11 Mayıs 2011 Çarşamba

ER-RABİ' İBN-İ ZİYAD EL-HARİSÎ


«Halife olduğumdan beri er-Rabî' İbn-î Ziyad gibi kimse bana doğruyu söylemedî.»  [1]                                                   
İşte Medine!  Ebu Bekr'in kaybına duyduğu üzüntüyü gizlemeye çalışmaktadır.
İşte şunlar da, darlıkta ve bollukta Halîfe Ömer'e, itaat ettiğine dair bey'at etmek için, her gün vilâyetlerden Yesrib'e gelen heyetler...
Bir gün Emîrulmüminîn'e başka heyetlerle birlikte Bahreyn he­yeti gelmişti. Ömer gelen heyetlerin konuşmalarını dinlemeye çok önem verirdi. Belki onların konuşmalarında iyi bir ders, faydalı bir gö­rüş veya Allah'a, kitaplarına ve müslümanfarın umumuna ait bir na-sîhat bulabilirdi.
Gelenlerden bazılarının konuşmalarını dinledi ama onlar önemli birşey söylemediler. İyi bir kimse olduğunu tahmin ettiği birisine işa­ret edip:
«— Haydi konuş bakalım» dedi.
Adam Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra:
«— Ey mü'minlerin emiri! Allah senin başına bir belâ verdi. Se­ni denemek için bu ümmetin işini sana verdi. Üzerine aldığın vazife­de Allah'tan kork. Fırat kenarında bir koyun kaybolsa, Kıyamet günü senden onun mutlaka sorulacağını bil», Ömer ağladı:
«— Halîfe olduğumdan beri, senin gibi, kimse bana doğruyu söy­lemedi. Sen kimsin?» dedi.
«— Ben, er-Rabî' ibn-i Ziyad el-Harisî'yim». «— Muhacir ibn-i Ziyad'm kardeşi misin?»
 «— Evet».
Heyet dağılınca Ömer ibnu'l-Hattab, Ebû Musa'l-Eş'ârî'yi çağırıp; söyle dedi:
«— Er-Rabî' ibn-i Ziyad'ın durumunu araştır. Eğer dürüstse, onunj bize yardımı dokunur. Ona görev ver ve bana mektupla bildir.»      /
Kısa bir süre sonra Ebû Musa'l-Eş'ârî Halîfe'nin emrine uyarak Ehvaz sınırları içindeki Menazir'i fethetmek İçin bir ordu hazırladı. Orduya er-Rabi' ibn-i Ziyad ve kardeşi Muhacir'i de aldı.
Ebü Musa'l-Eş'ârî Menazir'i kuşattı. Oranın halkıyla benzeri az görüien çarpışmalar yaptı. Müşrikler de iyi bir savunma yaptılar. Müs­lümanlar tahminin üstünde kayıplar verdiler.
Müslümanlar ramazan olduğu için o gün oruçlu olarak savaşıyor­lardı. Er-Rabî, ibn-i Ziyad'ın kardeşi el-Muhacir, müslüman saflarında ölenlerin çok olduğunu görünce nefsini Allah rızası için satmaya ka­rar verdi. Kefen giyip kardeşine vasiyetini yaptı...
Er-Rabî1, Ebû Musa'ya gidip şöyle dedi :
«— El-Muhacir, kendini oruçlu olarak satmaya karar vermiş, müs-lümanlar da harbin şiddeti ve orucun sıkıntısı azimlerini kırdığı için ona katılmışlar. Oruçlarını bozmayı da kabul etmiyorlar. Sen uygun gördüğünü yap».
Ebû Musa'l-Eş'ârî ordunun içinde şöyle haykırdı:
«— £y müslümanlar! Bütün oruçluların orucunu bozmasına veya harpten vazgeçmesine karar verdim». Arkasından başkaları da içsin diye matarasından su içti. El-Muhacir onun konuşmasını duyunca bir yudum su içti ve şöyle dedi:
«— Vallahi ben, susadığım için içmedim. Ancak komutanımın em­rini yerine getirdim».
Arkasından kılıcını çekti ve safları yarmaya, hiçbir korku ve ür­perti duymadan adamları yıkmaya başladı. Düşman ordusunun içine dalınca, her taraftan onu sardılar. Düşman kılıçları önden ve arkadan onu ele geçirdiler ve nihayet o yere yıkıldı.
Düşmanlar onun başını kesip savaş alanına bakan yüksek bir ye­re astılar. Er-Rabî' ona bakıp:
