Bakara sûresinden sonra, Âl-i îmrân'dan önce inmiştir.
CEVAP : Enfâl Sûresidir.. Medine'de hicretin ikinci senesi nazil olmuştur. Sûre Me­dine'de, Bakara'dan sonra ikinci sırada gelmeye başlamış, fakat araya başka sûre­lerin bazı âyetlerinin nüzulü de girmiştir.

11 Haziran 2013 Salı

Ankebut69.ESBAB-I NUZÜL Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette yollarımıza iletiriz. Şüphesiz ki Allah muhsinlerle beraberdir.




 وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ

Ankebut69.ESBAB-I NUZÜL
 Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette yollarımıza iletiriz. Şüphesiz ki Allah muhsinlerle beraberdir.

Katâde'den rivayette o şöyle anlatıyor: İman ettikleri halde Mekke-i Mükerreme'de kalan bazı kimseler hakkında "Elif Lâm Mîm. Yoksa insanlar, inandık, demeleriyle bırakılıverileceklerini ve kendilerinin denenmiyeceklerini mi zannettiler?" âyet-i kerimeleri nazil olunca bu mü'minler, Hz. Peygamber (sa)'in bulunduğu Medine-i Münevvere'ye hicret etmek üzere yola çıktılar. Ancak müşrikler bunları yakalayıp tekrar Mekke-i Mükerreme'ye dönmeye mecbur ettiler. Bu döndürülmeleri üzerine yine onlar hakkında inen âyeti Medine'deki arkadaşları onlara yazıp gönderince bu sefer yine hicret için yola çıktılar ve peşlerinden yetişen müşriklerle savaştılar; içlerinden kimisi öldürülürken bir kısmı da kurtuldu. İşte bunun üzerine "Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette yollarımıza iletiriz..." âyet-i kerimesi nazil oldu.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Gıybet ne demektir? Ayet ve Hadis ile



Onun hakkında söylediğin onda varsa gıybet, onda yoksa iftiradır bunu unutmayalım..

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ ۖ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا ۚ أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۚ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَحِيمٌ



Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

(Hucurat Suresi 12. ayet-i kerime)




Gıybet ne demektir?

Gıybetin çeşitleri nelerdir?
Hangi hallerde gıybet edilmiş olur?
Gıybet; hazır olmayan birisinin aleyhine konuşmak,
arkadan çekiştirmek, birisinin gıyabında hoşuna gitmeyen
bir şey söylemek demektir.
Gıybet; “Kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anmandır”

Resulullah (asm) bir gün ashaba sordular:
“Gıybet nedir bilir misiniz?” Ashab:
“Resulullah (asm) daha iyi bilir.” dediler. Resulullah (asm) da:
“Kardeşinin (işittiğinde) hoşuna gitmeyecek şeylerle insanların
yanında bahsini yapmandır.” Sahabelerden birisi:

“Dediğim o (nâhoş) şeyler, kardeşimde varsa, ne buyurursunuz?” dedi. Resulullah (asm) şu açıklamayı yaptılar:
“Söylediklerin eğer onda varsa, onu (sadece) gıybet etmiş olursun.
Ama eğer bahsettiğin yoksa (sadece gıybet günahıyla kalmazsın)
ona iftira etmiş olursun.”

(Ebu Davud, Tirmizi, Müslim, Nesai)

7 Şubat 2013 Perşembe

Gayemiz




Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk olsun! İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Âl-i İmran 104

Allah-u Teâlâ yine şöyle buyuruyor:

“Siz, insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz...”

Âl-i İmran 110

Allah-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

“Asra andolsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”

Asr 1, 2, 3

Allah-u Teâlâ başka bir ayette de şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah’tan korkun! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unuttukları için, Allah’ın da kendilerini, unutturduğu kimseler gibi de olmayın! İşte onlar fasıkların ta kendileridir! Cehennemlikler ile cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler, muradlarına erenlerin ta kendileridir.”

Haşr 18, 20

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin! Eğer ona gücü yetmezse diliyle onu değiştirsin! Eğer ona da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin! Bu ise imanın en zayıfıdır.”

Müslim 49/78

Huzeyfe bin el-Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız. Ya da Allah Kendi indinden bir azap gönderir ki, sonra o azabı kaldırması için Allah’a dua edersiniz de size icabet olunmaz...’ buyurdu.”

Ahmed 5/388, Tirmizi 2259, Begavi 4154, Albânî Sahihu’l-Cami 7070

Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Yaşayanların amelinden üç tanesi ölülerin lehine ecir olarak devam eder:

1) Arkasından kendisine dua eden salih bir nesil bırakan kimse. Onların duası o kimseye ecir olarak yazılır.

2) Faydası devamlı olan bir sadaka yapan kimse. Bu şahsın sadakası onun faydası devam ettiği müddetçe ölümünden sonra kendisine ecir olarak yazılmaya devam eder.

3) İlim öğreten kimsenin ecri de o ilimle amel edildiği sürece amel edenlerin ecrinden bir şey noksanlaşmaksızın o kimseye yazılmaya devam eder,’ buyurdu.”

Tabarani Mucemu’l-Kebir 6181, Albânî Sahihu’l-Cami 888

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kendi nefsini unutarak insanlara hayır öğreten âlimin örneği, insanları aydınlatmak için yanan kandil gibidir.”

Tabarani Mucemu’l-Kebir 1681, Albânî Sahihu’l-Cami 5837

İşte bu Ayetler ve Sahih Hadisler ışığında “GAYEMİZ” insanlara iyiliği emredip, kötülükten men etmektir! Birde öldükten sonra amel defterimizin kapanmamasını istiyorsak, insanlara ilim öğretmemiz gerekir. Bununla beraber insanlara iyiliği emredip kötülüğü yasakladığımız halde kendimiz bunları yapmazsak aşağıdaki Sahih Hadisin muhatabı oluruz ki; bundan da Allah’a sığınırız.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyamet günü bir adam getirilir ve ateşin içine atılır. Ateşin içinde bağırsakları dışarıya dökülür. Bu sebeple o kimse bağırsaklarının etrafında eşeğin değirmen etrafında döndüğü gibi döner.

Bunun üzerine ateş ahalisi onun etrafına toplanırlar ve:

−Ey falan, senin bu halin nedir derler, sana ne oldu. Sen bize iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklar değil miydin derler.

O kimse:

−Evet, ben size iyiliği emrederdim ancak onu kendim yapmazdım. Ben size kötülüğü yasaklardım ve onu kendim yapardım diye karşılık verir.”

Ahmed 21843, Buhari 3065, Müslim 2989/51, Albânî Sahihu’l-Cami 8022

Ayetlerle Cehennemden Manzaralar




1) “...Elleri boyunlarına bağlı olarak onun cehennemin dar bir yerine atıldıkları vakit...”
Furkan 13

2) “Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Rasule itaat etseydik.’ derler.”
Ahzab 66

3) “...İnkar edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir...”
Hac 19, Mü’min 72, Duhan 48

4) “...Bağırsakları parça parça eden kaynar su ve irin içecekler...”
Muhammed 15, İbrahim 16, 17, Sad 57, Vakıa 54, 55, 93, Nebe 25, Ğaşiye 5

5) “Hiç şüphesiz nezdimizde onlar için hazırlanmış boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap vardır.”
Müzzemmil 12, 13

6) “Orada bir serinlik ya da bir içecek tatmazlar.”
Nebe 24

7) “Onların üstlerinde ve altlarında ateşten tabakalar vardır...”
Zümer 16

8) “Şüphesiz zakkum ağacı günahkârların yemeğidir. O, karınlarında maden eriyiği gibi suyun kaynaması gibi kaynar.”
Duhan 43, 46, Vakıa 52, 56

9) “Karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.”
Hac 20

10) “Bir de onlar için demir kamçılar vardır.”
Hac 21

11) “Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler...”
Hac 22

12) “Kuru dikenden başka yiyecekleri yoktur.”
Ğaşiye 6

13) “Ateş yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar.”
Mü’minun 104

14) “Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman oracıkta yokoluvermeyi isterler.”
Furkan 13

15) “...Orada yaşamak ve ölmek yoktur...”
Ta-Ha 74, İbrahim 17, Furkan 13, 14, Fatır 36, A’la 13

16) “...Onlar orada işitmezler.”
Enbiya 100

17) “O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz. O da’ Daha var mı?’ der.”
Kaf 30

Ayetlerle Cehennem Kim İçin Hazırlanmıştır?




