Ya Rabb Ne İstiyorsan Benden Onu Diliyorum Senden..

7 Mayıs 2011 Cumartesi

UMEYR İBN-İ SA'D 2

«Müslümanların mes'eleleri  hakkında kendilerinden yardımlarını   isteyeceğim. Umeyr İbn-i Sa'd gibi bazı adamlarımın olmasını ne kadar isterdim».[1]
Biraz önce, büyük sahabî Umeyr İbn-i Sa'd'ın çocukluk hayatından nefis ve nadide bir tabloyu öğrendik. Geliniz şimdi de büyüdükten sonraki hayatından şahane bir tabloyu öğrenelim. İkinci tablonun bü­yüklük ve güzeiiiğinin birincisinden daha az olmadığın} göreceksiniz.
Humus [2] halkı valilerini hiç beğenmez, onları devamlı şikâyet ederlerdi. Kendilerine bir vali gelir gelmez, hemen ona kusurlar bu­lurlar, günâhlarını sayar dökerler, onu müslümanlarm halifesine bil­dirirler ve o valinin daha iyi birisiyle değiştirilmesini isterlerdi.
Hz. Ömer onlara, kusurunu bulamiyacakları ve hayatlarında gö-remîyecekleri bir vali göndermeye karar verdi.
Adamlarını tek tek gözden geçirdi ve Umeyr İbn-i Sa'd'dan daha iyisini bulamadı.
Halbuki Umeyr, Suriye topraklarında Allah yolunda savaşan or­dunun başına yürüyor, şehirleri kurtarıyor, kaleler yıkıyor, kabileleri itaat altına alıyor ve ayak bastığı her yerde camiler yaptınyordu.
Bütün bunlara rağmen Emîrulmü'minin onu çağırdı. Humus vilâ­yetini onun uhdesine verdi ve oraya gitmesini emretti. Umeyr istemiye îstemiye emri kabul etti, çünkü o hîçbirşeyi cihada tercih etmezdi.
Umeyr Humus'a varıp halkı cemaatla namaz kılmaya davet etti. Namaz kılınınca halka bir konuşma yaptı. Allah'a hamdedip Peygam-ber'i Muhammed'e salât getirdikten sonra şöyle konuştu  :l
«— Ey cemaat! Şüphesiz İslâm, muhkem bir kale ve metin bir ka­pıdır. İslâm'ın kalesi adalet, kapısı İse haktır.
Kale yıkılıp kapı kırıldığı zaman bu dinin yurdu harap edilir.
Sultan sert olduğu sürece, İslâm daima muhkem kalacaktır. Sul­tanın sertliği kamçıyla vurmak, kılıçla öldürmek değildir. Ancak ada­letle hükmetmek ve hakkı yerine getirmektir».
Bu kısa konuşmadan sonra, onlara çizdiği düsturu uygulamak için işinin başına döndü.
Umeyr îbn Sa'd, Humus'ta tam bîr yılını doldurmuştu. Bu süre İçinde halîfeye mektup yazmamış ve müslümanların beytuimaiine bir dirhem veya bir dînar olsun vergi göndermemişti. Ömer şüphelenme­ye başlamıştı. Çünkü başkan olması sebebiyle valileri hakkında çok korkardı. Ona göre Rasûlüllah'tan (s.a.v.) başka hiç kimse masum (gü­nahsız) değildi.
Kâtibine :
«Umeyr İbn-i Sa'd'a şöyle bir mektup yaz : Mü'minlerin Emîrinin mektubunu alır almaz, hemen Humus'u terket ve onun yanına gel. Müs­lümanlardan topladığın vergileri de getir» dedi.
Umeyr İbn Sa'd Ömer'in mektubunu alınca azık çantasını, yemek tenceresini, su tulumunu ve mızrağını yüklendi. Humus'u ve valiliği bı­rakıp yaya olarak Medine'nin yolunu tuttu.
Medine'ye vardığında, Umeyr'in rengi solmuş, bedeni zayıflamış, saçı da uzamıştı. Üzerinde yolculuğun perişan hali görünüyordu.
Umeyr, Emîrulmüminin'in huzuruna girdiğinde, Ömer onun haline şaşırıp kaldı ve şöyle dedi : «—'Ne bu hal Umeyr?»
