11 Mayıs 2011 Çarşamba

EBU HURAYRA ED-DEVSÎ


«Ebû Hurayra, müslümanlar için  Rasûluliah'ın (s.a.v.)  1600'den  fazla hadisini ezberlemiştir». [1]
Rasûlüllah'm  (s.a.v.)  ashabından olan  bu  parlak yıldızı  tanıdığı­nızdan hiç şüphe yok.
Hem İslâm ümmeti içinde Ebû Hurayra'yı tanımayan birisi var rni
ki?
Halk, Cahiliyye devrinde onu «Abduşerns: Güneşin kulu» diye ça­ğırırdı. Allah ona İslâm'ı lütfedip, Hz. Peygamber'le karşılaşmak şere­fine nail edince, Rasûîüllaht s.a.v.) ona:
«— Adın ne senin?» diye sordu, O da:
<— Abduşems». dedi. Rasûlüllah; (s.a.v.)
«— Hayır, Abdurrahman [Rahmân'ın kulu)» dedi.
«— Evet, Abdurrahman, Anam Babam sana feda olsun, ya Ra-sûlellah!»
«Ebû Hurayra» künyesinin verilişi de şöyledir:
Çocukluğunda, oynadığı küçük bir kedisi vardı. Akranları ona: Ebü Hurayra (küçük kedinin babası, yani kediyi çok seven) diye seslenme­ye başladılar. Böylece bu ismi meşhur oldu ve hatta asıl ismini unut­turdu.
Ebû Hurayra'nın yolları Resûlüllah'ın (s.a.v.) yollarıyla birleşince, Rasûlüllah (s.a.v.) gösterdiği ilgi ve sevgisinden dolayı ekseriya ona, Ebû Hirr (erkek kedi babası) diye hitap ederdi. Ebû Hurayra; «Ebû Hirr»i «Ebû Hurayra»ya tercih eder ve şöyie derdi:
«—Dostum Rasûlüllah bana böyle hitap etti. Hem «Hirr» erkek­tir, Hurayra ise dişidir. Erkek dişiden daha iyidir,
Ebû Hurayra, et-Tufeyl ibn-i Amr ed Devsî'nin aracılığıyle müslü-man olmuştu. Hicret'ten sonra, kavminden bir grupla Medine'ye, Ra-sûlüllah'in (s.a.v.) yanına heyet halinde gidinceye kadar altı yıi Devs
topraklarından ayrılmadı.
Devs'ii genç, Rasûlüilah'ın (s.a.v.) hizmet ve sohbetine sarıldı. Mescidi ev, Hz. Peygamber'i öğretmen ve önder edindi. Çünkü Hz. Peygamber sağken, çoluk çocuğu yoktu. Sadece, müşrik olarak kalmak­ta ısrar eden yaşlı bir annesi vardı, Ebû Hurayra annesine acıdığı ve onun iyiliğini düşündüğü için, onu İslâm'a davet ediyordu ama o, İs­lâm'dan yüz çeviriyordu. Böyie olunca, Ebû Hurayra üzüntüsünden yü­reği parça parça olmuş bir halde yanından ayrıldı.
Bîr gün, annesini Allah'a ve Rasûlü'ne imana davet etti. Annesi de Hz. Peygamber hakkında üzücü ve can sıkıcı bir lâf etti.
Ebû Hurayra ağlaya ağlaya Rasûlüllah'a ts.a.v.) gitti. RasûlüMah (s.a.v.) ona:
«— Niçin ağlıyorsun, Ebû Hurayra?» dedi.
«— Ben annemi bıkıp usanmadan İslâm'a davet ediyorum ama o kabul etmiyor. Bugün yine ona davette bulundum. Bana senin hakkın­da hoşuma gitmeyen şeyler söyledi. Annemin gönlünü İslâm'a meylet­tirmesi için Azîz ve Ceiîi olan Allah'a dua et.»
Hz. Peygamber, annesi için dua etti; Ebû Hurayra anlatmaktadır:
«—:: Eve gittim. Kapının kapalı olduğunu gördüm. Evden su şırıl­tısı geliyordu. İçeri girmek istediğimde annem:
— Dur, girme Ebû Hurayra!...  dedi. O giyinince: "— Gir», dedi. Ben de girdim.
«— Eşhedü en   lâ  ilahe  illallah ve eşhedü enne  Muhâmmeden âbduhu ve resûlüh». dedi.
«Bir saat önce üzüntüden ağlarken, bu defa da sevinçten ağlaya­rak Rasûlüllah'a (s.a.v.) geri gittim ve şöyle dedim:
«— Müjde ya Rasûîellah... Allah duanı kabul etti ve.annem müs-lüman oldu...»
Ebû Hurayra Hz. Peygamber'i etine ve kanına işleyen bir sevgiyle sevmiştir. Rasûluüah'a (s.a.v.) bakmaya doyamaz ve şöyle derdi:
«— Rasûlullah'tan (s.a.v.) daha güzel ve daha parlak hiçbir şey görmedim. Yüzü adeta güneş gibiydi».
Kendisine Peygamber'iyle sohbet etmeyi ve dînine girmeyi lütfet­tiği için Allah'a ham.dederek şöyle derdi:
«Ebu  Hurayra'yı İslâm'a  ileten  Allah'a hamdolsun.
Ebu Hurayra'ya Kur'ân-ı öğreten Allah'a hamdolsun.
Ebu Hurayra'ya Muhammed'ie sohbet etmeyi    lütfeden   Allah'a hamdolsun!»
Ebu Hurayra, Rasûlüllah'a (s.a.v.) düşkün olduğu gibi Üme de düş­kündü. İlim onun en büyük idealiydi.
Zeyd  İbn-i Sabit anlatmaktadır.