«— Senin için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer var. Val­lahi, inşaallah senin ve diğer şehîdierin intikamını alacağım» dedi.
Ebû Musa, er-Rabî'İn başına gelen kardeşinin başının kopanlma-sı belâsını görünce ve onun içinde Allah'ın düşmanlarına karşı uya-S nan kini farkedince, ordu komutanlığını ona bırakıp kendisi Sus'u fet­hetmeye gitti.
Er-Rabî' ve ordusu müşriklere karşı fırtına gibi esti, sel gibi coş­tu. Düşman kalelerini sardılar. Onların saflarını parçalayıp güçlerini kırdılar. Allah, Menazir'in fethini er-Rabî' ibn-i Ziyad'a nasîb etti. Er-Rabî, askerler öldürdü, esirler aldı. Birçok da ganîmet elde etti.
Menazir'in fethinden sonra er-Rabî' ibn-i Ziyad'ın yıldızı parladı ve adı dilden dile yayıldı.
O, büyük işler için aranan ve çok sevilen bir komutan olmuştu... Müslümanlar, Sicistan'ın fethine karar verdikleri zaman ordu komu­tanlığına onun getirilmesini ve onun vasıtasıyla zafere ulaşmayı arzu ettiler.
Er-RabîT ibn-i Ziyad Allah yolunda savaşan ordusuyla uzunluğu 75 fersah olan ve çöldeki yırtıcı hayvanların bile geçemediği bir çölü aşarak Sicistan'a vardı. Karşısına ilk çıkan yer Sicistan hududundaki Rustakzalik oldu. Rustakzalİk lüks köşklerle mamur, yüksek surlarla çevrili, iyi şeyleri ve meyveleri bol olan bir şehirdi.
Zekî komutan, girmeden önce casuslarını Rustakzalik'e gönderdi. Halkın, yakında bir şenlik yapacağını öğrendi. Şenlik gecesi onlara, beklenmeyen anî bir baskın yaptı. Onların kılıçlarını boyunlarına koy­durup hepsini teslim aldı. On bin kişiyi esir almıştı. Ağaları da esir olmuştu. Esirler arasında ağanın kölesi de vardı. Kölenin üzerinde, efendisine götürmek üzere yanına aldığı 300.000 dinarı buldular. Er-Rabî' ona sordu.
«— Bu paralar nereden geldi?»
«— Efendimin köylerinin birinden».
«— Her sene ona bu kadar parayı bir köy mü verir?»
a— Evet...»
«— Bu kadar parayı nasıl temin edersiniz?»
«— Baltalarımızla, oraklarımızla ve alın terimizle».
Savaş sona erince ağa, kendisinin ve ailesinin fidyesini sunmak üzere er-Rabî'ye geldi. Er-Rabî' ona  :
«— Çok fidye verirsen seni serbest bırakırım?» «— Ne kadar istersin?»
«— Ben şu mızrağı yere dikeceğim. Sen de görünmez oluncaya kadar üzerine altın ve gümüş dökeceksin».
«— Tamam, kabul ettim» dedi. Hazinelerindeki altın ve gümüş­leri mızrağın üzerine dökmeye başladı. Nihayet mızrak görünmez oldu.
Er-Rabî' ibn-i Ziyad muzaffer ordusuyla Sicistan topraklarının iç­lerine kadar girdi. Sonbahar rüzgârları esince, ağaçların yapraklan altlarına düştüğü gibi, kaleler de er-Rabî'nin atlarının ayaklan altına düşmeye başladılar. Şehir ve köylerin halkları, kendilerine kılıç çe­kilmeden, aman dileyerek ve boyun eğerek onu karşılıyorlardı. Er-Ra­bî' en sonunda Sicistan'ın başkenti Zerenc şehrine vardı. Anladı ki, düşman onunla savaş yapmak için hazırlık yapmıştı. Birlikler düzen­lenmiş, fedailer çıkarılmış, kendilerine pahalıya mol olsa da er-Rabî'in ordusunu Sîcîstan'da durdurmaya karar verilmişti.
Er-Rabî' ile düşmanları arasında, istenen kurbanlara her iki tara­fın da pek cimri davranmadığı bir harp oidu.
Müslümanların galibiyetine dair bir belirti ortaya çıkınca Perviz isimli Merzuban (hudut muhafızı) biraz kuvveti varken, er-Rabî' ile barış yapma gayretine girdi. Belki kendisi ve milleti için daha iyi bazı şartlar koparabilirdi. Er-Rabî'e, görüşme teklifinde yani barış anlaş­ması teklifinde bulunmak üzere bir adamını gönderdi. Er-Rabî' onun teklifini kabul etti.
Er-Rabî' adamlarına, Perviz'i karşılamak için bir yer hazırlamala­rını emredip görüşme yerinin etrafında İran ölülerinin cesetlerinden bir yığın yapmalarını ve onun geçeceği yolun iki yanma dağınık halde cesetler koymalarını istedi...
Er-Rabî' uzun boylu, iri kafalı ve çok esmerdi. Karşısındakine dehşet veren iri bir gövdesi vardı.
Perviz onun huzuruna girince ondan ve ölülerin görünüşünden çok korkup titremeye başladı. Ona yaklaşmaya cesaret edemedi... Onun­la kekeleye kekeleye konuştu. Er-Rabî'a bin köle ve her kölenin ba­şında altın bir kâse vermeye sözverdi. Er-Rabî' bunu kabul etti. Per-vîz'le bu şekilde anlaşmış oldu.
Ertesi gün, er-Rabî' ibn-i Zîyad, müslümanların, «Lâ ilahe illallah» ve «Allahu Ekber» sesleri arasında ve etrafındaki bin köleyle birlik­te şehre girdi.
O gün Allah'ın günlerinden önemli bir gün oldu...
Er-Rabî' ibn-i Ziyad, müslümanların elinde, Allah'ın düşmanlarına karşı çekilmiş bir kılıç oldu. Müslümanlar için şehirler fethetmiş ve valiliklerde bulunmuştu. Umeyye oğulları işbaşına geçince, Muâviye ibn-i Ebî Sufyan onu Horasan'a vali yaptı...
Ancak onun bu valiliğe gönlü yatmamıştı...
Umeyye oğullarının en büyük valilerinden birisi olan Ziyad ibn-i Ebîh'in, ona bir mektup göndermesi, onun bu valilikten tiksinmesini
artırdı. Mektupta şöyle diyordu:
«Emîrulmü'minîn, Muâviye  ibn-i Ebî Sufyan sana harp ganîmeti olan altın ve gümüşleri   müslümanların   Beytülmaline   bırakmanı   ve bunların dışındakiler!   mücâhidler arasında  taksim   etmeni yor...»
O da şu cevabı verdi:
«Azîz ve Celîl olan Allah'ın; Emîrulmü'minîn'in diliyle bana em­rettiğinden  başka şekilde  emrettiğini gördüm».
Daha sonra halka şöyle seslendi:
«— Ben ganimetlerinizin yanına gidiyorum. Gelip onları alınız...» Ganîmetlerin humusunu (beşte bîrini) da Şam'daki hilâfet merke­zine gönderdi.
Bu mektup geldikten sonraki cuma gününde er-Rabî1 ibn-i Ziyad, beyaz elbiseler içinde namaza gitti. Halka cuma hutbesini okuduktan sonra şöyle dedi;
«— Ey cemaat! Ben artık yaşamaktan bıktım. Ben bir dua edece­ğim. Benim duama amîn deyiniz». Arkasından şu udayı yaptı:
«—, Allah'ım! Eğer benim iyiliğimi istiyorsan, beni hemen ken­dine  kavuştur..."
Halk  onun  duasına, amîn dedi.
O gün daha güneş batmadan er-Rabî' ibn-i Ziyad, Rabbine ka­vuştu.[2]




[1] Ömer  İbnu'l-Hattab.
[2] Er-Rabî'  İbn Ziyad el-Harisi hakkında geniş bilgi   için  aşağıdaki eserlere  ba­kınız :                                                                                                  
1- Usdu'l-ğabe, H/206
2- Tarîhu't-Taberî,  ÎV/183-185;  V/226,285,286,291
3- El-İsabe,  I/405
4- Ei-Kamii  îi't-tarih fihristlere  bakınız.
5- Cemheratu'l-ensab, s. 391
6- Tehzîbu'Mehzîb,  IH/244
7- Hayatu's-sahabe,   il/168,268
Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/325-330.

❀✿Google+ Followers❀✿

❀✿İzleyiciler❀✿

❀✿Popular Olanlar❀✿

❀✿Ziyaretçilerimiz❀✿


web stats Neler Okunmuş hangi sayfa Tıklanmış :) Flag Counter

❀✿Archive❀✿