«— Benim birşeyim yok Emîrulmüminin. Allah'a hamdolsun, sıhhat ve afiyetteyim. Bütün dünyalığımı yanımda taşıyorum».
— Yanında dünyalık olarak neler var?» (Ömer, onun müslüman-lann Beytulmalı'na (hazinesine) para getirdiğini zannediyordu.)
«— İçine erzağımı koyduğum bir azık torbam, içinde yemeğimi ye­diğim, başımı ve elbiselerimi yıkadığım bir tencerem ve abdest su­yuyla içecek suyumu koyduğum bir su tulumum var. Aslında bütün dünyalık bu eşyalardan ibarettir. Benim ve başkalarının bunlardan faz­lasına ihtiyacı yoktur».
„— Yürüyerek mi geldin?»
«—Evet, Müminlerin Emîri!»
«— Valilikten sana bir binek hayvanı verilmedi mi?
«— Onlar vermediler. Ben de istemedim».
«— Hani Beytulmal için getirdiklerin?»
«— Birşey getirmedin! kî».
«—Niçin?»
«— Humus'a vardığımda, halktan dürüst kimseleri topladım ve onları vergi toplamakla görevlendirdim. Bir miktar vergi toplandıktan sonra, oturup onlarla konuştum. Gerekli yerlere ve muhtaçlara dağıt­tım».
Ömer kâtibine  :
«Umeyr'in Humus valiliği sözleşmesini yenile» dedi. Umeyr ise :
«— Heyhat... Bunu hiç istemiyorum. Artık ne senin için ne de senden sonra gelecek kimse için bunu asla yapmıyacağim».
Daha sonra, Medine civarında, ailesinin oturduğu bir köye gitmek için izin istedi. Ömer ona izin verdi.
Umeyr'in köyüne dönmesinin üzerinden uzun bir zaman geçme­den, Ömer arkadaşını yoklamak ve onun durumundan emin ofmak is­tedi.  Haris isimli  güvenilir  birisine :
«— Harisi Umeyr îbn Sa'd'ın yanına git ve sanki misafiriymiş gi­bi onun evinde kal. Eğer üzerinde bolluk ve nimet belirtileri görür­sen, geldiğin gibi dön. Şayet onu sıkıntı içinde bulursan şu dinarları ona ver» deyip içinde yüz dinar bulunan bir keseyi ona teslim etti.
Haris, Umeyr İbn Sa'd'ın köyüne vardı. Onu sordu ve gösterdiler.
Umeyr'le karşılaştığında :'
«— Es-Selâmu aleyke ve rahmetullah».
«— Ve aleyke's-seiâmu ve rahmetullahî ve berakâtuh. Sen nere­den geldin?»
«— Medine'den».
«—Müslümanlar ne haldeler?»
«— İyidirler».
«— Emîrilmüminin   nasıl?»
«—Sıhhati yerinde ve iyi».
«— Hadleri uyguluyor mu?" "
Uyguluyor. Kötü bir iş yaptığı için bir oğlunu dövdü ve sopa­dan öldü».
- Allah'ım!   Ömer'e yardım et. Onun seni çok sevdiğini   biliyorum».
Haris üç gece Umeyr İbn Sa'd'm misafiri olarak kaldı. Umeyr her gece, ona bir arpa ekmeği getiriyordu.
Üçüncü gün, halktan birisi Haris'e şöyle dedi :
«— Umeyr ve ailesini perişan ettin. Onların, seni kendilerine ter­cih ettirdikleri bu arpa ekmeklerinden başka bir şeyleri yoktur. Açlık ve sıkıntı onlara zarar verdi. Onlara misafir olmaktan vazgeç. Benim misafirim ol bari».                                                                   
Haris hemen dînarlan çıkarıp Ümeyr'e verdi. Umeyr
«—Bunlar ne?!!»
«—Bunları sana Emîrulmüminin gönderdi».
«— Onları   Ömer'e  geri  götür. Selâm söyle.  Şunu   da   söyle Umeyr'in  bunlara ihtiyacı yokmuş».
Karısı bağırarak -kocasıyla misafiri arasında geçenleri duyuyor­du- şöyle dedi :