1) “Allah’a ortak koşanlar.”
Gafir 73, 76

2) “Allah’a ve Rasulüne asi olanlar.”
Nisa 14

3) “Ahireti inkâr edenler.”
A’raf 44, 45

4) “Ayetleri yalanlayan ve büyüklenerek onlardan yüz çevirenler.”
A’raf 36

5) “Allah’a ibadetten yüz çevirenler.”
Gafir 60

6) “Kitabı ve Rasullere gönderileni yalanlayanlar.”
Gafir 70

7) “Allah yolundan alıkoyanlar.”
A’raf 45

8) “Kâfirler.”
Âl-i İmran 12

9) “Kıyameti inkâr edenler.”
Furkan 11

10) “Cehennemi yalanlayan fasıklar.”
Secde 20

11) “Din hesap gününü inkâr edenler.”
Müddessir 46

12) “Büyüklük taslayanlar.”
Zümer 60

13) “Müsrifler ölçüyü taşıranlar.”
Gafir 43

14) “Büyük günah işlemekte direnenler.”
Vakıa 46

15) “Mal toplayıp sayan ve malının kendini ebedi kılacağını sananlar.”
Hümeze 2, 3

16 “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlar.”
Tevbe 34

17) “Yeryüzünde haksız yere şımaranlar ve böbürlenenler.”
Gafir 75

18) “Allah yolunu eğip bükmek isteyenler.”
A’raf 45

19) “Zalimler.”
A’raf 41

20) “Azgınlar.”
Sad 55

21) “Dalalet üzere olan atalarını takip edenler.”
Saffat 69, 70

22) “Arkadan çekiştirip yüze karşı eğlenenler.”
Hümeze 1

23) “Yoksulu doyurmayanlar.”
Müddessir 44

24) “Batıl ve boş işlerle uğraşanlar.”
Müddessir 45

25) “Namaz kılmayanlar.”
Müddessir 43

Cehenneme Girecek 25 Kişi



1) “Allah’a ortak koşanlar.”

Gafir 73, 76

2) “Allah’a ve Rasulüne asi olanlar.”

Nisa 14

3) “Ahireti inkâr edenler.”

A’raf 44, 45

4) “Ayetleri yalanlayan ve büyüklenerek onlardan yüz çevirenler.”

A’raf 36

5) “Allah’a ibadetten yüz çevirenler.”

Gafir 60

6) “Kitabı ve Rasullere gönderileni yalanlayanlar.”

Gafir 70

7) “Allah yolundan alıkoyanlar.”

A’raf 45

8) “Kâfirler.”

Âl-i İmran 12

9) “Kıyameti inkâr edenler.”

Furkan 11

10) “Cehennemi yalanlayan fasıklar.”

Secde 20

11) “Din hesap gününü inkâr edenler.”

Müddessir 46

12) “Büyüklük taslayanlar.”

Zümer 60

13) “Müsrifler ölçüyü taşıranlar.”

Gafir 43

14) “Büyük günah işlemekte direnenler.”

Vakıa 46

15) “Mal toplayıp sayan ve malının kendini ebedi kılacağını sananlar.”

Hümeze 2, 3

16) “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlar.”

Tevbe 34

17) “Yeryüzünde haksız yere şımaranlar ve böbürlenenler.”

Gafir 75

18) “Allah yolunu eğip bükmek isteyenler.”

A’raf 45

19) “Zalimler.”

A’raf 41

20) “Azgınlar.”

Sad 55

21) “Dalalet üzere olan atalarını takip edenler.”

Saffat 69, 70

22) “Arkadan çekiştirip yüze karşı eğlenenler.”

Hümeze 1

23) “Yoksulu doyurmayanlar.”

Müddessir 44

24) “Batıl ve boş işlerle uğraşanlar.”

Müddessir 45

25) “Namaz kılmayanlar.”

Müddessir 43

30 Mart 2012 Cuma

Kur’ân-ı Kerim’de "nikâh" kelimesi, türevleriyle birlikte 23 yerde geçer

Kur’ân-ı Kerim’de "nikâh" kelimesi, türevleriyle birlikte 23 yerde geçer.[21] Karı-koca -eş-anlamındaki "zevc-zevce" kelimeleri ise Kur'an'da 81 yerde zikredilir.[22] Bütün bunlar, Kur'an'ın nikâha, aile hayatına verdiği önemi gösterir. Nice konuları kısaca izah eden, bazı farz ve haramları bir-iki âyetle belirten Kur'an, aile hayatı, geçim, eşlerin birbirine ve çocuklarına karşı haklarını, görevlerini, birbirleriyle ilişkilerini uzun uzun ele almış ve yuvanın huzuru için gerekli prensipleri tafsilâtlı şekilde açıklamıştır.

[21] "Nikâh" Kelimesinin Geçtiği Âyetler (23 Yerde): 2/Bakara, 221, 221, 230, 232, 235, 237; 4/Nisâ, 3, 6, 22, 22, 25, 25, 127; 24/Nûr, 3, 3, 32, 33, 60; 28/Kasas, 27; 33/Ahzâb, 49, 50, 53; 60/Mümtehıne, 10.

[22] "Zevc-Zevce" Kelimesinin Geçtiği Âyetler (81 Yerde): 2/Bakara, 25; 35, 102, 230, 232, 234, 240, 240; 3/Âl-i İmrân, 15; 4/Nisâ, 1, 12, 20, 20, 57; 6/En'âm, 139, 143; 7/A'râf, 19, 189; 9/Tevbe, 24; 11/Hûd, 40; 13/Ra'd, 3, 23, 38; 15/Hicr, 88; 16/Nahl, 72, 72; 20/Tâhâ, 53, 117, 131; 21/Enbiyâ, 90; 22/Hacc, 5; 23/Mü'minûn, 6, 27; 24/Nûr, 6; 25/Furkan, 74; 26/Şuarâ, 7, 166; 30/Rûm, 21; 31/Lokman, 10; 33/Ahzâb, 4, 6, 28, 37, 37, 37, 50, 50, 52, 53, 59; 35/Fâtır, 11; 36/Yâsin, 36, 56; 37/Sâffât, 22; 38/Sâd, 58; 39/Zümer, 6, 6; 40/Mü'min, 8; 42/Şûrâ, 11, 11, 50; 43/Zuhruf, 12, 70; 44/Duhân, 54; 50/Kaf, 7; 51/Zâriyât, 49; 52/Tûr, 20; 53/Necm, 45; 55/Rahmân, 52; 56/Vâkıa, 7; 58/Mücâdele, 1; 60/Mümtehıne, 11, 11; 64/Teğâbün, 14; 66/Tahrîm, 1, 3, 5; 70/Meâric, 30; 75/Kıyâme, 39; 78/Nebe', 8; 81/Tekvîr, 7.

