11 Mayıs 2011 Çarşamba

TALHA İBN-İ UBEYDİLLAH ET-TEYMÎ


«Ecelini tamamladığı halde, toprak üzerinde yürüyen birini görmek kim! mem­nun   ederse Talhâ   İbn-i Ubeydillâh'a  baksın».
—Allah'ın Rasûlü Hz. Muhâmmed (s.a.v.) —
Talha İbn-i Ubeydillah et-Teymî, Kureyş kafilelerinden birisiyle ti­caret için Şam diyarına gidiyordu. Kafile Busra şehrine varınca, Ku-reyşli yaşlı tacirler alış-verişte bulunmak üzere, şehirde kurulan pa­nayıra gittiler...
Öbürlerinin ticarî tecrübelerine sahip olmamasına rağmen Talhâ, onlarla yarışacak ve onlar olmaksızın daha fazla kazanacak kadar kes­kin bir zekâ ve ileri bir görüşe sahipti.
Her taraftan gelen tacirlerle dolup taşan panayırda dolaşırken sa­dece onun bütün hayatının akışını değil, tarihin seyrini tamamen de­ğiştirmeyi müjdeleyen bir olay geçti.
Enteresan hikâyesini anlatması için sözü Talha İbn-i Ubeydillah'a bırakalım.
Talha anlatmaktadır:
«— Biz  Busra  panayırında dolaşırken  halkın arasında bir rahip şöyle haykırıyordu:
«—- Tacirler! Bu mevsimde gelenlere  sorun. İçlerinde  Mekke'li birisi var mı?»
Ben onun yakınındaydım. Hemen yanına gittim.
«— Evet, var. Ben Mekkeliyim». dedim.
 «— Aranızda Ahmed ortaya çıktı mı?»
«— Ahmed de kimdir?»
«— Abdulmuttalib'in torunu, Abdullah'ın oğlu... Bu onun ortaya çıkacağı aydır ve o, peygamberlerin sonuncusudur... O, sizin memle­ketiniz olan Mekke'den çıkacak, siyah taşları, hurmaları ve sulak ço­rak toprağı olan bir yere hicret edecek...
Genç! Sakın ona gitmekte gecikme!»
Onun sözleri bana tesir etmişti. Hemen devemin yanına gittim, yol hazırlıklarını tamamladım. Kafileden ayrılıp hızla Mekke'ye doğru hareket ettim. Mekke'ye varınca aileme sordum:
«— Biz ayrıldıktan sonra Mekke'de bir olay oldu mu
Evet, Abdullah'ın oğlu Muhammed, Peygamber olduğunu id­dia ederek ortaya çıktı, [Ebû Bekir'i kastederek) Ebû Kuhafe'nin oğlu
da ona uydu».
Ebû Bekir'i tanıyordum. Yumuşak, sevimli ve uysal birisiydi. Ah­lâklı ve dürüst bir tacirdi. Ondan hoşlanırdık. Kureyş'le ilgili hadise­leri ve nesepleri iyi bildiğinden, onunla oturup sohbet etmeyi severdik.
Ebû Bekir'e gidip:
«—Muhammed ibn-i Abdillâh'in peygamberliğini ilân ettiğini vt senin de ona uyduğun söylentisi doğru mu?» dedim.
— Evet...» dedi ve bana, onunla ilgili bilgi verdi ve ona gitmemi tavsiye etti. Ben de ona, rahibin söylediklerini anlattım. Bana hayret etti:
«— Gel, Hz. Muhammed'în yanına gidelim. Bunu ona da anla söylediklerini dinle ve Allah'ın dînine gir», dedi.
Birlikte Hz. Muhammed'e gittik. Hz. Peygamber bana İslâm'ı an­lattı. Kur'ân'dan âyetler okuyup dünya ve âhiretin en hayırlı iki şeyi­ni bana müjdeledi. Allah göğsümü İslâm'a açtı. Busra'da rahibin söy­lediklerini ona da anlattım. Buna çok memnun oldu.
Sonra kelime-i şehâdeti getirdim. Böylece Hz. Ebû Bekir'in ara-cılığtyle müslüman olanların dördüncüsü olmuştum".
Kureyşli gencin müslüman oluşu, ailesine ve yakınlarına yıldırım te'sîri yapmıştı. Müslüman oluşuna en çok üzülen annesi olmuştu. O, oğlunun kavmine başkan olmasını istiyordu. Onu dininden vazgeçir­meleri için, hemen kavmine koştu ama onlar Talhâ'nın büyük bîr dağ gibi kımıldamadığını gördüler. Güzellikle onu ikna etmekten ümitleri­ni  kesince, işkence ve eziyete başvurdular.