«— Al onları Umeyr! Eğer ihtiyaç duyarsan harcarsın. Değilse ge­reken yerlere verirsin. Burada muhtaçlar çok».
Haris, kadının sözlerini duyunca dinarları Umeyr'in önüne attı ve oradan ayrıldı. Umeyr onları alıp küçük keselere koydu. O geceyi ge­çirince, hemen onları ihtiyaç sahipleri arasında dağıttı. Özellikle de sehid çocuklarına verdi.
Haris Medine'ye dönünce Ömer sordu  :
«— Nasıl buldun onu, Haris?»
«—Sıkıntı içinde Emîrulmüminin!»
«— Dinarları ona verdin mî?»
«— Evet, Müminlerin Emîri!»
«— Ne yaptı onları!?»
«— Bilmiyorum ama kendine bir dirhem bile bıraktığım zannet­miyorum».
Ömer'ul-Faruk, Umeyr'e şöyle yazdı :
«— Bu mektubumu alınca hemen benim yanıma gel».
Umeyr İbn Sa'd Medine'ye geldi ve Müminlerin Emîrinİn yanına girdi. Ömer onu buyur edip yanıbaşına oturttu. Daha sonra sordu :
«— Dinarları ne yaptın Umeyr?!»
«— Elinden çıkardıktan sonra, niye onlarla ilgileniyorsun?!!,»
«— Onları ne yaptığmi öğrenmek istedim».
«— Para ve çocukların fayda vermiyeceği bir günde yararlanmak için onları kendime sakladım».
Ömer'in gözlerinden yaşlar boşandı ve :                                      
«— Görüyorum ki sen, ihtiyaçları olsa bile kendilerini başkaları­na tercih eden kimselerdensin» dedi. Ona bir vesak [3] yiyecek ve iki takım elbise verilmesini emretti.
— Bizim yiyeceğe ihtiyacımız yok. Ailemin yanında iki sa' arpa bıraktım. Onları yiyip bitirinceye kadar Allah bize başka nzıkiar gön­derir.
Elbiseleri ise hanımım için alacağım. Çünkü elbiseleri eskimişti».
Ömer'le arkadaşı arasındaki bu görüşmenin üzerinden uzun za­man geçmedi, Allah; Umeyr İbn Sa'd'ın peygamber'i, gözünün bebeği Muhammed İbn Abdullah'a kavuşmasına izin verdi.
Umeyr ahiret yolunda, gönlü rahat ve emin adımlarla, dünya yük ve ağırlıklarından hiçbir şey sırtına ağırlık yapmadan yürüdü.
Beraberinde nuru, hidayeti, ibadeti ve takvasını götürdü
Ölüm haberi gelince Ömer'in yüzünü üzüntü kapladı, içini bir sı­kıntı bastı ve şöyle dedi :
«— Müslümanların işlerinde yardımlarını isteyeceğim Umeyr İbn Sa'd gibi bazı adamlarımın olmasını arzu ederdim».
Allah Umeyr İbn Sa'd'dan razı olsun ve onu razı etsin..
O, erkekler arasında güzîde bir örnek.
" Muhammed Ibn-i Abdullah'ın medresesinde yetişmiş bir öidi...[4]




[1] Ömer İbnu'l-Hattab
[2] Humus: Suriye'nin  ortalarında  Şam'la  Haleb arasında bir şehirdir. Halid İbnu'l-Velîd'in  kabri oradadır.
[3] Vesak : 60 sa'lik bir ölçüdür. Bir sa'-ise 2.917 kg.'dır.
[4] Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/194-199.

0 Değerli Yorumlarınız:

Yorum Gönder

Arabic Korean Japanese Chinese Simplified Russian Portuguese
English French German Spain Italian Dutch

GÜLŞAH ÇOCUKEVİ

Sitemi beğendiyseniz sadece bir defaya mahsus olmak üzere g+1 butonunu tıklayarak tavsiye edebilirsiniz.. teşekkür ederim.

❀✿İzleyiciler❀✿

❀✿Google+ Followers❀✿

❀✿Son Yayınlar❀✿

❀✿Değerli Yorumlarınız❀✿

Power by: Blogger modifiye

❀✿Popular Olanlar❀✿

❀✿Ziyaretçilerimiz❀✿


web stats Neler Okunmuş hangi sayfa Tıklanmış :) Flag Counter

❀✿Archive❀✿