24 Şubat 2011 Perşembe

SURELERİN İSİM VE ANLAMLARI

Kur’an-ı Kerim sureleri isimlerini genellikle kabul edildiği şekliyle, sure içinde anlatılan bir olaydan, bir kavramdan, bir peygamber isminden ve benzeri bir durumdan dolayı almıştır. Sure isimleri genellikle Arapça orijinal isimleri ile anıldıklarından çoğu zaman ne manaya geldiklerine dikkat edilmemektedir. Toplam 114 adet olan Kur’an-ı Kerim sure isimlerinin Türkçe karşılıklarını şu şekilde göstermek mümkündür:

1-Fatiha: Açılış Suresi, Kur’an-ı Kerim’in başlangıç suresi olduğundan bu adı almıştır.
2-Bakara: İnek Suresi, 67-71. ayetlerinde Yahudilere kesilmesi emredilen inekten söz edildiği için bu ismi almıştır.
3-Ali İmran: İmran Ailesi Suresi, İmran ailesinden bahsedildiğinden bu adı almıştır.
4-Nisa: Kadınlar Suresi, Pek çok ayetinde kadınların haklarından bahsedildiği için bu adı almıştır.
5-Maide: Ziyafet (Sofra) Suresi, 112. ve 114. ayetlerinde Hz. İsa’nın ’tan istediği sofradan söz edildiğinden bu adı almıştır.
6-En’am: Davar Suresi, Arapların hayvanlara uyguladıkları bazı gelenekler kınandığı için bu adı almıştır.
7-Araf: Orta Yer Suresi, 46. Ayette yer alan cennet ve cehennem arasındaki orta yer bölgesindeki insanlardan bahsedildiği için bu adı almıştır.
8-Enfal: Ganimetler Suresi, Savaş ganimetlerinin durumundan bu adı almıştır.
9-Tevbe: Tövbe Suresi, ismini 104. ayetinde yer alan ’ın, tövbeleri çokça kabul ettiği, çokça bağışladığının ifade edilmesinden alır.
10-Yunus: Yunus Suresi, Hz. Yunus ve kavminden bahsedildiği için bu adı almıştır.
11-Hud: Hud Suresi, Hz. Hud’un hayatı anlatıldığı için bu adı almıştır.
12-Yusuf: Yusuf Suresi, Hz. Yusuf’un hayatı anlatıldığı için bu adı almıştır.
13-Rad: Gök Gürültüsü Suresi, 13. ayetinde gök gürültüsünün ’ı tesbih edip yücelttiği anlatıldığından bu adı almıştır.
14-İbrahim: İbrahim Suresi, 35-41. ayetlerinde Hz. İbrahim’in yaptığı dua anıldığından bu adı almıştır.
15-Hicr: Hicr Suresi, adını 80-84. ayetlerinde bahsedilen bir yer adı olan Hicr’den almıştır.
16-Nahl: Arı Suresi, 68-69. ayetlerinde ’ın balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve çardaklardan evler edinmesi emrinden dolayı bu adı almıştır.
17-İsra: Gece Yürüyüşü Suresi, ’ın Hz. Muhammed’i gecenin bir vaktinde ayetlerinden bir kısmını göstermek üzere Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksaya yürütmesinde almıştır ismini.
18-Kehf: Mağara Suresi, 9-27. ayetlerinde putperest kavimlerinden kaçıp mağaraya gizlenen bir grup gencin hikayesi anlatıldığından dolayı bu ismi almıştır.
19-Meryem: Meryem Suresi, Hz. Meryem’den bahsedildiği için bu ismi almıştır.
20-Ta-Ha: Ta-Ha Suresi, ismini surenin başında yer alan Ta ve Ha harflerinden almıştır.
21-Enbiya: Peygamberler Suresi, ağırlıklı olarak peygamberlerden söz edildiğinden bu adı almıştır.
22-Hac: Hac Suresi, Hac ibadetinden bahsedildiğinden bu adı almıştır.
23-Müminun: İnananlar Suresi, İnananların başarıya ulaşacaklarından bahsedildiğinden bu adı almıştır.
24-Nur: Işık Suresi, ismini 35. ayetinde yer alan ve ’ın nurunu tasvir eden ayetten alır.
25-Furkan: Ayırıcı Suresi, ismini 1. ayetinde geçen hakkı batıldan ayıran manasındaki Furkan kelimesinden alır.
26-Şuara: Şairler Suresi, 224. ayetinde şairlerden söz edildiği için bu adı almıştır.
27-Neml: Karınca Suresi, ismini 18. ayetinde Hz. Süleyman’ın ordusunu görünce yoldan çekilen karıncalardan almıştır.
28-Kasas: Tarihi Vakalar Suresi, İsmini 25. ayetinde geçen kasas kelimesinden alımıştır.
29-Ankebut: Dişi Örümcek Suresi, 41. ayetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiğinden bu adı almıştır.
30-Rum: Romalılar Suresi, ismini 1. ayetinde Persliler ile yapılan savaşta yenilgiye uğrayan Romalıların yakında gelip geleceğinin ifade edilmesinden almıştır.
31-Lokman: Lokman Suresi, ismini ’ın Hz. Lokman’a verdiği hikmetten bahseden 12. ayetten almıştır.
32-Secde: Secde Suresi, ismini 15. ayette geçen secde kelimesinden almıştır.
33-Ahzab: Gruplar (Topluluklar) Suresi, ismini Müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerinden almıştır.
34-Sebe: Sebe Suresi, ismini 15. ayetinde yer alan Yemen’de bir bölge veya kabile ismi olan Sebâ kelimesinden almıştır.
35-Fâtır: Yaratan Suresi, ismini 1. ayetinde geçen fâtır kelimesinden almıştır.
36-Ya-Sin: Ya-Sin Suresi, ismini 1. ayetinde geçen ya ve sin harflerinden alır.
37-Saffat: Saf Tutanlar Suresi, adını ilk ayetinde yer alan sıra sıra dizilenler ifadesinden almıştır.
38-Sad: Sad Suresi, Sad harfi ile başladığından dolayı bu adı almıştır.
39-Zümer: Yığınlar Suresi, 71 ve 73. ayetinde geçen bu kelime sureye ismini vermiştir.
40-Gafir (Mü’min Suresi): Bağışlayan Suresi, ’ın günahları bağışlayan sıfatının yeraldığı 3. ayetteki Gafir kelimesinden ötürü bu adı almıştır.
41-Fussilet: Ayrıntılı Suresi, Kur’an’ın ayrıntılı kılındığını ifade eden fussilet kelimesinin geçtiği 3. ayetinden ismini almıştır.
42-Şura: Danışma Suresi, 38. ayetinde mü’minlerin işlerini aralarında danışma ile gördükleri anlatıldığından bu adı almıştır.
43-Zuhruf: Gösteriş-Süsler Suresi, ismini 35. ayetinde ’ın verdiği ifade edilen altın-gümüş gibi süslerin sadece bu dünya hayatının malı olduğunun ifade edilmesinden almıştır.
44-Duhan: Duman Suresi, ismini 10. ayetinde geçen duhan kelimesinden almıştır.
45-Casiye: Diz Çöküş Suresi, ismini 28. ayetinde geçen casiye kelimesinden alır.
46-Ahkaf: Kum Tepeleri Suresi, ismini 21. ayetinde geçen yer adından almıştır.
47-Muhammed: Muhammed Suresi, ikinci ayetinde Hz. Muhammed’in ismi anıldığından bu adı almıştır.
48-Fetih: Fethetmek Suresi, ayetlerinde birkaç defa fetihten söz edildiğinden bu ismi almıştır.
49-Hucurat: Odalar Suresi, ismini 4. ayetinde geçen hucurat kelimesinden almıştır.
50-Kaf: Kaf Suresi, adını 1. ayetinde geçen kaf harfinden almıştır.

51-Zariyat: Tozutup Savuranlar Suresi, 1. ayetinde geçen zariyat kelimesinden almıştır ismini.

52-Tur: Tur Dağı Suresi, adını ilk ayetinde yer alan Tur dağından almıştır.

53-Necm: Yıldız Suresi, adını 1. ayetinde yer alan necm kelimesinden almıştır.

54-Kamer: Ay Suresi, adını ilk ayetinde yer alan kamer kelimesinden almıştır.

55-Rahman: Merhametli Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan, ’ın Rahman isminden almıştır.

56-Vakıa: Olay Suresi, 1. ayetinde yer alan vakıa kelimesinden almıştır.

57-Hadid: Demir Suresi, 25. ayetinde demirin yararlarından söz edildiği için bu adı almıştır.

58-Mücadile: Mücadeleci Kadın Suresi, adını 1. ayetinde geçen fiilden alır.

59-Haşr: Toplanma Suresi, adını 2-17. ayetler arası anlatılan topraklarından sürülen kavimden almıştır.

60-Mümtehine: Sorgulanan Suresi, Mümtehine sınav veren kadın anlamına gelir ve ismini 10. ayette müşriklerden kaçıp inananlara gelen kadınların imtihan edilmesinden alır.

