Ya Rabb Ne İstiyorsan Benden Onu Diliyorum Senden..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

RABİA İBN-İ KÂ'B


Rabiâ İbn-i Ka'b kendisi anlatmaktadır :
«Gönlüm iman nuruyla aydınlandığında ve kalbim İslâm'ın manâ-larıyla dolduğunda taze bir gençtim.
Gözlerim Rasûlüilah'ı (s.a.v,) ilk görüşünde, onu bütün organla­rımı saran bir sevgiyle sevdim ve beni her şeyden alakoyacak şekil­de ona tutuldum.
Bîr gün kendi kendime şöyle dedim :
«— Yazıklar olsun sana Rabîa! Niçin kendini tamamen Rasûlül-lah'ın (s.a.v.) hizmetine vermiyorsun?»
Git, kendini ona arzet...
Eğer seni kabui ederse ona yakın olmak saadetine erer, sevgisini kazanır, dünya ve ahiretin en iyisini elde edersin.
Kendimi Rasûiüllah'a (s.a.v.) arzötmekte ve beni hizmetine kabul etmesini rica etmekte gecikmedim.
Rasûlüllah (s.a.v.) ricamı geri çevirmedi ve benim ona hizmet et­meme razı oldu.
O günden itibaren, Rasûlüilah'ı gölgesinden daha iyi taki birisi olmuştum.
den
Nereye gitse onunla beraber yürür, nasıl dönse çevresinde öyle dönerdim.
Benim bulunduğum tarafa göz ucuyla bir defa baksa hemen, önü­ne dururdum.
O da bir ihtiyacı olunca, hemen onu yapmam için beni bulurdu.
Gün boyunca ona hizmet ederdim. Gün bitince o, yatsıyı kılıp evi­ne çekilirdi. Ben de gitmeye niyet ederdim. Ama kendi kendime şöy­le derdim :
Nereye gidiyorsun Rabîa?
Belki geceleyin Rasûlüllah'ın (s.a.v.) bir ihtiyacı olur.
Evinin eşiğinden ayrılmamak üzere kapıda otururdum.
Rasûlüllah (s.a.v.) geceyi namaz kılarak geçirirdi. Çok defa Fati-ha'yı okuduğunu duyardım. Gece yarısına kadar onu okur dururdu. Çok uzun sürdüğü için oradan ayrılırdım veya uyku bastığı için uyur kalırdım.
Çok defa, «Semîâ'llahu limen hâmideh» dediğini duyardım. Onu da Fatiha'yi okuduğundan daha uzun sûre okurdu.
Rasûlüllah (s.a.v.) kendisine iyilikte bulunan kimseye onunkinden daha büyük bir iyilikle karşılık vermeyi isterdi.
Ona yaptığım hizmetten dolayı, bana karşılık vermeyi istemişti : Bir gün yanıma gelip : «— Rabia!» dedK
«— Buyur ya Rasûlallah!» Allah sana saadet versin.
 Benden birşey iste, onu sana vereyim». Biraz düşünüp şöyle dedim :
«— Ya Rasûiallah! İsteyeceğimi düşünüp sana bildirmem için ba­na mühlet ver».
«— Tamam, zararı yok».
O sırada ben; ailestz, parasız ve evsiz-barksiz yoksul bir gençtim. Benim gibi yoksul müslümanlarla birlikte mescidin sofasında [1]  kalı­yordum.
Halk bize «İslâm'ın misafirleri» derdi.
Müslümanlardan biri Rasûlüliah'a (s.a.v.) bir sadaka getirdiği za­man, o sadakanın tamamını bize gönderirdi.
Yine birisi ona hediye verdiğinde, Rasûlüllah (s.a.v.) bir kısmını kendisi alır, geri kalanını da bize verirdi.
İçimden şöyle geçirdim: Fakirlikten kurtulup zenginleşeceğim, başkaları gibi, mal, hanım ve çocuk sahibi olacağım dünya nîmetİerin-den birini isteyeyim.
Ancak şöyle demekte gecikmedim.
«— Yazıklar olsun sana Rabîa İbn-i Ka'b! Dünya gelip geçicidir, fanidir. Azîz ve Ceîîi olan Allah, senin dünyadaki rızkına kefildir. O dünya rızkı sana mutlaka gelecektir.
Peygamber'in Rabbi katında, isteği geri çevrilmeyen bir derecesi vardır. Ondan, senin için ahiret nimeti olan birşeyi talep et».
Böylece içim rahatlamıştı. Daha sonra Rasûlüliah'a geldim.
«—Ne diyorsun Rabîa!»
«— Ya Rasûlallah! Benim için Allah Ta'âlâ'ya; beni cennı na arkadaş etmesi için dua etmeni istiyorum».
«— Bunu sana kim tavsiye etti
«— Hiç kimse tavsiye etmedi. Fakat sen bana : Benden birşey is­te, onu sana vereyim, dediğinde içimden; dünya nimetlerinden olan birşeyi senden istemeyi geçirmiştim.
Bakî olanı (ahireti) fanı olana tercih etmekte gecikmedim. Senden, benim cennette senin arkadaşın olmam için Allah'a dua etmeni is­tedim».
Rasûlüllah (s.a.v.) uzun süre sustuktan sonra :
 «— Bundan başka bir istediğin var mı?» dedi.
«— Hayır, Ya Rasûlallah! Ben senden birşey isteyecek durumda değilim».
«— Öyleyse çok secde etmek suretiyle nefsine yardım et. (Çok ibâdet ederek nefsini koru)».
Dünyada kendisine hizmet etmek ve sohbetinde bulunmak şerefine nail olduğum gibi, Cennet'te de Rasûlüllah'la (s.a.v.) arkadaş ol­mak bahtiyarlığına nail olmak için çok ibâdet etmeye başladım».
«Bu hadisenin üzerinden uzun bir zaman geçmeden Rasûlüllah (s.a.v.) beni çağırıp" :
«—Evlenmek istemez misin  Rabia?!» dedi.
«— Hiçbir şeyin beni sana hizmetten alakoymasmı istemem ya Rasûlallah!
Hem benim evleneceğim kadına verebileceğim ne mehir param, ne de onu geçindirecek param var». Rasûlüllah (s.a.v.) bunun üzerine sustu.