Mes'ûd ibn-i Hıraş anlatmaktadır:
«— Safa ile Merve arasında sa'y ederken, kalabalık bir toplulu­ğun elleri boynuna bağlanmış bir gencin peşinden gittiklerini gördüm. Onlar onun hem peşinden koşuyorlar, hem arkasından itip kakıyorlar, hem de başına vuruyorlardı. Gencin arkasında ona hakaret eden ve bağırıp çağıran yaşlı bir kadın da vardı.
—  Kim bu genç? dedim.
—  Bu, Talhâ İbn-i Ubeydillah'tir. Dininden dönüp Haşim oğulları­nın çocuğuna uymuş.
—  Arkasındaki şu yaşlı kadın kimdir?
- O da annesi es-Sabe Bint el-Hadramî'dir».
Daha sonra, «Kureyş'in Aslan'ı» denilen Nevfel ibn-i Huveylid, Talha ibn-i Ubeydillah'ın yanma gitti. Talha'yi ve Ebû Bekir'i önce ay­rı ayrı, daha sonra da birbirine bağladı. En ağır işkenceleri yapmaları için, onları Mekke serserilerine teslim etti...
Bundan dolayı Talha ibn-i Ubeydillah'la Ebû Bekir es-Sıddîk'a «Bi­tişikler» adı verilmiştir.
Böylece günler geçmeye ve hadiseler birbirini kovalamaya, bu arada Talha ibn-i Ubeydillâh da olgunlaşmaya başladı. Allah ve Rasû-lü'nün yolundaki yiğitliği, İslâm'a ve müslümanlara yararlılığı artıyor­du. Hatta müslümanlar ona; «canlı şehîd» lâkabını vermişlerdi. Rasû-lûllah (s.a.v.) da onu; «İyilik Talhâ'sı», «Cömertlik Talhâ'si» ve «Fey­yaz Talhâ» diye çağırmıştı.
Bu lâkaplardan her birinin, birbirinden müthiş hikâyesi vardır.
Ona «Canlı Şehîd»  lâkabının verilişi şöyledir:
Uhud savaşında müslümanlar Rasûlüllah'ı (s.a.v.} terkettiklerinde yanında sadece 11 Ensarlı'yla, Muhacirlerden Talha İbn Ubeydillâh kalmıştı.
Rasûlüllah (s.a.v.) ve yanındakiler dağa çıkıyorlardı. Bir grup müş­rik, onu öldürmeye geldi. Rasûlüllah: (s.a.v.)
«—.Cennet'te arkadaşım olmak için bunları bizden kim uzaklaş­tıracak?» dedi. Talhâ:
«— Ben ya Rasûlellah!» diye cevap verdi. Rasûlüllah: {s.a.v.) «— Hayır, sen dur!» dedi. Ensar'dan birisi: «— Ben ya Rasûlellah!» dedi: «— Evet sen diye cevap verdi».
Ensarlı o zat, şehîd oluncaya kadar dövüştü. Rasûlüilah (s.a.v.) yanındakiferle birlikte dağa tırmandı. Ama müşrikler yine ona yetiş­ti, Rasûlüllah: (s.a.v.)
«— Şunların hakkından gelecek birisi yok mu?" diye sordu. Talha:
«— Ben ya Rasûlellah».
«—Hayır, sen dur!»
Ensardan birisi:
«—Ben ya Rasûlellah!» dedi.
«— Tamam, sen», diye cevap verdi. O Ensarlı da şehîd olunca­ya kadar dövüştü.
Rasûlüllah {s.a.v.) dağa tırmanmaya devam etmişti. Müşrikler yine yetiştiler. Rasûlüllah (s.a.v.) devamlı aynı sözü söylüyor, Tal­ha da:
„— Ben, ya Rasûlellah!» diyordu. Hz. Peygamber onu kabul, et­miyor. Ensar'dan birisine izin veriyordu. Nihayet hepsi şehîd oldu. Ya­nında Talhâ'dan başkası  kalmayıp müşrikler ona yetişince, Talha'ya:
«— Şimdi, evet...» dedi.
Rasûîüllah'ın (s.a.v.) dişleri kırıirmş, alnı yarılmış, dudağı patla­mış, yüzü kan içinde kalmıştı. Ayrıca çok yorulmuştu. Talhâ müşrik­lere saldırıyor, onları Rasûlüliah'tan (s.a.v.) uzaklaştırıyor, sonra Hz. Peygamber'in yanına geliyor, onu biraz daha dağa çıkarıyor, bir yere oturttuktan sonra müşriklere yeniden saldırıyordu.