61-Saff: Saf Tutmak Suresi, 4. ayette mü’minlerin saf tutarak yolunda mücadele etmeleri anlatıldığından bu adı almıştır.

62-Cuma: Cuma (Toplanma) Suresi, 9. ayetinde Cuma günü çağrı yapıldığında toplu halde namaza gidilmesi emredildiğinden bu adı almıştır.

63-Münafikun: İkiyüzlüler Suresi, münafıklardan bahsettiği için bu adı almıştır.

64-Tegabun: Aldanış Suresi, adını 9. ayetinde geçen teğabün kelimesinden alır.

65-Talak: Boşanma Suresi, surenin ilk ayetlerinde boşanma işlemi anlatıldığından bu adı almıştır.

66-Tahrim: Yasaklama Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan tahrim kelimesinden almıştır.

67-Mülk: Yönetim Suresi, adını 1. ayetinde yer alan mülk kelimesinden almıştır.

68-Kalem: Kalem Suresi, adını 1. ayetinde yer alan kalem kelimesinden almıştır.

69-Hakka: Gerçekleşen Suresi, adını 1. ayetinde geçen hakka kelimesinden almıştır.

70-Mearic: Yükseliş Yolları Suresi, ismini 3. ayetinde yer alan ’ın yükselme dereceleri-yollarının sahibi olduğu anlamına gelen mearic kelimesinden almıştır.

71-Nuh: Nuh Suresi, Hz. Nuh’un elçi olarak gönderilişi ve mücadelesi anlatıldığından bu adı almıştır.

72-Cin: Cin Suresi, Cinlerden bir grubun Kur’an’ı dinleyerek doğru yola girmeleri bulmaları anlatıldığından bu adı almıştır.

73-Müzemmil: Bürünen Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan müzemmil kelimesinden almıştır.

74-Müdessir: Gizlenen Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan müdessir kelimesinden almıştır.

75-Kıyamet: Diriliş Suresi, adını 1. ayetinde geçen kıyamet kelimesinden almıştır.

76-İnsan: İnsan Suresi, 1. ayetinde insanın bu durumuna gelmezden önceki haline dikkat çekildiğinden bu adı almıştır.

77-Mürselat: Gönderilenler Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan mürselat kelimesinden almıştır.

78-Nebe: Haber Suresi, sure kıyamet günü haberiyle başladığından bu adı almıştır.

79-Naziat: Söküp Çıkaranlar Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan naziat kelimesinden almıştır.

80-Abese: Surat Astı Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan abese kelimesinden almıştır.

81-Tekvir: Dolama Suresi, 1. ayetinde güneşin büzülmesi anlatıldığından bu adı almıştır.

82-İnfitar: Parçalanma Suresi, 1. ayetinde kıyamet sürecinde göğün yarılmasından bahsedildiği için bu adı almıştır.

83-Mutaffifin: Kandıranlar Suresi, ölçü ve tartıda hile yapanların kınanmalarından dolayı bu adı almıştır.

84-İnşikak: Yarılma Suresi, 1. ayetinde kıyamet sürecinde göğün yarılmasından bahsedildiği için bu adı almıştır.

85-Buruc: Burçlar Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan buruc kelimesinden almıştır.

86-Tarık: Vuruşlu Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan tarık kelimesinden almıştır.

87-Alâ: Yüce Suresi, ’ın yüce adıyla başladığında bu adı almıştır.

88-Ğaşiye: Kuşatan Suresi, her şeyi örtüp kuşatacak olan kıyamet haberiyle başladığından bu adı almıştır.

89-Fecir: Tan Vakti Suresi, tan yerinin ağarmasına yemin edilerek başladığından bu adı almıştır.

90-Beled: Şehir Suresi, Mekke kentine yemin ile başladığından bu adı almıştır.

91-Şems: Güneş Suresi, 1. ayeti güneşe yemin ile başladığından bu adı almıştır.

92-Leyl: Gece Suresi, 1. ayeti geceye yemin ile başladığından bu adı almıştır.

93-Duha: Kuşluk Vakti Suresi, kuşluk vaktine yemin ile başladığı için bu adı almıştır.

94-İnşirah: Ferahlık Suresi, Hz. Peygamberin göğsünün ferahlatılıp sevinç, huzur ve güvene kavuşturulması ifade edildiğinden bu adı almıştır.

95-Tin: İncir Suresi, İncir ve zeytine yemin ile başladığından bu adı almıştır.

96-Alak: Asılıp Tutunan Suresi, 2. ayetinde insanın alâk’tan yaratıldığı ifade edildiğinden bu adı almıştır.

97-Kadir: Kudret Suresi, Kadir gecesinden bahsedildiğinden bu adı almıştır.

98-Beyyine: Kanıt Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan beyyine kelimesinden almıştır.

99-Zilzal: Deprem Suresi, yerin sarsılması tasvir edildiğinden bu adı almıştır.

100-Adiyat: Nefes Nefese Koşmak Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan adiyat kelimesinden almıştır.

101-Karia: Şiddetli Ses Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan karia kelimesinden almıştır.

102-Tekasür: Çoğalma Yarışı Suresi, insanların mal ve evlatlarda çoğalma yarışlarının kendilerini felakete sürüklemesinden bahsedildiğinden bu adı almıştır.

103-Asr: Zaman Suresi, zamana yemin ile başladığından bu adı almıştır.

104-Hümeze: Dedikoducu Suresi, dedikoduculuk ve arkadan çekiştirme kınandığı için bu adı almıştır.

105-Fil: Fil Suresi, Fil olayından bahsedildiğinden bu adı almıştır.

106-Kureyş: Kureyş Toplumu Suresi, Kureyş toplumunun seyahat geleneğinden bahsedildiğinden bu adı almıştır.

107-Maun: Yardımlaşma Suresi, yardımlaşmaya engel olan kişilerin vasıfları anlatıldığından bu adı almıştır.

108-Kevser: Bolca Güzellik Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan kevser kelimesinden almıştır.

109-Kafirun: İnkârcılar Suresi, kâfirlere hitap ile başladığından bu adı almıştır.

110-Nasr: Yardım Suresi, ’ın yardımı anlatıldığından bu adı almıştır.

111-Mesed: Bükülmüş ip, ismini son ayetinde yer alan mesed kelimesinden almıştır.

112-İhlâs: Özgüleme Suresi, dini halis yapmak ve her türlü şirkten temizlemek ifade edildiğinden bu adı almıştır.

113-Felak: Açılma Suresi, ismini 1. ayetinde yer alan felak kelimesinden almıştır.

114-Nas: İnsanlar Suresi, ismini ayetlerinde yer alan nas kelimesinden almıştır

22 Şubat 2011 Salı

HELÂL LOKMA


 HELÂL LOKMA

Yemek ve içmek, hayatın gayesi değil, gaye olan hakiki kulluğun vasıtasıdır. Onun için kişi önüne gelen ve eline geçen her şeyi değil, dinin müsaade ettiği şeyleri yiyip içmelidir.

Yenilen şeylerin ve alınan gıdaların, insanın maddi vücut yapısında ve teşekkülünde olduğu gibi, manevi terakkisinde de çok büyük te’siri vardır.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: Allah güzeldir. Ancak güzel şeyleri kabul eder. Allah peygamberlerine emrettiğini müminlere de emretti. Hak Teala şöyle buyurur:

“Ey Rasüller! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin.” (Müminûn) Yine:

“Ey iman şerefi ile müşerref olan ehli iman! Size rızk olarak verdiklerimizden en temiz olanlarından yiyin. (Bakara 57)

Bu ayetleri okuduktan sonra Efendimiz: Uzun yolculuğa çıkmış, dağınık, üstü başı perişan ve: Ya Rabbi! Ya Rabbi!, diye dua etmekte olan bir adamı zikrederek, “Onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, ve haram ile beslenmiş. Böyle bir kimsenin duası nasıl kabul olunur.” buyurmuşlardır. (Şârâni, Levâkıhu’l-Envâr s.301 Daru’l-Kalem Halep)

Haram gıda ile beslenen uzuvlar, bir fesat makinesi gibi şerre çalışırlar. Haram yiyenlerin uzuvlarında günah ve kötülükler ortaya çıkar. Bu durum kişinin sulbünden meydana gelecek olan çoluk çocuğuna dahi sirayet eder. Helal ve temiz yiyen insanların azalarında hayırlar, faziletler ve güzellikler tezahür eder. Helal ve temiz yiyenin bünyesi sağlam, karakter ve seciyesi metin, kalbi huzurlu, ibadeti güzel ve duası makbul olur.