«— Ebu Hurayra ve bir arkadaşımla birlikte mescidde Allah'a dua ederken Rasûlüllah çıka geldi. Bi2im bulunduğumuz tarafa yönelip ara­mıza oturdu. Biz susunca şöyle dedi:
«— Biraz önce yaptığınıza devam edin».
Arkadaşımla ben Ebu Hurayra'dan önceAllah'a dua ettik-. Ra­sûlüllah (s.a.v.) duamıza amîn dedi.
Daha sonra Ebu Hurayra dua etti:
«— Allah'ım!  Ben senden arkadaşlarımın istediklerini istiyorum. Ayrıca senden unutulmayan bir ilim istiyorum...» Rasûlullah: (s.a.v.)
«—Amîn», dedi. Bunun üzerine biz:
«— Biz de Allah'tan unutulmayan bir ilim istiyoruz», dedik. Ra-sûMlah: (s.a.v.)
«— Bu konuda Devsli delikanlı sizi geçti», dedi.
Ebu Hurayra ilmi kendisi için istediği gibi başkaları için de is­temiştir...
İşte bunun misali:
Bîr gün o Medine çarşısına gitmişti. Halkın dünya işlerine dalma­ları ve ticarete kapılmaları onu endişelendirdi. Tepelerine dikilip şöy­le dedi:
«— Ey Medîne haikî! Sizi aciz bırakan nedir?!!» «— Bizim ne acizliğimizi gördün, ya Ebu Hurayra?!»
«— Siz buradasınız ama Rasûlullah'ın (s.a.v.) mirası taksim edi­liyor... Siz gitmiyor musunuz? Payınızı almıyor musunuz?!»
«—Nerede, Ebu Hurayra?
«— Mescidde».
Hemen yola çıktılar. Dönünceye kadar onları bekledi. Onlar geri dönüp geldiler:
«— Ebu Hurayra!  Mescide gittik. İçeri girdik ve taksim edilen hiçbir şey görmedik».
«— Mescidde hiç kimseyi görmediniz mi?»
«— Namaz kılan, Kur'an okuyan ve aralarında helâli ve haramı tartışan bazı kimseler gördük...»
«— Yazıklar olsun size... İste bunlar Hz. Muhammed'in mirasıdır.»
Kendini ilme ve Rasûluliah'm (s.a.v.) sohbetlerine vermesi sebe­biyle. Ebu Hurayra, hiç kimsenin katlanmadığı açlık ve yaşama zorlu­ğuna katlanmıştır.
Bizzat kendisi anlatmaktadır:
«— Çok acıktığımda, beni evine götürüp doyurması için Rasûlullah'ın ashabından birine, bildiğim halde Kur'ân'dan bir âyeti sorardım.
Bir gün çok acıkmıştım. Karnıma bir taş bağlayıp sahabenin ge­çeceği yola oturdum. Önce Ebu Bekr geçti. Allah'ın Kitabındaki bir âyeti sordum. Bunu, sırf beni evine davet etsin diye sormuştum. Ama davet etmedi. Arkasından Ömer İbnu'l-Hattab geçti. Âyeti ona da sor­dum ve o da davet etmedi. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.) geldi. Aç oldu­ğumu anladı:
«—Ebu Hurayra?»
«— Evet ya Rasûleüah!»
Peşine düştüm, birlikte eve girdik. İçinde süt dolu bir bardak gör­dü ve ailesine şöyle dedi:
«— Nereden geldi bu sîze?!»
«— Onu sana, falan kişi gönderdi», dediler.
«— Ebu Hurayra! Suffe ehline git ve onları çağır». Beni, onlara çağırmaya göndermesi hoşuma gitmedi ve dime:
«— Bu süt, Suffe ehline ne yeter?!» dedim.
Halbuki beni kendime getirecek bir çorba içeceğimi ve geri dö­neceğimi umuyordum. Suffe ehlinin yanına geldim ve onları çağırdım, Suffe ehli geldi. Onlar oturunca Rasûlullah: (s.a.v.)
"— Al Ebu Hurayra, onlara ver», dedi.
Hepsi kana kana içinceye kadar onlara verdim. Bardağı Rasû-lullah'a (s.a.v.) vermek için aldım. Gülümseyerek bana baktı:
«— İkimiz kaldık değil mi?» dedi.
«     Evet, ya Rasûlellah!»
,,_ iç» dedi. İçmeye başladım. O, devamlı iç diyordu, ben de iç­meye devam ediyorum. Sonunda:
«— Seni hak ile gönderene yemin olsun, artık boğazımdan geç­miyor...»
Bardağı  alıp geri  kalanını da o içti...
Bunun üzerinden uzun bir zaman geçmeden müslümanlara nîmet-ier ve fetih ganimetleri yağdı, Ebu Hurayra'nin da parası, evi barkı ve çoluk çocuğu oldu...
Ancak bütün bunlar o değerli zattan hiçbir şeyi değiştirmedi. Ço­ğu zaman şöyle derdi:
«— Yetim olarak büyüdüm, yoksul olarak hicret ettim. Karın tok­luğuna, Gazevan kızı Büsra'nın uşağı oldum. Yol esnasında konakla­dıklarında hizmetlerini görüyor, yol yürürlerken develerini sürüyor­dum. Sonunda Allah bana Büsra'yla evlenmeyi nasip etti.