Müşrikleri  ondan uzaklaştırıncaya  kadar böyle yapmaya devam etti...
Ebu Bekr şöyle anlatır:
«— o anda, Ebû Ubeyde İbnu'i-Cerrah'la ben Rasûlüllah'dan {s.a.v.) uzakta bir yerdeydik. Yardım etmek üzere Rasûîüllah'ın (s.a.v.) yanına geldiğimizde, Talha'yı kastederek:
„— Beni bırakın, arkadaşınızın yanına gidin» dedi.
Kimisi kılıç darbesi, kimisi de mızrak ve ok yarası oian 70 küsur yarası vardı. Bu yaralardan kanlar fışkırıyordu. Eli kesilmiş, baygın bir halde bir çukura yığılmıştı...
Rasûlüllah (s.a.v.) bundan  sonra  şöyle  demiştir:
«— Ecelini tamamlamış olduğu halde, toprak üzerinde yürüyen birini görmek kimi memnun ederse, Talha İbn Ubeydillah'a baksın».
Hz. Ebu Bekr Uhud'dan söz edildiği zaman şöyle derdi: <— Bu, tamamı Talha'ya ait olan bir gündür».
Bu Talha İbn Ubeydillah'ın, «Canlı Şehîd» diye nitelendirildiği hi­kâyedir, ona «İyilik Taiha'si» ve «CömertlikTalha'si» lâkaplarının ve­rilişinin yüzlerce hikâyesi vardır...
İşte bunlardan biri:
Taiha, ünlü ve zengin bir tacirdi. Bir gün ona Hadramut'tan yedi yüz bin dirhem değerinde bir mal gelmişti. Talha, o geceyi korku ve sıkıntı içinde geçirdi.
Karısı Ummu Kulsûm Bint Ebî Bekr es-Stddîk yanına gelip:
«— Neyin var Ebu Muhammed?!! Herhalde yaptığımız bir şey se­nin canını sıktı».
«— Hayır, sen mükemmel bir eşsin... Gece boyu düşünüp kendi kendime şöyle dedim:
«— bu maj evindeyken uyuyan bir kimsenin Rabbi'ne olan imanı nicedir?»
«— O malın nesi seni üzüyor?! Halkının muhtaç ve fakirleri var­ken sen ne duruyorsun? Sabah olunca o malı onlara paylaştırırsın».
«— Allah sana rahmetini esirgemesin. Sen doğru bir kimsenin doğru kızısın...»
Sabah olunca malı, torba ve tabaklara koyup Muhacir ve Ensar'ın fakirlerine dağıttı.
Bir de şu anlatılmıştır:
«— Bir adam  bağışta  bulunmasını isteyerek Talha İbn  Ubeydil-lah'a geldi ve aralarında bir yakınlık bulunduğunu iddia etti».
Talha şöyle dedi:
«— Bu, daha  önce hiç kimsenin söylemediği bir yakınlıktır.  Be nim, Osman ibn-i Affan'ın üç yüz bin dirhem verdiği bir arazim var... İstersen o araziyi al, istersen üç yüz bin dirheme onu satıp parasım vereyim».
Adam:
«— Ben onun  parasını  istiyorum», deyince,   satıp   parasını  ona verdi...
«İyilik Talha'sı» ve  «Cömertlik Talha'sı»na  Rasûlüllah'ın hediye ettiği bu lâkaplar mübarek olsun.
Allah ondan razı olsun ve onu nur içinde yatırsın.[1]




[1] Talha   İbn   Ubeydulfah et-Teymi   hakkında geniş   bilgi   için aşağıdaki eserlere bakınız:
1- Et-Tabakaiu'l-Kubra, IIİ/152.
2- Tehzibu't-tehzib, V/20.
3- El-Bed'u ve't-tarih, v/12.
4- El-Cemu beyne ricali's-Sahihayn, s. 230.
5- Gayetu'n-nihaye, I/342.
6- Er-Rİyazu'n-nazire, M/249.
7- Spfetu's-safve,  1/130.
8- Hi!yetu'I-euliya, i/7.
9- Zeylu'I-miizeyyel, s. 11.
10- Tehzîbu İbn Asakir, VII/71.
11- E!-Muhabber, 355.
12- Rağbetu'l-âmal, 111/16, 89.
Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/361-366.

0 Değerli Yorumlarınız:

Yorum Gönder

❀✿Google+ Followers❀✿

❀✿İzleyiciler❀✿

❀✿Popular Olanlar❀✿

❀✿Ziyaretçilerimiz❀✿


web stats Neler Okunmuş hangi sayfa Tıklanmış :) Flag Counter

❀✿Archive❀✿