Ashabın büyüklerinden Sa’d bin Ebi Vakkas (ra) Hazretleri Peygamberimize (s.a.v.) gelerek: “Ya Rasülallah! Dua buyurunuz da ben duası makbul olanlardan olayım.” der. Peygamberimiz de O’na: “Ya Sa’d! Helal ve güzel (olan, haramdan arınmış olanı) ye. Duan kabul olur.” buyurdular. (Gazali, İhya, c.2 s.114 Müesseset-ül Halebi 1967- Kahire)

İyilikler daima iyiliği, kötülükler de daima kötülüğü celbeder. Bütün günahlar kalbi karartır, katılaştırır ve ibadet yapma zevkine mani olur. Ancak buna en çok müessir olan da haram lokmadır. Helal lokma ise başka hiçbir şeyin te’sir edemeyeceği şekilde kalbe te’sir eder. İyiliğe ve ibadet yapma zevkine sebep olur.

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.): “Vera ve takvaya riayet, İslamiyyetin mühim olan şeylerinin en mühimmidir. Zaruriyyatı diniyyenin en önde gelenidir. Bu riayetin husule gelmesi haramlardan kaçınmaya bağlıdır.” buyurarak bu hakikatları en güzel ve veciz bir şekilde ifade buyurmuşlardır. (Mektuplar ve Bazı Mesaili Mühimme s.188)

İbrahim bin Ethem Hazretleri: “Kemale erenler, ancak midelerine girenlere dikkat etmekle kemale ermişlerdir.”, der.

Yahya bin Muaz Hazretleri: “Taat ( kulluk vazifelerini ifa )bir hazinedir. Anahtarı, dua; anahtarın dişleri ise helal lokmadır” der.

Abdullah bin Abbas (ra): Midesinde haram lokma olan kimsenin ibadetlerini Allah kabul etmez. buyurmuştur.

Benzin ile çalışacak şekilde imal edilmiş bir motora mazot konulunca nasıl çalışması aksarsa, helal lokma ile hayatını devam ettirecek şekilde yaratılmış olan insan vücuduna şüpheli bir lokma girince ilahi füyûzât kesilir ve letâif çalışmaz hale gelir.

Kalbimiz adeta vücudumuzun pusulası gibidir. Füyûzât geldikçe o daima doğru istikameti, rıza-i ilahi, cennet ve cemali ilahi yolunu gösterir. Vücuda haram lokma girince kalbin ibresi yön değiştirir ve yanlış istikameti göstermeye başlar.

Her müslümanın, hususi ile maneviyat erbabının, gıdalarının helal ve temiz olmasına dikkat etmesi lazımdır. İslam büyükleri, çarşıdan, gelişi güzel yerlerden ve alâ meleinnas alıp yeme ve içmenin ilim ve maneviyat ehli kimseler için iyi olmayacağını ifade etmişlerdir.

Haramlardan kaçınmaya îtina göstermek icabettiği gibi, şüpheli şeylerden dahi kaçınmak icabeder. Bilhassa zamanımızda o kadar çok şüpheli gıdalar var ki; Müslümanların kendilerinin yaptığı veya çok iyi bildiği kimselerin yaptığını yemelerinden başka çare yoktur.

Nitekim Peygamberimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: Helaller bellidir, haramlar bellidir. İkisinin arasında müştebihat (yani haram olup olmadığı belli olmayanlar) vardır. Bunları insanların çoğu bilmez. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere dalarsa, harama düşmüş olur…” (İmamı Nevevi, Kırk Hadis, Muhtasaru’l-Ehadis, hadis no:545)

İslam büyükleri, yedikleri ve içtikleri şeylerin helal ve temiz olması hususuna çok hassasiyet göstermişlerdir. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz, bir gün kölesinin getirdiği sütten içti ve hemen kölesine, “Bunu nereden aldın?” diye sordu. Köle“Kehanette bulundum, karşılık olarak bunu aldım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, içtiği sütü midesinden çıkarmaya çalıştı. Sonra: “Allahım! Midemde kalıp damarlarıma karışan kısmından sana sığınırım.” dedi. (Gazali, İhya c.2 s.115 Müesseset-ül Halebi 1967- Kahire)

Abdullah bin Ömer (r.a.): “Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çöp gibi kalsanız da, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez.” buyurmuştur.

Hulasa olarak; şuur ve idrak sahibi her mü’min, letaifinin, nur-u ilahi ile çalıştığına inanarak bu nuru söndürecek amellerden kaçınmalı, yediklerinin helal ve temiz olmasına, besmele ile kesilmiş veya hazırlanmış ve meşru bir şekilde te’min edilmiş, helal yollarla kazanılmış olmasına azami derecede i’tina göstermelidir. Helal ve temiz gıda almak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak bütün Mü’minler için, hususiyle de ehli ilim ve ehli maneviyat için en mühim vecibelerden biridir.

Alinti : Halil HACEGAN

21 Şubat 2011 Pazartesi

Gece kur’ân okumanın fazileti, YATAĞA UZANILDIĞINDA OKUNMASI TAVSİYE EDİLEN SÛRELER, GECEDE NE KADAR KUR’ÂN OKUMALIYIZ?

Gece kur’ân okumanın fazileti

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de buyuruyor ki: “Kitap ehli içinde gece saatlerinde kalkıp Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk vardır. Onlar iyiliği emreder salihlerdendir.”[1] Allah’a ve ahiret gününe inanırlar kötülükten men ederler; hayır işlerine koşarlar. İşte Onlar 166. Ebu İmran el-Ensari Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Üç göze ateş asla zarar vermez:
1- Allah korkusundan dolayı ağlayan göz
2- Allah’ın Kitab’ını okuyarak uykusuz kalan göz
3- Allah yolunda (düşman karşısında) nöbet bekleyen göz.”[2]
167.
Ebu Zer Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Üç kimse vardır ki Aziz ve Celil olan Allah onları sever; Bir adam tanımadığı bir gruba gider Allah’ın adını anarak onlardan bir şey isterse ve onlar vermediği zaman içlerinden biri gerileyip o adama Aziz ve Celîl olan Allah’la kendisinden başka hiç kimsenin bilmeyeceği şekilde gizlice verirse işte o veren adam Allah’ın sevdiği üç kişiden biridir.
Gece yola devam eden kafile konaklayıp uyuduklarında
Bir müfrezeye katılıp da bozguna uğradıkları zaman şehid edilinceye veya fetih nasip oluncaya kadar ilerleyen kimse de Allah’ın sevdiği üç grup insandan biridir.”[3]
uykunun hiçbir şeyle değiştirilmeyeceği bir zamanda 168. Abdurrahman b. Esved Radıyallahü anh’dan rivayetle: Her kim bir gecede Bakara sûresini okursa Cennette ona bir taç giydirilir.”[4]
169.
Abdullah İbn Mes’ud Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Geceleyin Bakara sûresinin son iki ayetini (Âmenerrasûlü’yü) okuyan kimseye bu (sevab olarak) yeter.”[5]
170.
Abdullah İbn Mes’ud Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Allah Teâlâ gece yarılarında ibadet eden Bakara ve Âl-i İmran sûrelerini okuyan kişiyi (dünyada ve ahirette) mahrum etmez.” [6]
171.
Abdullah b. Abbas Radıyallahü anh anlatıyor: ‘Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem gece yarısına kadar uyudu. Gece yarısından biraz önce miydi sonra mıydı bilemiyorum efendimiz uyandı. (Yatakta) oturur vaziyete geldi elleri ile yüzünü ovuşturdu ve Âl-i İmran sûresinin son on ayetini okudu. Daha sonra da gece namazını kılmak için ayağa kalktı…’[7]
172.
Abdurrahman b. Avf Radıyallahü anh’den rivayetle; Peygamberin ashabından biri şöyle anlatmıştır: ‘Nebi Aleyhisselâm ile bir yolculukta idim. (Gece) namazını nasıl kıldığını görmek için gözetlemeye başladım. Yatsı namazını kıldıktan sonra gecenin uzun bir bölümünü yatarak geçirdi. Sonra uyandı ve ufka bakarak Âl-i İmran sûresinin 191-194. ayetlerini okudu. Sonra elini yatağına uzatıp oradan misvağını aldı yanındaki kaptan bardağa su koyarak dişlerini misvakladı. (Daha sonra da abdest alıp gece) namazına durdu…’[8]
173.
Osman Radıyallahü anh’den rivayetle: ‘Kim bir gecede Âl-i İmran sûresinin sonunu okursa ona bir geceyi tamamen ibadetle geçirmiş gibi sevap yazılır!’[9]
174.
Ömer İbn Hattab Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Bana kesinlikle vahyedildi ki kim herhangi bir gecede:
herkesin başını yastığa koyduğu bir anda kalkıp sessizce Allah’a dûa eden ve O’nun ayetlerini okuyan adam da Allah’ın sevdiği üç kişiden ikincisidir.

فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحًا وَلاَ يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ اَحَدًا

(Artık kim Rabb’ine kavuşmayı umuyorsa hayırlı ve düzgün davranışlar ortaya koysun. Rabb’ine yaptığı ibadette hiç kimseyi ve hiç birşeyi ortak koşmasın. Kehf 18/110) ayetini okursa bu okuyuş kendisi için (Yemen Denizindeki) Aden-i Ebyen (denen bir adadan) Mekke’ye kadar (olan bölgeyi aydınlatan) içi meleklerle dolu bir nur olur.”[10]
175.
Zirr b. Hubeyş Radıyallahü anh’den rivayetle: ‘Kim
Ravilerden Abde: ‘Bu haber üzerine biz bunu denedik de istediğimiz zamanda kalkdık dedi.’[11]
gece kalkmak istediği zaman Kehf sûresinin sonunu okursa 176. Cündüb Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Kim bir gecede Allah’ın rızasını isteyerek Yâsîn sûresini okursa[12] bağışlanır.” 177. Enes b. Malik Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Kim her gece Yâsîn sûresini okumaya devam ederse öldüğünde şehid olarak ölmüş olur.”[13]
178.
Ebu Hüreyre Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Kim geceleyin Duhan sûresini okursa sabaha kadar yetmiş bin Melek günahlarının bağışlanması için dua ederler.”[14]
179.
Aişe Radıyallahü anha’dan rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Her kim bir gece içerisinde Secde Yâsîn Kamer ve Tebârake sûrelerini okursa bu sûreler kendisi için ‘Nur’ olur.”[15]
180.
İbn ed-Dirris Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Kim her iki gecede bir Kamer sûresini okursa Allah onun yüzünü ayın ondördü gibi parlak olarak haşreder.”[16]
181.
İbn Abbas Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Bir kimse her gece Vakıâ sûresini okursa ona ebedi olarak fakirlik isabet etmez. Ve bir kimse de her gece Kıyamet sûresini okursa ayın ondördü gibi olduğu halde Allah’a kavuşmuş olur.”[17] kıyamet günü yüzü 182. Enes b. Malik Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Her kim bir gecede Zilzâl’ sûresini okursa onun için bu sûre Kur’ân’ın yarısına denk tutulur. Her kim ‘Kafirun’ sûresini okursa kendisi için bu sûre Kur’ân’ın üçte birine denk tutulur.”[18] bu sûre onun için Kur’ân’ın dörtte birine denk tutulur. Her kim ‘İhlâs’ sûresini okursa 183. Ömer İbn Hattab Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem: “Kim bir gecede bin âyet okursa Allah Celle Celâlühü onu gülerek karşılar” buyurdu.
Ashab: ‘Bin âyet okumaya kimin gücü yeter?’ dediler.
Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem: “Canım elinde olan Allah’a andolsun ki Tekâsür sûresi bin ayete bedeldir” buyurdu.[19]
184.
Ebu Said el-Hudri Radıyallahü anh’den rivayetle; Birisi bir başkasının (bütün gece) İhlâs sûresini tekrarladığını duymuş. Sabah olunca Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve selleme gelir ve o hadiseyi anlatır. Adam sadece bu sûrenin okunulmasını az bir şey olarak görüyor gibiydi.
Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu sûreyi okumak Kur’ân’ın üçte birini (okumaya) denktir.”[20]
185.
Ebu Said el-Hudri Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem: “Sizden biri bir gecede Kur’ân’ın üçte birini okumaktan aciz midir?” buyurdu.
Bu ashaba ağır gelince Nebi aleyhisselam: “(O halde) İhlâs sûresini okuyunuz. (Çünkü) O Kur’ân’ın üçte birine denktir” buyurdu.[21]
AÇIKLAMA


Kur’ân-ı Kerim üç ana konudan müteşekkildir. Bunlar: Tevhid
nübüvvet ve ahirettir. İhlâs sûresi de Tevhidi anlattığı için Kur’ân’ın üçte biri mesabesindedir.
186.
Ukbe b. Âmir Radıyallahü anh anlatıyor: ’Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem ile karşılaştım. Bana: “Ey Ukbe! Sana ne Kur’ân’da ne İncil’de ne Zebur’da ve ne de Tevrat’ta denkleri olmayan bir takım sûreleri öğreteyim mi ki sen onları her gece okursun” dedi. (Ve bunların): ‘İhlâs Felâk ve Nâs’ sûreleri olduğunu açıkladı.”[22]
187.
Ömer Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Kim gece kalkamayıp Kur’ân’dan ayırdığı hizbi okuyamazsa sonra O’nu sabah namazı ile öğle namazı arasında okusun. Bu takdirde sanki gece okumuş gibi sevap kendisine yazılır.”[23]
188.
Evs b. Huzeyfe Radıyallahü anh’den rivayetle: Nebi Aleyhisselâm bir gece her zamanki geldiği vakitden sonra geldi.
Ben: ‘Ya Rasûlallah! Bu gece bize gelmekte geciktiniz’ dedim.
Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem: “Kur’ân’dan hizbimi (okumayı adet edindiğim bölümü okuduğum vakitte okumadığımı hatırladığım için) hemen okumaya koyuldum. Başladığım bir ibadeti tamamlamadan çıkmaktan hoşlanmam” buyurdu.[24]