Dini bir nizam, Ebu Hurayra'yi da imam (idareci)  [2] yapan Allah'a hamdoisun».
Ebû Hurayra, Muavîye ibn-i Ebî Sufyan tarafından birkaç defa Me-dîne'ye vah olarak tayin edilmiştir. Valilik onun güzel karakterinden ve iyi 'kalpliliğinden hiçbir şeyi değiştirmemiştir.
Vali iken Medine yollarından birinden geçmişti. Sırtında ailesi için odun taşıyordu. Sa'lebe ibn-i Mâlik'Ie karşılaştı ve ona:
«— Ey ibn-i Mâliki Emir için yolu genişlet», dedi. O da şöyle cevap verdi:
«—Allah sana merhamet etsin. Bütün bu alan sana yetmez mi?» «— Emir ve sırtındaki odunlar için yolu genişlet yeter».
Ebû Hurayra geniş ilmine ve iyi yürekliliğine takvayı da eklemiş­ti. Gündüz oruç tutar, gecenin ilk üçte birinde önce kendisi namaz kılar, sonra hanımını uyandırır, gecenin ikinci üçte birinde de hanımı namaz kılardı. O da kızını uyandırır, geri kalan üçte birinde de kızı namaz kılardı.
onun evinde ibâdet kesilmezdi.
Ebû Hurayra'nm zenci bir cariyesi vardı. Cariye ona kötü davra­nıp ailesini üzdü. Ebû Hurayra ona vurmak için kırbacını kaldırdı. Son­ra vazgeçti ve şöyle dedi:
«— Kıyamet gününde kısas olmasaydı, senin bizi üzdüğün gibi ben de seni üzerdim. Fakat çok ihtiyâcım olduğu halde, seni bedelini tam ödeyecek kimseye satacağım (Allah rızası için seni serbest bı­rakacağım). Şimdi git. Azîz ve Celîl olan Allah için sen serbestsin».
Kızı, Ebû Hurayra'ya şöyle derdi:
«— Baba!  Kızlar beni ayıplayıp şöyle diyorlar: Niye, baban sana altın takmıyor».
O da şöyle cevap verirdi:
«— Yavrucuğum!  Onlara de ki:  Babam beni Cehennem alevinin hararetinden koruyor».
Ebû Hurayra'nm kızına zinet takmaması, onun cimrilik ve paraya düşkünlüğünden değildi. Zira o, Allah rızası için cömert ve eli açık bir kimseydi.
Mervan ibnu'l-Hakem ona yüz dinar altın yolladı. Ertesi gün de birisiyle şu haberi gönderdi:
«— Uşağım, yanılıp dinarları sana vermiş, halbuki o paraları ben sana değil, başkasına göndermiştim»,
Ebû Hurayra şaşırdı ve şöyle cevap verdi:
«— Yanımda bir dinarını bile geceletmeden onları Allah yolun­da dağıttım. Onları maaşımdan kes».
Mervan bunu sırf denemek için yapmıştı. Meseleyi araştırdı ve doğru olduğunu anladı.
Ebû Hurayra —hayatı boyunca
—annesine itaatkâr davranmıştır. Ne zaman evden çıkmak isterse, onun odasının kapısında durur, şöyle derdi:
«— Es-se!âmu aleyki ve rahmetullahi ve berakâtuh, anneciğim!» «— Ve aleyke's-selâmu ve rahmetullahi ve berakâtuh yavrum!»
«— Küçükken beni büyütüp terbiye etmenden dolayı Allah sana merhamet etsin».
«— Büyüdüğün halde, bana itaat edip iyi davranmandan dolavi, Allah sana da merhamet etsin».
Evine döndüğü zaman da bunu aynen tekrarlardı.
Ebû Hurayra halka, babalarına itaat ve iyilik etme, onlardan ilgiyi kesmeme konusunda öğüt vermeye çok önem verirdi.
Bir gün, birisi diğerinden daha yaşlı, yanyana yürüyen iki kişi gördü:
«—-Bu adam, senin neyin olur?» dedi. «— Babam olur».
«— Ona adıyla hitap etme. Önünde yürüme ve ondan önce otur­ma...»
Ebû Hurayra ölüm yatağına düştüğünde ağladı...
Sordular:
«— Niçin ağlıyorsun Ebû Hurayra!»
«— Ben bu dünyanıza ağlamıyorum... Ancak yolculuğun uzak olu­şuna ve azığın az oluşuna ağlıyorum... Beni Cennet'e veya Cehen-nem'e götürecek bir yolun sonunda durdum. Artık bilmiyorum, onla­rın hangisinde olurum!!»
Mervan İbnu'I-Hakem ziyaretine geldiğinde ona şöyle dedi: «— Allah sana şifa versin Ebû Hurayra!» O da şöyle dedi:
«— Allah'ım! Sana kavuşmak istiyorum. Benim kavuşmamı iste. Bu konuda benim için acele et...»
Mervan evden ayrıldıktan biraz sonra hayata gözlerini yumdu.
Allah Ebû Hurayra'ya bol bol rahmet etsin. O, müslümanlar için, Rasûlullah'ın (s.a.v.) 1600'den fazla hadîsini ezberlemiştir.
Allah, İslâm ve müslümanlar adına ona mükâfat versin[3].




[1] Tarihçiler
Ebû Hurayra en çok hadîs rivayet eden salıabilerin başında zikredilir. İbnul Cevzî Bakıy İbn-i Mahled'in Musned'inde Ebû Hurayra'ya ait 5374 hadis say­mıştır. Ama Ahmed İbn-i Hanbel'in Musned'inde yer alan Ebû Hurayra hadis­lerinden mükerrer olanlar çıkarıldığı takdirde 1579 hadisin kaldığı görülür. Mü­ellifin «1600'den fazla hadîs ezberlemiştir» ifadesi 1579 sayısına yakın ise de, kesin olarak nereye dayandığı bilinmemektedir.   (Çeviren)

[2] Muaviye ibn-i Ebî Sufyan tarafından Medine'ye vali tayin edildiğine İşaret etmektedir
[3] Ebu Hurayra hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız:
1- El-İsabe (os-Seacle baskısı), S. 199-207.
2- El-İstîab (Haydarabad ed-Deken baskısı), S. 697-698.
3- Usdu'I-ğabe, V/315-317.
4- Tehzİbu't-tehzîb, XII/262-267.
5- Takrîbu't-tehzîb, H/484.
6- El-Cemu beyne ricati's-sahihayn, 11/600-601,
7- Tecrîdu esmai's-sahabe, H/223.
8- Hılyetu'I-evliya, i/376-385.
9- Sıfelu's-safve, 1/285-289.
10- Tezkİratu'i-huffaz,   1/28-31.
11- İbn Kuteybe, el-Maarif, S. 120-121.
12- Tabakatu'ş-Şa'ranî, S. 32-33.
13- Marifetu'l-kurrai'l-kİbar, S. 40-41.
14- Şezeratu'z-zeheb, I/63-64.
15- Et-Tabakatu'f-kubra, II/362-364.
16- Ez-Zehebî, Tarîhu'l-İslâm, 11/333-339.
17- Ei-Bidaye ve'n-nihaye, S. 103-115.
18-Muhammed Âccac ef-Hatib,  Ebu Hurayra  (Arap büyükleri  dizisinden).
Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/367-375.

❀✿Google+ Followers❀✿

❀✿İzleyiciler❀✿

❀✿Popular Olanlar❀✿

❀✿Ziyaretçilerimiz❀✿


web stats Neler Okunmuş hangi sayfa Tıklanmış :) Flag Counter

❀✿Archive❀✿