İkinci defa beni gördü :
«— Evlenmek istemez misin Rabia!» dedi. Ben yine önceki gibi cevap verdim. Fakat yalnız başıma kalınca, yaptığıma pişman oldum :
«— Yazıklar olsun sana Rabia!...» dedim.
«— Vallahi, Peygamber senin dinin ve dünyan için sana uygun olanı senden daha iyi bilir. Eğer bundan sonra bir daha Rasûlüllah (s.a.v.) beni evlenmeye davet ederse, kabul edeceğim».
Bunun üzerine uzun bir zaman geçmeden Rasûiüilah fs.a.v.) bana : '<— Evlenmek istemez misin Rabîa!» dedi. Ben de :
«— İsterim ya Rasûlallah! Ama beni kim evlendirecek? Benim durumumu biliyorsun!»
Falancalara git ve onlara şöyle söyle : «Rasûiüilah (s.a.v.) size kızınız falanı bana vermenizi emrediyor».
Utana utana onlara geldim :  ,
«— Rasûiüilah (s.a.v.)  kızınız falanı benimle evlendirmeniz iç beni size gönderdi»,
«— Falan kızı mı?»
 «— Evet».
- Rasûlüllah'ın (s.a.v.) ve Rasûlüllah'ın (s.a.v.) elçisinin başımizın üzerinde yeri vardır. Vallahi, Rasûlüllah'ın (s.a.v.) elçisi ancak is­teği yerine geldikten sonra döner...» dedilerve beni o kızla nikahladılar.
Bunun üzerine Rasûlüliah'a (s.a.v.) gelip :
«— Ya Rasülailah! En hayırlı evden geliyorum. Onlar benim doğ­ruluğuma inandılar, bana ikramda bulundular ve kızlarını bana nikah­ladılar. Onlara mehri nereden vereceğim?!»
Rasûlüllah, (s.a.v.) Bureyde İbnu'l-Hasîb'i -Kavmim Benî Eslem'in ileri gelenlerindendi- çağırıp şöyle dedi :
«— Bureyde! Rabia için bir çekirdek ağırlığında altın topla». Benim için o kadar altını topladılar. Rasûiüilah (s.a.v.} bana :
- Bunu onlara götür:  Bu, kızınızın mehrîdîr de». Onlara geldim, mehri verdim. Kabul edip beğendiler ve şöyle de­diler :
«— Bu, çok ve iyidir». Rasûlüliah'a (s.a.v.) gelip :
«— Şimdiye kadar onlardan daha cömert ve .iyi kimseler görme­dim. Verdiğimi —az olmasına rağmen— beğenip şöyle dediler :
«— Bu çok ve iyidir. Ya Rasûlallah! Düğün ziyafeti için nereden para bulacağım?»
Rasûiüilah (s.a.v.) yine Bureyde'ye :
«— Rabia için bîr koç parası toplayın», dedi ve benim için besili, büyük bir koç satın aldılar.
Rasûiüilah (s.a.v.) bana :
«—Aişe'ye git ve ona, evdeki arpayı vermesini söyle» dedi. Ona gittim. Aişe bana :
«— Şu zenbili al. İçinde yedi şa' arpa var. Ondan başka da hiç yiyeceğimiz yok», dedi.
Koçu ve arpayı karımın ailesine götürdüm. Onlar :
«— Arpayı biz hazırlarız. Arkadaşlarına, koçu hazırlamalarını söy­le» dediler.
Koçu alıp, — Eslem'den bazılarıyla— kestik. Derisini yüzüp etle­rini pişirdik. Artık bizim de ekmek ve etimiz vardı. Düğün ziyafetine Rasûlüllah'i (s.a.v.) davet ettim ve o davete icabet etti.
Daha sonra Rasûlüllah [s.a.v.), Ebû Bekimin arazisine komşu bir yeri bana bağışladı. Böylece dünyalık malım da olmuştu. Hattâ bir hurma ağacı yüzünden Ebû Bekir'le anlaşmazlığa düştüm.
Ben :
«— O hurma ağacı benim arazimin içindedir» diyordum, O da :
«— Hayır, aksine benim arazimdedir» diyordu.
Yaptığımız münâkaşa sonunda Ebû Bekir bana, kötü bir söz söy­ledi. Sonra pişman olup :
«— Rabia! Ödeşmemiz için, o sözü aynen sen de bana söyle» dedi.
«— Hayır vallahi, ben bunu yapamam» dedim.
«— Öyleyse gidip senin benimle ödeşmediğini Rasûlüllah'a [s.a.v.} şikâyet edeceğim» dedi.
Peygamber'e gitti, ben de peşinden gittim. Kavmim Benî Eşlem de benim peşime düşüp, şöyle dediler :
«— Hem önce sana hakaret eden o, hem de senden önce gidip Rasûlüllah'a [s.a.v.) şikâyet eden o, olur mu öyle şey».
Onlara dönüp :
«— Yazıklar olsun size, bunun kim olduğunu biliyor musunuz?
Bu, Ebû Bekir es-Sıddîk'tır.
Bu, müslümanlarm şeyhidir...
Gelip sizi görmeden dönünüz. Çünkü o, si2in sırf bana yardım et­mek için geldiğinizi zannedip öfkelenecek, sonra RasûîüMah'ın [s.a.v.) yanına gidecek, o öfkelendiği için Peygamber de öfkelenecek. O ikisi öfkelendiği için Allah da öfkelenecek ve Rabia da mahvolacak».
Bunun üzerine geri döndüler.
Ebû Bekir Peygamber'e gidip olayı olduğu gibi anlattı.
Rasûlüllah [s.a.v.) başını kaldırıp bana :
«— Rabia! Siddîk'la aranızdaki mesele nedir?»
«— Ya Rasûİaüah! Ebû Bekir kendisinin bana söylediği sözü benim de ona söylememi istedi ve ben de isteğini yerine getirrnedim».
«— Evet, onun sana söylediğini, sen ona söyiememelisîn. Fakat sen şöyle söyle : Allah, Ebû Bekir'i bağışlasın».
Ebû Bekir'e :
«— Allah seni bağışlasın Ebû Bekir!» dedim.
Ebû Bekir, gözleri yaş dolu :
«—Allah, benim yüzümden sana hayırla karşılık versin, ey Rabia İbn-i Ka'b».
«— Allah, benim yüzümden sana hayırla karşılık versin, ey Rabîa İbn-i Ka'b» diyerek ayrıldı.[2]




[1] Sofa (Suffe): Rasûlüilah'ın (s.a.v.} mescidinde bir yerdir. Evleri olmayan yoksul  müslûmanlar orada' kalırlardı ve bunlara Ehlu's-Suffe denilirdi
[2] Rabîa İbn Ka'b hakkında geniş bifgi için aşağıdaki eserlere bakimi
1- UsdVI-âabe, H/1T1
2- EI-isabe, 1/511
3- EI-İstîab (el-İsabe'nin hamişinde), İ/506
4- EI-Bidaye ve'n-nihaye, fi.  335-336
5- Kenzu'i-ummal,  Vll/36
6- Et-Tabakatu'l-Kubra,  iV/313
7- Musnedu Ebî Davud, s. 161-162
8- Tarîbu'I-hulefa, s. 56
Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/281-287.

0 Değerli Yorumlarınız:

Yorum Gönder

Arabic Korean Japanese Chinese Simplified Russian Portuguese
English French German Spain Italian Dutch

GÜLŞAH ÇOCUKEVİ

Sitemi beğendiyseniz sadece bir defaya mahsus olmak üzere g+1 butonunu tıklayarak tavsiye edebilirsiniz.. teşekkür ederim.

❀✿İzleyiciler❀✿

❀✿Google+ Followers❀✿

❀✿Son Yayınlar❀✿

❀✿Değerli Yorumlarınız❀✿

Power by: Blogger modifiye

❀✿Popular Olanlar❀✿

❀✿Ziyaretçilerimiz❀✿


web stats Neler Okunmuş hangi sayfa Tıklanmış :) Flag Counter

❀✿Archive❀✿