YATAĞA UZANILDIĞINDA OKUNMASI TAVSİYE EDİLEN SÛRELER



Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de buyuruyor: “O kimseler ki; Allah’ı ayakta
oturdukları halde ve yanları üzere yaslandıkları halde zikrederler.”[25]
189.
Ebu Hüreyre Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Kur’ân’ı öğreniniz ve yatağınıza uzanırken O’nu okuyunuz. Çünkü Kur’ân’ı öğrenip okuyan ve O’nunla amel eden kimsenin durumu misk dolu torbaya benzer. Kokusu her tarafa yayılır. Kur’ân bilgisi olup ta O’nu çevresine yaymayarak yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlanmış misk kutusuna benzer ki çevresi ondan faydalanamaz.”[26]
190.
Şeddad b. Evs Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Allah Teâlâ’nın Kitab’ından bir sûreyi okuyarak yatağına yatan bir müslümana Allah Celle Celâlühü vekil olarak bir melek gönderir. Melek onu korur[27] uyanıp kalkıncaya kadar ona zarar verecek bir şey yaklaşamaz.” 191. Enes b. Malik Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Yatağına uzandığın zaman Fatiha ve İhlâs sûresini okursan ölüm hariç her şeyden emin olursun.”[28]
192.
Ali Kerramallahü veche’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Her kim O (Ayet el-Kürsi’yi) yatacağı zaman okursa Allah Teâlâ ona; kendi evi komşusunun evi ve etraftaki evler hakkında emniyet verir.”[29]
193.
Ebu Hüreyre Radıyallahü anh’den rivayetle; ‘Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem bana Ramazan ayının zekat malını bekleme görevi verdi. (Bu esnada) biri yanıma geldi ve yiyecekten avuçlamaya başladı ben de onu yakaladım ve: ‘Seni Allah’ın Rasûlüne götüreceğim’ dedim.
- ‘Ben muhtacım çocuklarım ve ben çok sıkıntılı bir durumdayız’ dedi. Bunun üzerine onu serbest bıraktım. Sabah olunca Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem bana sordu: “Dün geceki esirin ne yaptı ve ona ne oldu?” Dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Onu yakaladım çok muhtaç olduğunu söyleyince ona acıdım ve serbest bıraktım.’
Nebi Aleyhisselâm: “O sana yalan söylemiştir gene gelecektir” buyurdu. Ben de Efendimizin sözüne binaen beklemeye başladım. Nihayet geldi ve yine yiyeceği avuçlamaya başladı. Onu yakalayarak: ‘Seni Allah’ın Rasûlüne ileteceğim’ dedim. Bana çok muhtaç durumda olduğunu ve bir daha hiç gelmeyeceğini söyleyince acıdım ve bıraktım. Sabah olunca Nebi Aleyhisselâm yine sordu: “Ey Ebu Hüreyre! Dün geceki esirin ne yaptı?” Dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Halinden şikayet etti kendi ve çoluk çocuğunun aç olduğunu söyleyince acıyıp bıraktım.’
Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem: “O sana yalan söylemiştir yine gelecektir” buyurdu. Üçüncü kez bekledim yine geldi yiyeceği avuçlamaya başlayınca yakaladım ve: ‘Seni Allah Rasûlüne götüreceğim. Üç seferdir sen hep aynı şeyi söylüyorsun; her seferinde tekrar gelmeyeceğine dair söz veriyorsun fakat yine geliyorsun’ dedim.
- ‘Bırak beni sana faydalanabileceğin birkaç kelâm öğreteceğim’ dedi.
- ‘Nedir onlar?’ diye sordum.
- ‘Yatağına vardığın zaman ‘Ayet el-Kürsî’ denilen ‘Allah-ü lâ ilâhe illâ hüv…’ ayetini sonuna kadar oku! Mutlaka Allah tarafından bir bekçi gönderilir seni korur ve şeytan da sana kesinlikle yaklaşamaz. Sabaha kadar bu böyle devam eder.’ Bunun üzerine onu tekrar serbest bıraktım. Sabah olunca Nebi Aleyhisselâm sordu: “Ey Ebu Hüreyre! Esirin ne yaptı?” Dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana yarayacak birkaç kelâm öğreteceğini söyledi ben de onu serbest bıraktım.’
Nebi Aleyhisselâm: “Neymiş onlar?” diye sorunca şöyle dedim: ‘O bana dedi ki: ‘Yatağına vardığın zaman âyet el-Kürsî denilen ‘Allah ü lâ ilâhe illâ hüv…’ü başından sonuna kadar oku! Sabaha kadar seni korumak için Allah tarafından bir koruyucu gönderilir ve şeytan da sana ancak bu sefer doğru söylemiştir. Ey Ebu Hüreyre! Üç günden beri sana gelip giden kimdi bilir misin?” Ben: ‘Hayır’ dedim. Nebi Aleyhisselâm: “O şeytan idi” buyurdu.[30]
kesinlikle yaklaşamaz.’ Bunun üzerine Nebi Aleyhisselâm şöyle buyurdu: “O yalancının tekidir 194. Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Her kim Âl-i İmran sûresinin 18. ayet-i kerimesini uyuyacağı zaman okursa Allah Teâlâ bu sebeple yetmişbin melek yaratır onları okuyan için kıyamet gününe kadar istiğfar ederler. Allah Teâlâ da kıyamet gününde: “Şüphesiz bu kulumun benim yanımda bir emaneti vardır emaneti en çok koruyan Benim kulumu Cennet’e girdirin” buyurur:[31]
(istediği zaman) kalkar!’ dedi.


شَهِدَ اللهُ اَنَّهُ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ وَالْمَلَئِكَةُ وَاُولُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

(Allah kendisinden başka ilâh olmadığına şahittir. Melekler ve İlim sahipleri de adaletle şahittir (ki O’ndan başka ilâh yoktur. O) Aziz’dir Hakim’dir)”[32]
195.
Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Her kim Kehf sûresinin 110. ayetini okursa o kişi için yattığı yerden Mekke’ye kadar parlayan bir nur olur ki o nurun içi meleklerle doludur. Melekler o kişiye yattığı yerden kalkıncaya kadar ona dûa ederler. Mekke’de iken bu ayeti okursa yattığı yerden Beyt-i Ma’mur’a kadar parıl parıl parlayan bir nur ona ihsan edilir ki o nurun içi meleklerle doludur. O kişi uyanıncaya kadar o melekler[33] kendisine dûa ve istiğfar ederler:


قُلْ اِنَّمَا اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى اِلَىَّ اَنَّمَا اِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحًا وَلاَ يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ اَحَدًا

(De ki: ‘Ben de sizin gibi bir insanım; İlâhınızın bir tek ilâh olduğu bana vahyolunuyor. Kim Rabb’ine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabb’ine (yaptığı) ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.)”[34]
196.
Câbir b. Abdullah Radıyallahü anh’den rivayetle: Nebi Sallallahü aleyhi ve sellem ‘Elif Lâm Mîm’ Tenzil (Secde) ve Tebârake (Mülk) sûrelerini okumadıkça uyumazdı.[35]
197.
Ebu Zübeyr Radıyallahü anh’den rivayetle: ‘Elif Lâm ona yetmiş sevap yazılır[36] Mîm’ Tenzil (Secde) ve Tebârake (Mülk) sûreleri Kur’ân’da bulunan her sûreye yetmiş sevapla üstündürler. Bunları kim (uyumadan önce) okursa yetmiş derece yükseltilir ve yetmiş günahı da düşürülür. 198. Aişe Radıyallahü anha’dan rivayetle; Rasûl-i Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem bir adama yatağına yatacağı vakit Haşr sûresini okumayı vasiyet etmiş: “Ölürsen şehit olarak ölür veya cennet ehlinden olursun” demiştir.[37]
199.
Halid b. Ma’dan Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm uyuyacağı sırada ‘Müsebbihat’ı okur ve: “Şüphesiz bunlarda bin ayete denk bir âyet vardır” buyurmuştur.[38]
AÇIKLAMA


Müsebbihat ismi verilen sûreler: ‘Sübhane’
‘Sebbeha’ Haşr Saff Cuma Teğabün ve A’lâ sûreleridir. Bu sûrelerde bin ayete denk olan ayetin hangi âyet olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Hadid sûresinin 3. ayeti: ‘Yüsebbihu’ veya ‘Sebbih’ kelimeleriyle başlayan İsra
Hadid

هُوَ اْلاَوَّلُ وَاْلآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ


(O ilktir sondur zahirdir batındır. O her şeyi bilendir)[39] veya:


لَوْ اَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْاَنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللهِ وَتِلْكَ اْلاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

(Eğer biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik muhakkak ki O’nu Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz)[40] ayeti olduğu söylenmektedir. Doğrusunu Allah bilir.[41]
200.
Nevfel b. Muaviye Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Geceleyin yatağına uzandığında Kafirun sûresini oku. Sonra bir şey konuşmadan uyu. Şüphesiz bu şirkten kurtuluştur.”[42]
201.
Enes Radıyallahü anh’den rivayetle; Nebi Aleyhisselâm buyurdu: “Kim yatağına uzanıp sağ tarafına yatar ve yüz kere İhlâs sûresini okursa kıyamet gününde Rabb Teâlâ ona şöyle der: ‘Haydi sağ tarafından Cennet’e gir!”[43]
202.
Ukbe Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz: “Ey Ukbe Felâk ve Nâs sûrelerini okumadan uyuma!” buyurdu.
Ukbe Radıyallahü anh: ‘(O günden itibaren) bunları okumadan asla uyumadım’ dedi.[44]
203.
Aişe Radıyallahü anha’dan rivayetle; ‘Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem yatmak üzere yatağına geldiğinde ‘Felâk ve Nâs sûrelerini’ okur ellerine üfler ve okuyup üflediği bu elleriyle vücudunu sıvazlardı.’[45]
204.
Ebu’l-Âliye Radıyallahü anh’e göre: “Kişinin Kur’ân’ı öğrenip sonra O’nu okumadan yatağa yatması büyük bir günahtır.”[46]

GECEDE NE KADAR KUR’ÂN OKUMALIYIZ?



Allah Teâlâ Kur’ân’da buyuruyor ki: “Ey örtünüp bürünen veya peygamberlik yükünü yüklenmiş insan. Gece biraz ilerleyince namaz için kalk. Gecenin yarısı kadar veya ondan biraz eksilterek ibadet et. Yahut o yarısının üzerine ilave edip artır. Gece kulluğunda Kur’ân’ı da açık açık ve tane tane oku.”
[47]
205.
Ebu Hüreyre Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Kim bir gecede on âyet okursa gafil kimselerden yazılmaz.”[48]
206.
Enes Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûl-i Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Bilin ki o gafiller listesine yazılmaz hafizûn (Allah’ın hükümlerini koruyanlar) arasına yazılır. Kim gecede yüz âyet okursa Kanitûn (abidler) arasına yazılır. Kim gecede ikiyüz âyet okursa[49] kim bir gecede elli âyet okursa ondan Kur’ân davacı olmaz. Gecede beşyüz ile bin âyet okuyanlar ise kendilerine Cennette büyük makamlar ihsan edilmiş olarak sabahlarlar.” 207. Ebu Hüreyre Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Kim şu farz namazları vaktinde kılarsa gafillerden yazılmaz. Ve kim bir gecede yüz âyet okursa itaat edenlerden yazılır ona (tam) bir gece ibadet (yapmış gibi sevap) yazılır.”[50] (onun) ismi gafillerin defterine yazılmaz 208. Ebu’d-Derda Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Kim bir gecede ikiyüz âyet okursa kendilerini taat ve ibadete verenler (kanitûn)’dan yazılır.”[51]
209.
Hasan Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu: “Kim bir gecede yüz âyet okursa (Kur’ân) o gece onunla tartışmaya girmez. Kim bir gecede ikiyüz âyet okursa ona (tam) bir gece ibadeti sevabı yazılır. Kim de bir gecede beşyüz ayetten bin ayete kadar okursa ahirette bir kıntar sevabı olduğu halde sabahlar.” Orada bulunanlar: “Kıntar’ nedir?” diye sordular. Nebi Aleyhisselâm: “Onikibin Ukiyye (400 Dirhemlik ağırlık ölçüsü yani 1.283 kgr.)” karşılığını verdi.[52]
210.
Ebu’d-Derda Radıyallahü anh’den rivayetle; Rasûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu: “Kim bin âyet okursa ona bir Kıntar sevap yazılır! Bu kıntarın bir kıratı büyük bir tepe gibidir.”[53]

[1]
Âl-i İmran sûresi 3/113-14.

[2]
Kitabü’l-Cihad Abdullah İbnü’l-Mübarek s120 H. No: 67.

[3]
Tirmizi 2/2567 / Nesâi 1/1597 2/2523.

[4]
Kitabü’z-Zühd Ahmed bin Hanbel 2/2106.

[5]
Buhari 1607 / Müslim 4/807-808 / Ebu Davud 5/1397 / Tirmizi 3/2881 / İbn Mâce 4/1368-69 / Dârimî 6/3391.

[6]
Tergib ve Terhib c.2 s.52.

[7]
Nesâi 1/1602 / Muvatta c.1 s.214 / El-Müsned 6/1890.
[8]
Nesâi 1/1608 / El-Müsned 6/1894.

[9]
Dârimî 6/3399.

[10]
Mecmau’z-Zevaid 10/126 / Hz. Peygamberin ve Sahabenin Dilinden Kur’ân’ın Faziletleri Doç. Dr. Abdullah AYDEMİR s.194.

[11]
Dârimî 6/3409.

[12]
Dârimî 6/3418-20 / Terğib ve Terhib c.3 s.314 / Camiü’s-Sağir 3/3727 / Tac c.5 s.57 / Mu’cemü’s-Sağir 1/289.
[13]
Mu’cemü’s-Sağir 2/695.

[14]
Tirmizi 3/2888 / Dârimî 6/3424.

[15]
İthaf 5/154 - Dualarım A. Mahmud ÜNLÜ s.283.

[16]
Fethü’l-Kadir 5/119 - Hz. Peygamberin ve Sahabenin Dilinden Kur’ân’ın Faziletleri Doç. Dr. Abdullah AYDEMİR s.219.
[17]
Cem’ul-Fevâid 4/6755.

[18]
Tirmizi 3/2893-94.

[19]
Âlusi 30/223 - Fethül Beyan 10/433 - Fethü’l-Kadir Doç. Dr. Abdullah AYDEMİR s.240. 5/487- Hz. Peygamberin ve Sahabenin Dilinden Kur’ân’ın Faziletleri
[20]
Buhari 1809 / Ebu Davud 5/1461 / Nesâi 1/985 / İbn Mâce 9/3789 / Muvatta c.1 s.357 / Dârimî 6/3439.

[21]
Buhari 1810 / Müslim 4/811 / Tirmizi 3/2896 / Dârimî 6/3434 3440.

[22]
Müsned 4/148 - Hz. Peygamberin ve Sahabenin Dilinden Kur’ân’ın Faziletleri Doç. Dr. Abdullah AYDEMİR s.125.

[23]
Buhari 1607 / Müslim 4/747 / Ebu Davud 5/1313 / Tirmizi 1/581 / Nesâi 1/1767 / İbn Mâce 4/1343 / Muvatta c.1 s.348 / Dârimî 3/1485.

[24]
İbn Mâce 4/1345.

[25]
Âl-i İmran sûresi3/191.

[26]
Tirmizi 3/2876 / İbn Mâce 1/217.

[27]
Tirmizi 3/3407.

[28]
Tergib ve Terhib c.2 s.25 / Camiü’s-Sağir 1/502.

[29]
Şuâbü’l-İman 2/458 (2395) - Dualarım A. Mahmud ÜNLÜ s.212-13.
[30]
Buhari 1068 / Tirmizi 3/2880.

[31]
Medarikü’t-Tenzil 1/149 - Dualarım A. Mahmud ÜNLÜ s.225.
[32]
Âl-i İmran sûresi 3/18.

[33]
Mecmau’z-Zevaid 10/129 - Dualarım A. Mahmud ÜNLÜ s.227.
[34]
Kehf sûresi 18/110.

[35]
Tirmizi 3/2892 / Dârimî 6/3414.

[36]
Edebü’l-Müfred İmam Buhari 2/1027.

[37]
Âmelü’l-Yevm ve’l-Leyl İmam Nesâi 718.

[38]
Ebû Dâvûd 16/5057 / Tirmizi 3/2921 / Dârimî 6/3427.

[39]
Hadid sûresi 57/3.

[40]
Haşr sûresi 59/21.

[41]
Sünen-i Dârimî Şerhi c.6 s.461.

[42]
Ebu Davud 16/5055 / Dârimî 6/3430.

[43]
Tirmizi 3/2898.

[44]
Nesâi 3/5342.

[45]
Buhari 1811 / Ebu Davud 16/5056 / Tirmizi 3/3402 / İbn Mâce 10/3875 / Muvatta c.2 s.942-43.

[46]
Kitâbü’z-Zühd Ahmed bin Hanbel 2/1752.

[47]
Müzzemmil sûresi 73/1-4.

[48]
Ebu Davud 5/1398 / Dârimî 6/3445.

[49]
Dârimî 6/3460.

[50]
Dârimî 6/3451-57 / Amelü’l-Yevm ve’l-Leyl İmam Nesâi 717.

[51]
Dârimî 6/3459.

[52]
Dârimî 6/3462.

[53]
Ebu Davud 5/1398 / Dârimî 6/3466.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı